15
Şubat

Güç Devşirme Çağındayız

15 Şubat 2012 Yazar: Aykırı Akademi

Enver Aysever, yeni romanı “Yazgıcılar”da “Gibi Site” üzerinden okuyucuya küçük bir Türkiye imgesi gösteriyor.

 

Canan Hatiboğlu, Vatan Kitap, 15 Subat 2012 Carsamba

 

Bu kitabı yazma fikri nereden doğdu?

Ben her ne kadar medyada başka türlü tanındıysam da o tanınma sürecinden önce tiyatro ve edebiyat vardı. Doğal olarak yazma fikri hep içimdeydi. İlk romanım yayınlanmıştı. Başka bir roman yazıyordum, epey de ilerlemiştim ama bazen olur ya o yazdığın şeye bir bakarsın ki yok, samimi değilsindir ve bunu anlatmak istemediğini düşünürsün. Olmadı, biraz geri çekildim. İzleme, dinleme ve gözleme süreçlerinin Türkiye’deki ve dünyadaki türlü ve korkunç örnekleriyle karşılaşıyordum. Bir taraftan da bu sürecin yabancılaşmayı tetikleyen bir durum olduğunu düşünüyorum. Bu yabancılaşma fikri; izlemelerin, dinlemelerin, gözlenmelerin insan ruhundaki travması ve toplumsal olarak neye denk düştüğünü sorunsal hâline getirdim. Benim “derin bir gammazcılık çağı” dediğim bir çağı yaşadığımızı düşünüyorum. Gammazlamanın meşruluğundan söz edebilirsiz, bir jurnalcilik çağı...

Genel olarak bakacak olursak ne kadar kurmaca ne kadar gerçek? Kitapta küçük bir Türkiye izleği olarak “Gibi Site”yi görüyoruz.

Şöyle bir tartışma yaparsak: Bir romanın roman olmasının koşulları var. Koşullardan bir tanesi kurmaca olması, düz çizgisel bir hikâye anlatmasa bile bir örgü içerisinde bir hikâyeyi anlatması, kişilerinin olması... Ama bunun o kadar çok yolu var ki... Bu zenginlikleri keşfetmek, ilmek ilmek dokumak yazarın işi... Hiç kuşkusuz dilin lezzetini de dahil etmeli bu sürece... Tüm bunlardan hareketle bir tarafı elbette Türkiye... Ama şu soruyu sorma hakkımız var mı? Örneğin Kafka’nın Dava’sı neresi? Ya da “Gibi Site”den Berlin’de olmadığını söyleyebilir miyiz? Dünyanın her yerinde beyaz yakalıların yaşadığı travma, içlerindeki o korku, etraflarına çevirdikleri çitler yok mu? Bizim payımıza düşen de bu hâl... Zaten edebiyat böyle bir şey...



JURNALCİLİK BİR TARZ-I SİYASET

“Gibi Site”de çok kişi jurnalci... Türkiye’ye baktığımızda, biz de jurnalci bir toplum mu olduk?

Bizim coğrafyamızda jurnalcilik bir kurum, devletin bir aygıtı... Yasalarla ve buyruklarla neredeyse bir tarz-ı siyaset olarak kullanılmış. Baktığımızda ahlaki olarak bir meşruiyeti yok, insanlar çok hoş bakmıyorlar buna... Fakat 12 Eylül’le beraber başka bir tablo doğuyor. Jurnalcilik bir meşruiyet sağlıyor, ahlaki tarafı ortadan kalkıyor. Yıllarca toplumsal bir statü haline geliyor ve kılıflar edinmeye başlıyor. Şimdi medya jurnalcileri çağındayız. Köşelerinden, ekranlarından hedef gösteren, bir istihbaratçı gibi davranan ve bütün bunlardan rahatsız olmayan insanlar var. Sıradan insan da güç odaklarına yakın olmak adına jurnalciliği bir kimlik hâline dönüştürüyor. Burada bir utanmazlık durumu olarak da görmüyor.

Bunun gazetecilik olarak niteleyenler olacaktır...

Gazeteci, kamu yararı güder ve gerçeği arar. Suçu topluma jurnallemek doğru bir iştir. Bir yerde bir yolsuzluk varsa bulup çıkartır ve topluma jurnaller. Ama gazeteci olarak, cadı avına çıkanların tarafında olur ve cadı avına çıkarsa o zaman başka bir şey olur. Artık bunun bir ahlaksızlık sayılmaması, hatta bir konum hâline dönüşmesi bir travmadır. Büyük resimde iktidara dayanak yapan gazeteciler, aydınlar olunca ilkokulda da, bir sitede de, Türkiye’de de böyle olur. Güç devşirme çağıdır bu... Sus payını alabilmek için köpekleşme denir buna. Bu bekçilik hali çok tiksindirici...

Yazgıcılar bu jurnalciliğin neresinde? Yoksa derin devlet olarak ifade etmek daha mı doğru?

Hepsi birden niye olmasın? Bu coğrafyada bir tarif var: Alın yazısı. Alın yazımızı kim yazıyor? Alın yazımızı kimin yazdığını düşünmek lazım. “Big Brother” imgesi artık tam karşılamıyor, ötesinde bir şey, küresel kapitalizm var. Romancı tam da bunu sezerek itiraz etmeye başlamalı. O yüzden bu, bir anlamda Yazgızılar’la yazarın da yüzleşmesidir. Yazarın belirgin olmasının nedenlerinden biri de budur. Ben okura da sezgileriyle yeniden bakmaya ve bu romanı kurmaya yeniden davet ediyorum. Kendini gizlemek yerine kendini saydamlaştırarak kurgunun bir parçası olmak gerek...

Hem kurmaca hem gerçek EA,  yaşamının her yanında kendini tanımlayan alıntılar yapıyor.  Bunu nasıl yorumlamalıyız?

İyi niyetli yorumlayabileceğimiz gibi kötü niyetle de yorumlayabiliriz. Kötü niyetli yorumlarsak, kendi özgün fikrini oluşturamamış, hep referans vermek zorunda kalan bir adam... Öbür taraftan baktığınızda bir okur-yazarın soyağacı vardır. O soyağacına eklemlenmek de hoşluktur. Bu ikisi arasında okur karar vermeli bence. EA’nın kendini ifade ettiği yazar coğrafyasının da bütünlüklü bir hali var. O bastığı toprak bereketli bir toprak... Şu soru sorulabilir: O toprakta kendisi yeşerebilmiş mi yoksa kendisi solgun ve yılgın mı kalmış? Bu soruyu da okura bırakmak gerek..

EA, profilin ritminden neden soyutlanıyor?

Sen mesela gazetecilik yapıyorsun bu ülkede, edebiyatla ilgilisin. Doğal olarak iç sesin, hayatı soluma biçiminle derin bir uyumsuzluk yaratıyordur mutlaka... Herkes için bu derin uyumsuzluğun sınırlarını ve boyutlarını anlamaya çalışmamız gerekir. Bazen umudun diridir, çünkü yaşın çok gençtir. Bazen yaşın çok ileridir, ama yine de umudun diridir çünkü mücadele seni beslemiştir. Bazen de çok genç ya da ileri yaşta başka bir tavır ortaya çıkmıştır, o da yorgunluk, yılgınlıktır. Bu yılgınlık bazen sana dayatılır. Bir yandan kendi bildiğin fikir dünyası peşinde koşma iradesi vardır. Bir taraftan kavga edecek kadar güçlü olmadığını hissedersin. Birileri de kavga etmiş ve yenilmiştir. Bütün bunlardan dolayı akan ve sana dayatılan ritimle pek de başın hoş olmadan kenara düşebilirsin. İşte bunlardan herhangi biri, hepsi ya da bazıları, bir problematiğin içinde. EA’da öyle...

EA, hem Enver Aysever hem de kurmacanın ta kendisi!

Ben yazar olarak elbette ki bir takım tezleri öne süren birisiyim. Bunlardan bir tanesi de eskiden tartışılan tanrı-yazar tipinin öldüğünü düşünüyorum. Tanrı-yazar tipi bildiğinden kuşku duymaz. Fakat bu sefer bildiğinden kuşku duyan, arada ironisiyle müdahale eden, kendisi de girip çıkmaktan çekinmeyen bir yazar tipinin bizim aynı zaman da iç sesimiz de olduğunu düşünüyorum ki bence EA karakterinde bir ironi var. İçimizdeki derin korkuyu bazen besleyen, bazen itiraz eden bir tarafı var. Bunu seviyorum. Bu tartışmanın Enver Aysever midir tartışmasının bence doğru cevabı şu: Elbette ki değildir bu bir kurmacadır ve elbette ki bir o kadar da Enver Aysever’dir çünkü bütün bu kurmacının ve büyük oyunun dışında kaldığımızı hangimiz iddia edebiliriz.

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri