Menu

Marx’tan Önce, Marx’tan Sonra

 

Ölümün üzerinden 150 yıl geçti. Yendi, yenildi, düştü, kalktı. Ama hâlâ insanlığın düşünsel serüveninin en ışıltılı durağı...

 

5 Mayıs 1818’de doğdu, 14 Mart 1883’de öldü. Marx, bir 19. yüzyıl karakteridir. Onu anlamak için 1848 devrimini bir başlangıç sayabiliriz; bu durumda 1871 Paris Komünü de bir sondur. Elimizde var olan yığın, iki devrim arasına sıkışmış bir teorik patlamadır. Komünist Manifesto 1848’dedir; Kapital, bir bölümünün basımı ölümünden sonraya sarksa da 1860’lı yıllardadır.

Bir kültürel karmaşanın ürünüdür Marx. Babası zorunlu sebeplerden vaftiz olmuştu ama annesi ölene kadar Yahudi inancına sadık kaldı. Doğduğu evde, Immanuel Kant ve Voltaire pek popülerdi. Aydınlanmacı bir evdi burası, Voltaire’e de, Yahudi geleneklerine de yer vardı.

Ama Marx, Voltaire’in izinden gitti. Yaşadığı çağ, Avrupa ideolojisinin henüz şekillendiği bir çağdı. Aydınlanmanın ışığı azalıyor, Alman romantizmi ile birlikte kilisenin rolü artıyordu. Osmanlı İmparatorluğu’na ayaklanan Hellenler’in yarattığı heyecan dalgası bütün Avrupa’yı sarmıştı. Avrupa kendi köklerini antik Hellenler’de arıyordu.

Marx, bu arayıştan etkilendi. Eğitimini, Antik Hellen düşüncesi üzerine düşünerek tamamladı. “Demokritos ile Epikouros'un Doğa Felsefelerindeki Ayırım” gibi ayrıntılı bir tez yazacak kadar bu konuda bilgiliydi.

Ama yaşadığı çağ bir felsefe çağıydı. Kant ve Hegel gibi büyük düşünürlerin nefesleri, aydın adaylarının ensesindeydi. Fransız Devrimi, Almanya’da adeta düşünsel alanda gerçekleşiyor, o zamana kadar ki bütün düşünme biçimleri Alman entelektüelleri tarafından yerle bir ediliyordu. Genç Marx’ın bütün bu karmaşa içinde yolunu bulması çok zordu. Ama işte tam o anda Feuerbach adındaki filozof ve ilahiyatçıyı keşfettiler. Feuerbach, Kant ve Hegel’in idealar evreninin karşısına belirleyici bir güç olarak doğayı çıkarıyor ve deyim yerindeyse idealizmin hokuspokusuna kendince son veriyordu. Marx, arkadaşı Engels’le birlikte bu mütevazı adamın peşine takılıp “Foyerbahçı” olmakta tereddüt etmedi. Tarihsel Materyalizm’in yolunu iki kafadara işte bu “Foyerbah” açmıştı. “Alman İdeolojisi” haliyle Alman idealizminin bir eleştirisi şeklinde biçimlendi. Marx, burada Feurbach’tan yola çıkarak yeni bir dünya görüşünün felsefi temellerini atıyordu.

Ama hâlâ her şey, Alman ideolojisinde olduğu gibi felsefenin alanında cereyan etmekteydi. Felsefe “insanlar” üzerinden konuşuyordu ama felsefenin soyut insanının bir karşılığı yoktu. O insanlar, gerçek toplumda bir sınıfa aitlerdi. Yani insan ya işçi sınıfına ya da burjuvaziye dahildi ve bu iki insanı aynı torbaya atıp, ortak bir insan varmış gibi konuşmak doğru değildi.

Bu itiraz, ekonomi politik araştırmalarının yolunu açtı. “Kapital” o yolda alınan mesafenin adıdır. Ancak, ne Marx ne Engels bu dramatik yolda bir “iktisat teorisi” geliştirme amacında değildi. Onlar mevcut düzenin işleyiş yasalarını açığa çıkarmak istiyorlardı. Kapital, bir yandan mevcut “iktisat bilimi”nin bir eleştirisi olarak gelişti, öte yandan mevcut düzenin iktisadi gelişim tarihi olarak şekillendi. Bir bütün olarak kapitalist üretim süreci ilk kez Kapital’in sayfalarında tarif ve formüle edildi.

Bütün bunlardan amaç, kapitalist üretim sürecini yıkıp, yeniden, üretime göre değil insanların ihtiyaçlarına göre şekillenmiş bir toplum biçimini inşa etmekti. Onlar buna “komünizm” diyordu. Komünizmden maksat, kapitalizmin yıktığı eski organik toplumsal ilişkilerin bilimsel bazda yeniden inşa edilmesi, ya da bir başka deyişle “iktisadi toplum”un reddedilmesiydi.

1848 devrimi alt sınıf ile orta sınıfın birlikte giriştiği bir hareketti. Sonra orta sınıf alt sınıfa ihanet etti ve devrimin düşmanları ile anlaştı. Alt sınıfın bundan çıkardığı ders, uzun bir yola tek başına çıkmak zorunda olduğuydu. Bu bilinç Marksizm’in bir “işçi sınıfı ideolojisi” olarak şekillenmesinde etkili oldu. 1871 Paris Komünü, o sınıfın iktidarı almak için giriştiği ilk hareketti; ama o sınıf henüz bunu başarmaya hazır değildi.

Ölümün üzerinden 150 yıl geçti. Yendi, yenildi, düştü, kalktı. Ama hâlâ insanlığın düşünsel serüveninin en ışıltılı durağı.

İnsanlık tarihi kabaca iki parçaya ayrılabilir: Marx’tan önce ve Marx’tan sonra. Biz, hepimiz Marx’tan sonranın çocuklarıyız.

Şanslıyız!


Herkes bilsin