07
Mart

Hayattaki tüm kabuklarımızı ve nasıl olduklarını sorgulatan cinsten bir kitap...

07 Mart 2017 Yazar: Sevinç Erbulak | Köşe adı: ''
Tüm Yazılar

Sindire sindire okuyacağınız bir kitap ''Kabuk''. İsmi gibi güzel, ismi kadar kapalı. Acele ederseniz koparırsınız, acıtır. Kabuğum ve ben, iki gece beraberdik. Rüyalara beş kala kapadım onun zarif kapağını hep, kaldırıp kanatmadım kabuğumu, yavaşça uykuma daldım.

 

AYKIRI AKADEMİ – Sevinç Erbulak

 

Selam Akademi'liler...

Biliyor musunuz Zeynep bir kitap yazdı. Zeynep benim okuldan arkadaşım. Aslında benim okul büyüğüm ama, ikimiz de büyüyünce kapandı o aramızdaki yaş farkı. Öyle oluyor hep zaten. Zaman, aradaki farkları kapattığında, yan yana geliyoruz kendimize benzeyenlerle...Ah zaman ne çok düşünüyorum seni şu sıralar bir bilsen...

''Her şey eskiyor. Halılar, koltuklar, tabaklar, evler, ağaçlar, insanlar, yün paltolar. Yün paltolar evet ah o yün paltolar eriyor, eriyerek yok oluyor, bileklerinden başlıyor, dirseklere yayılıyor zamanla erime, kollarla gövdenin birbirine sürtündüğü yerlerden sonra, astarlar sökülüyor, iplikler kopuyor, eriyen yerler yırtılıyor, yırtılan parçalar birbirinden ayrılıyor, kimi düşüp kayboluyor, kimi hala gövde denebilecek o büyük parçaya birleşik kalıyor bir süre daha lakin sonra gövde denebilecek parça da parçalara ayrılıyor, yaka önce, cepler, kollar gövdeyi terk ediyor, böylece gövde gövde olmaktan çıkıyor, yırtıla yırtıla eriye eriye o da tüm diğer parçalar gibi kaybolup gidiyor. Kim bilir belki o da bizim gibi toprak oluyor. Nereden bilebiliriz ki bir paltonun nereye karıştığını ? Havaya mı suya mı toprağa mı ?''

Bilemeyiz.

Zeynep'in kitabı çıktığında, sanki benim kitabım çıkmış oldu çünkü Zeynep'in kitabının çıkması benim için de en az onun hissettiği kadar heyecan verici bir şey. Hemen gittim aldım ben de. Yok yalan yazdım şimdi, hemen alamadım çünkü bulamadım ben kitabı kitapçılarda. Çok sevindim. Son baktığım kitapçıda bulunca, iki tane almak istiyorum  dedim ama bana kalan son kitabı verdiklerini söylediler. Sarılıp öpecektim kitapçıyı, bitmiş Zeynep'in kitapları diye...

Öyle hisler işte...

Şimdi istiyorum ki siz de alın Zeynep'in kitabını, okuyun.

Üç tane kadını var Zeynep'in... Daha doğrusu pek çok şeyin arasında, arkasında, önünde, yanında, ardında üç kadın.

Bazı noktalama işaretsiz sayfalarda Zeynep'in kaleminin akıntısına kapılmayacak olanın okurluğundan şüphe ederim bak.

Sevmek, hatırlamak, inkar etmek, itiraf etmek, itiraz etmek, anlamak, anlamamak ve anlatmaya çalışmaya dayalı kitabının adı ''Kabuk'' Zeynep'in.

Hayattaki tüm kabuklarımızı ve nasıl olduklarını sorgulatan cinsten bir kitap. Bazen başkalarının üzerinden... O başkaları ki : ''.....sandığımız kişi olmadığımızı hatırlatmak için giriyor hayatlarımıza. Biz kendimizi aşağı yukarı bir şeylerle tanımlarken, onlar bize başka bir yüzümüzü gösteriyor. Kendi gerçeğimizin dışına çıkıp bakıyoruz ve öyle ya da böyle kabul ediyoruz yeniden tarif edildiğimiz hali.''

Etmemek mümkün mü ki? Belki mümkün.

Sıradan olmanın zenginliğine varırsak bir gün?

''Ne güzeldi sıradan olmak öyle akarak caddelerde herkesle birlikte biraz mutlu biraz endişeli gelecek için dalgın yine de bir geleceğe inanmış sabahları gidecek bir iş bulmuş akşamları dönecek bir aile akıp gitmek koskoca şehirde kendin gibilerle ne güvenli ne kaybetmeden farkına varılmayan ne tatlı ılık bir varoluş hali aynı solgun giysileri giymek diğerleriyle aynı yemekleri yemek aynı toplu taşımalara binerek aynı apartman dairelerine dönmek aşağı yukarı aynı gelir seviyesinde aynı öğrenim düzeyinde aynı saatlerde uyuyarak ve uyanarak haftada bir kere sevişip kendine benzediği için sevebildiğin çocuklar doğurarak ve o çocuklara bir gelecek kurmak için çabalayarak bir süre daha aynı saksılar aynı koltuk takımları televizyon kanalları aynı bilgisayar programları aynı perdeler kravatlar etekler ceketler oyuncaklar salondaki halının üstünde parfümler ve aynı yaz tatilleri ailecek çıkılan ne kadar güvenli ne şüphesiz bir biliş hali emin net kesin sınırları çoktan çizilmiş biliyorum sekiz senem geçti sıradanların dünyasında hayır aralarına sızmadım numara filan da yapmadım sadece öyle oldu sandım diyelim hadi hadi sizi kırmayayım evet inandım dedim ki ben de evet ben de bir parçasıyım bu uyumlu yuvarlak tombiş mavi dünyanın aşık oldum flört ettim evlendim gelinlik giydim altınlar takıldı annem bile çok aklı başında davrandı düğünümde hiç falso vermedik ailecek bir işe girip çalıştım akşam elimde poşetlerle televizyonda haberleri dinlerken o içeride hafta sonları mutlaka bir yerlere gezmeye gittik bazen ikimiz bazen onun işyerinden arkadaşlarıyla ve pazar günleri temizlik yaptık çünkü temiz bir ev mutluluğumuzun garantisi gibiydi.'' değil mi?

 

Füsun. Efsun. Saliha. Sabiha. Haluk. Semiş, Meriç.

Birbirine dolanan, karışan hayatlarıyla hiç tanımadığımız bu insanlar evimize, kalbimize konuk oluyorlar. Varsa hala bir kalbimiz tabii... Çünkü bu çok mühim. Kitabın en çok çizdiğim, üst üste okuduğum bölümü bu kalple ilgili olan bölüm oldu. Anneme dedim ki, anne bak Zeynep de yazmış kalbi olmayanlarla ilgili... Varsa eğer bir kalbiniz okurken epey kırılacak. Endişe etmeyin. ''Düşündüğümüzden kuvvetli bir zehirdir endişe.''

Anne bak, Zeynep de yazmış endişeyle ilgili...

Ben kitabı bitirip anneme verdim, genellikle onun bana ve benim ona verdiğimiz kitaplarla dolu evimiz. Her çocuğun olmalı böyle bir annesi. Her çocuğun okumalı böyle annesi...

''Her çocuk emin olmalı annesinin sevgisinden. Bir tek bu bilgi bile yeter insana ömür boyu ayakta durabilmek için. Bunu bilmeden, hiçbir zaman gerçek bir hayat yaşayamıyor insan, gerçek bir insan olamıyor. Bir ucubelikten başka bir ucubeliğe savruluyor sürekli. Kendini duvardan duvara vurmak gibi. O duvar az mı acıttı, o zaman buna vur ve bedenin paramparça olursa belki, belki o zaman biraz dinebilir içindeki şiddet. Dinebilir mi ?''

Sindire sindire okuyacağınız bir kitap ''Kabuk''. İsmi gibi güzel, ismi kadar kapalı. Acele ederseniz koparırsınız, acıtır. Kabuğum ve ben, iki gece beraberdik. Rüyalara beş kala kapadım onun zarif kapağını hep, kaldırıp kanatmadım kabuğumu, yavaşça uykuma daldım. Rüyamda çok acayip şeyler gördüm. Sahi ben rüyamda tam bir neydim? Ağaç?

''Sonsuz bir uykudayım şimdi. Bir ormanın üzerinde uçuyorum. Ormana yakın. Çam kokusu kaplıyor ruhumu. Ağaç oluyorum. Ağacı anlıyorum. Kimsenin gözle göremeyeceği bir yaşama hali onunki. Sakin, emin lakin keskin, sımsıkı. Sular içiyor topraktan kimse görmüyor, karıncalar dolanıyor gövdesinde aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağı kimse bilmiyor, rüzgar savuruyor yapraklarını, içerliyor mu umurunda değil mi duyulmuyor. O en iyi şey oluyor, ormanda kimsenin görmediği duymadığı bilmediği bir ağaç. Başka türlüsünü beceremediği için değil. Ormanda bir ağaç olmak kusursuz bir oluş hali. Sırf bu sebeple. İstese her şey olabilir, istese rüyasında kendi varlığını bir ağaç olarak gören bir kadın olabilir. Ve hiçbir kuvvet rüyasında ağaç olan bir kadını uykusundan uyandıramaz.''

Sonsuz bir kitabın içindeyiz belki. Zeynep'in kitabının. Yazdım size, Zeynep benim okul arkadaşım. Zeynep Kaçar'ın ''Kabuk'' undayız. Sonsuz bir kabuktayız belki. Ve hiçbir kuvvet, gerçeğinde; böyle güzel bir kitabı okuyan bir kadını uyutamaz.

Kalemine sağlık güzel dostum.

Sayende var hala bir kalbimiz.

(Sanırım kendi kitabımdaki hala bir kalbi olanlara yazdığım öykümü sana armağan edeceğim)

Sevdiğini en korkunç yanları ve içindeki canavarlarla sevenlere nefis bir öneri.

Sandığınız ve olduğunuz arasındaki farkla, bu farklara rağmen sizi seven biri varsa ona da armağan edeceğiniz türden bir ''ilk'' roman.

Güzel haftalar Aykırı'lar....

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri