10
Şubat

Özgürlük Üstüne Düşünmeyen İnsanların Çağındayız

10 Şubat 2012 Yazar: Aykırı Akademi

(Kapak resminde kullanılan illustrasyonlar Robert Neubecker ve HikingArtist'e aittir.)

 

Enver Aysever yeni romanı 'Yazgıcılar'da bir sitenin sakinleri üzerinden çağın temel travması dediği izlenme, dinlenme ve gözlenmeyi anlatıyor. Aysever, 'Özgürlük üstüne daha çok düşünmeliyiz' diyor

 

Haber: İpek İzci, 10/02/2012

 

‘Yazgıcılar’ı yazmaya karar verdiğinizde aklınızdaki ilk cümle neydi?

Benim yazarlık serüvenimde şöyle ilginç bir şey var: İlk romanım ‘Bir An Bin Parça’, “Aslında başka bir roman yazacaktım” diye başlıyor. Başka bir roman yazmanın hayalini kurarken o romanı yazmıştım. Ardından çok katmanlı bir kurgu yaptım ve onunla boğuşurken bir gün geldi, o romanı yazmak istemediğime karar verdim çünkü aklım ‘Yazgıcılar’ın teması üzerindeydi. Bir gece aslında ‘Yazgıcılar ile ilgili bir hayli kanaatimin oluştuğunu fark ettim, notlarım vardı, tam yönümü bulmuş değildim ama ne yapmak istediğimi biliyordum. İzleme, dinleme ve sis arasında kurduğum bir ilişki vardı. Oradan yola çıktım. Zaten roman “Sisli bir gece ve roman yazmak için uygun bir gece” sözüyle başlıyor. 

 ‘Yazgıcılar’ı nasıl tanımlayabiliriz?

İzleme, dinleme ve gözlenme bu çağın temel travması. Dolayısıyla ‘Yazgıcılar’, yaşadığım kentin, bu coğrafyanın insanlarının işte bu travmasını anlatıyor. Bu çağın, modernitenin hemen sonrasındaki bu bilişim şizofrenisinin, bir yanıyla da yabancılaşmanın ve yalnızlaşmanın romanı. 


Kitabın ana karakteri EA, Enver Aysever’in ilk harfleri. Tamamen siz olmadığınız için kısaltma ama sizden kopuk biri olmadığı için de başka bir isim veya kod değil, EA…

Bence çok yerli yerinde bir tahlil bu. Bu bir roman ve kurmaca, neticede yazarın dünyasının tamamen dışında bir şeyden söz edemeyiz. Edebiyatın kendi gerçeği içinde yüzde yüz kurmaca olduğunu düşündüğünüz yapıtlarda bile yazarın doğal olarak bir payı vardır: Yazma fikrinden kaynaklı bir paydır bu ki zaten ben ‘tanrı yazar’, ‘tanrı anlatıcı’ fikrine tamamen karşıyım. 

Kitapta özellikle ilk bölümlerde ağırlıklı bir şekilde deneme tadı var. Dolayısıyla sanki ‘Yazgıcılar’da roman ve deneme türü bir arada gibi...

Duymak istediğim tespitti bu. Bence roman, felsefe yapmanın bir aracıdır. Romanda bir filozof gibi felsefe yapılamayacağına göre, deneme gibi olağanüstü bir olanaktan faydalanılması gerektiğini düşünüyorum. Deneme ve roman yazmayı seviyorum ve denemeci olarak romanın, romancı olarak da denemenin içinde yer almayı seviyorum. Bu tür müthiş bir avantaj sağlıyor, romanı bir başka sürece taşıyor.

Nasıl?
Şöyle ki, okurla bir denemeci gibi paylaşmak, dertleşmek, söyleşmek, bazen şiirin olanaklarından faydalanmak, bazen gerekli alıntıları koymak roman türünü güçlendiriyor. 

Başkahraman EA’ya dönersek...

EA tartışılmasını istediğim biri. Bir tarafıyla yenilmiş, bir tarafı hep var olan, hep de var olacak bir derin ahengi sağlayan ama bir o kadar da çelişkileri olan biri. Dolayısıyla onun üzerinden bir ayna tutma ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. “ Türkiye’nin aydınları tembel”, gibi laflar ediliyor. Yani Türkiye’nin her tarafı doğru, sadece okur-yazarları mı problem? Ya da “Bitti artık aydınlar çağı” deniyor. Belki büyük peygamber türü aydınlar çağı bitti ama hâlâ dünyada yazan, çizen, düşünen söyleyen, itiraz eden birileri var ve onlar olduğu için dünya hâlâ umut vaat ediyor… 


EA, ‘Gibi Site’ sakinleri arasında bir ‘öteki’. Dolayısıyla site sakinleri ve Yazgıcılar üzerinden toplumun öteki olandan korktuğunu görüyoruz...

EA’nın ötekiliği marjinal bir hayat sürdüğü için değil, sadece hayata dair bir bilgeleşme arayışı içinde olmasından geliyor. 

 “Kitaplar benim dinimdir” diyor.

Bak cevabı sen verdin zaten. “Benim dinimdir” diyen birisi bizde hiç sevilmedi, dünyada da çok seviliyor mu emin değilim. 

 ‘Gibi Site’ sakinlerinin kitaplardan korktuğunu görüyoruz. Neden korkulur kitaptan?

Çok basit bir nedeni var: Kitap ve soru arasında bir ilişki var. Her kitap iyi bir sorudur. Zaten iyi bir soru olmayan bir kitap da iyi bir kitap değildir. Dolayısıyla soru sormaya bir kere başladığınızda alışkanlık edinir ve sormaktan vazgeçemezsiniz. Cevapları olduğunu düşünen insanlar kolaylıkla ikna edilebilirler. Oysa ki soruları iyi olan insanlar kolay ikna edilemezler. Çünkü aslında cevap dediğimiz anda yeni bir soru üretmeye başlarız. Bunun da adı yaratıcılık. Yaratıcılıktan rahatsız olur bütün düzen. Ve biz yaratıcılıktan rahatsız olanların içinde soru sorma fikrini kitaplar aracılığıyla yeniden üretiyoruz. Bence kitaplar kim olduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi, Tanrı var mı yok mu’yu ve daha bir sürü başka soruyu sorduruyor. Büyük kaotik düzen bizi soru sormadan ayakta kalmanın mümkün olduğuna ikna etmeye çalışıyor. 

Kitapta diyorsunuz ki, “Değişen çağ, koşullar, iki tür temel sorun ortaya koyuyor: Manevi değerlere saygının azalması ve inanç yoksunu kitlenin hızla büyümesi.” Bugünün gündemine denk düşüyor gibi...

Tabii bütün bunları ‘Yazgıcılar’ın bakışından bir hiciv ederek söylüyorum. Yazgıcıların kafasında bir toplum mühendisliği projesi var. Her zaman birilerinin bir toplum mühendisliği niyeti olur fakat çoğu zaman o toplum mühendisliği kudretine sahip olanlar da bir mühendisliğin ürünüdür. Dolayısıyla bizim anladığımız anlamda bir özgürleşmeden söz etmemiz çok zordur ama ölçütü koyduğunuz işlemler bunun farkında olmaz çünkü o an kudretlidir. Halbuki biz diyoruz ki en güçlü olunan an, bir yönüyle de en zayıf olunan andır. Bunu çok iyi tahlil etmek lazım. 

Ben romanı okurken aklıma Michel Foucault geldi. Hani der ya, insanlar sistemin içine doğar ve bu sistemin içinde izlendiklerini bilerek yaşarlar. Dolayısıyla bir hapishanenin içindedir herkes...

İnsan gerçekten bir hapishanenin içinde ama bu hapishane düzenin bize koyduğu hapishane mi, yoksa boyun eğmenin getirdiği bir doğal sonuç mu? Özgürlük üstüne yeterince düşünmeyen insanların çağındayız. İnsanlar özgürlüğü ne kadar talep ediyorlar? Öğrenilmiş bir özgürlükten bahsediyoruz. O öğrenilmiş özgürlüğün özgürlük olmadığını söylediğimiz zaman öteki oluyoruz.

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri