Menu
29 Nisan 2017

Ruhi Su’nun sesi bugüne nasıl ulaştı?

Serdar Nâzım Yüce

Bir büyük ozan, Türkiye’nin aydınlığının bas bariton sesi Ruhi Su… Kalkıp göç eyleyeli yıllar yıllar oldu ama sevenleri hiç azalmadı, aksine çoğaldıkça çoğaldı. Bugün ‘Drama Köprüsü’nü aramızda bilmeyen var mıdır?

 

Komünistler gücünü birlikte mücadeleden alır. Ruhi Su’nun da gür sesi, ozan telinin yanında gönüllerde yer etmesi bu örgütlülüğe dayanır. Ruhi Su’nun dostları vardır, yoldaşları vardır. Sadece bugün değil, o zamanlar da “bana ait” sözcüğünü öylece pervasız kullananların dünyasıdır bu, kapitalizmin kirlettiği insanlık dünyası. İşte o “bana ait” diyenlerin dünyasında Ruhi Su’yu Ruhi Su yapan şey biraz da “bana ait” lafından geçip birçok şeyi feda edebilenlerin varlığı, hatta çokluğudur. Ruhi Su, onca baskıya rağmen türkülerini söyleyebilmişse, hapislerden çıkıp yılmamış salonlarda, meydanlarda yüzbinlere ulaşabilmişse bunda yoldaşlarının da emeği, özverisi ve kavgası vardır. Ruhi Su’nun yoldaşları, yarın ne olacağı kaygısının kafasına vura vura eldekini avuçtakini feda edebilenlerdir; çıkacak ses sadece bir bas bariton yoldaşın sesi değil, komünistlerin, işçi sınıfının gür çığlığıdır çünkü. Eylemde yürürken kol kola girer gibi, dayanışılır Ruhi Su’nun türküleriyle… Uzun lafın kısası bu yazı, bir dayanışmanın, tam da Ruhi Su’ya yakışır bir ‘İmece’nin öyküsünü anlatır.

Devrimci hareket sesini yükseltmiş, işçi sınıfı grev ve direnişlerle Türkiye siyasetini sallıyor. Sanatla siyaset iç içedir, sınıf mücadelelerinin yükseldiği dönemlerde, devrimci sanatçıların üretimlerindeki gözle görülür artış asla tesadüf değildir. Ruhi Su da 50’lerde başlayan siyasal hareketliliğin öncü sanatçılarından biridir. TKP tevkifatlarında isminin başlarda yer alması, bu yüzden 52’de işinden olması ve hapse düşmesi, Sıdıka anneye ‘Mahsus mahal derler / Kalırım zindanda” diye seslenmek zorunda kalışı bu durumun ‘sudaki sureti’dir.

51 Tevkifatı’nın ardından, yıllar sonra özgürlüğüne kavuşunca Ruhi Su’nun türküleriyle çınlar meydanlar, tezgahlar, okullar. ‘Ezgili yürek’in sesi her geçen gün ünlenmektedir ve her geçen gün daha da tehlikelidir Ruhi Su; susturulmalıdır, sindirilmelidir. Ama ozanımız türkülerini söylemek, edindiği “büyük görev” uyarınca türkülerini sınıfına ulaştırmak zorundadır. Bundandır, plak şirketlerine düşer yolu. Çaldığı her kapı yüzüne kapanır. O gitmezden evvel polis çalmıştır plakçıların kapısını. Plakçılara “Ruhi Su yasak” denmiştir, tehditler savurulmuştur. Bazıları bu ‘yasak’tan habersiz “tamam” derler, ne de olsa karşılarındaki koskoca Ruhi Su! Ne var ki Ruhi Su’nun sevinci çok sürmez, malum yasak “tamam” diyenlere de ulaşmıştır. Ruhi Su, çeşitli bahanelerle oralardan da geri çevrilir. Ben doğmadan on yıl önce hayata veda etmiş bir ozan olduğu için görmedim tabii ama iddia ediyorum; Ruhi Su ellerini başının arasına koyup “ah, vah” etmemiştir, dememiştir ki “Azıcık uslu dursaydım da bugün bunlar başıma gelmeseydi!”

Ruhi Su, neyi temsil ettiğini bildiği için, yalnız olmadığını da bilmektedir. Tam bu noktada yoldaşları devreye girer, “Hadi bir el atalım” der gibi… Kimi arabasını satar, kimi altınlarını bozar, kimi ek iş yapar. Yurtdışından destek gelir, özellikle de Almanya’dan. Yüzlerce aydın bir olup, “Onlar plakçıları korkutuyorsa biz de kendi plakçımızı kurarız” derler. Böylesi bir dayanışmanın sonucunda kurulan plak şirketine verilen isim de özetin özetidir: İMECE Plakları… Yıl 1963’tür.

İmece Plakları yoluna eşi benzeri görülmemiş bir dayanışmayla başlar. Abonelik sistemi yapılır önce. Zamanın 50 lirasıdır abonelik bedeli. Bu 50 lira karşılığında, çıkan 4 Ruhi Su plağı aboneye verilir. Ruhi Su’nun plakları dalga dalga yayılır bu sayede.

İmece, abonelerine gönderdiği plakların içine bir de kitapçık koyar. Plaktaki türkülerin hikayesi ve sözleri yazılıdır bu kitapçıklarda. Kitapçıktaki metin Türkçe’nin yanında Almanca, Fransızca ve İngilizce’ye de çevrilmiştir. İmece, aynı zamanda türkülerimizin başka dillerde yer etmesinin de öncüsüdür.

İmece, bu dönemde Ruhi Su’nun 16 adet 45’liğini, 12 adet de longplay’ini bastı. Bunların bazılarında ‘Ezgili Yürek’e Sümeyra Çakır, bazılarında da Dostlar Korosu eşlik etti.

Pikap dönmeye başladığında, ilk önce Ruhi Su’nun “Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri” diye gürlemesi duyuldu. Ki bu albümün kapak fotoğrafı da fotoğrafçı Ara Güler’e aittir. Bu ilk albümün hemen ardından Ruhi Su’nun herkesin bildiği türküsü geldi. O “Drama köprüsü Hasan dardır geçilmez / Soğuktur suları Hasan bir tas içilmez / At martinini de bre Hasan dağlar inlesin” diye ünledi, devrimciler “Drama mahpusunda Hasan Yoldaş dinlesin” diye devamını getirdi.

Ruhi Su, geçen sürede Orhan Veli’nin ‘Pireli Şiir’ini de seslendirdi, yasaklı Nâzım Hikmet’in ‘Masalların Masalı’, ‘Kurtuluş Savaşı Destanı’ ve “Rubailer”ini binlere ulaştırdı. Pir Sultan’dan Karacaoğlan’a, Muhyi’den Kul Halil’e; unutulmaya yüz tutan onlarca türkü peşi sıra halkın diline pelesenk oldu.

Peki kimler destek oldu Ruhi Su’ya?

Başta Halet Çambel’i saymak gerekir herhalde. Türk arkeolojisinin simge ismi, komünist bilim insanı Halet Çambel’i anmadan olmaz...

Yazar, çevirmen ve akademisyen Sabahattin Eyüboğlu... Eyüboğlu da Ruhi Su gibi TKP tevkifatları isimlerinden. O da Ruhi Su için oluşturan ‘İmece’de en başta yerini alanlardandı. Eyüboğlu, “Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri”nin yer aldığı ilk plağın arka kapağında şunları yazacaktı:

“…Ama halk türküleri halkı sevmeden, saymadan da söylenebilir, daha çok da öyle söylenegelmiştir, halkın masalları, atasözleri gibi. Kan ağlayan ağıtlar, yiğitçe baş kaldıran koçaklamalar, derin bir insancalık yüklü nefesler sırıtkan, yayvan ağızlarda eğlencelik, göstermelik haline gelmişlerdir. Bu yüzden de, yurt ve dünya aydınları can kulağıyla dinleyemez olmuşlardır türküleri. Bu yozlaştırmaya ‘yeter!’ diyor gibidir Ruhi Su’nun yanıklığı uyanıklığa çeviren gürbüz sesi, saza bile başını eğmeden, göğsünü gere gere türkü söyleyişi.”

Attila Özkırımlı, Mina Urgan, Berke Vardar, Muazzez Arsebuk’u da sayarız, daha yüzlerce namuslu aydının da elini taşın altına gözünü kırpmadan koyduğunu unutmadan.

Son olarak, işte Ruhi Su, böylesi bir birliğin nihayetinde Ruhi Su’dur. Öldükten sonra bile cenaze törenine ve hatta mezar taşına saldırı düzenlemesi başka nasıl açıklanabilir? Çok iyi biliyorlar, ‘Ezgili Yürek’in tek başına atmadığını, tek başına atsaydı çoktan kara saplı kör bir bıçağın Sansaryan’da ona girivereceğini. Sahi, ‘Drama Köprüsü’nü dinlerken o yüreğin şimdilerde atmadığını düşünen var mı?

 


Herkes bilsin