05
Şubat

Sanat Eğitimi Üstüne ‘Gerçekçi’(!) Düşünceler

05 Şubat 2017 Yazar: Neslihan Yalman | Köşe adı: ÇİVİLEME
Tüm Yazılar

Siz o okuduğunuz kitapların basımlarından izlediğiniz tiyatrolara, dinlediğiniz müziklerden gördüğünüz afişlere kadar her şeyin bir anda, saf sanat aşkıyla (!) mı yapıldığını sanıyorsunuz? O ödüller sanata mı veriliyor? ‘‘Yazın hayatımıza, tiyatromuza, sinemamıza, sanat ortamıza yeni kalemler kazandırmak’’… Ooo nooo bebeğim… Nassı hiyerarşi var!!!

 

AYKIRI AKADEMİ – Neslihan Yalman

Yazıya girizgâh anlamında cümleyi net ortaya koyayım: Hiyerarşi olmasın diye bir anlayış yoktur!..  

Siz olmamasını isteyebilirsiniz yahut mikro düzeyde olmaması için çalışabilirsiniz, ama doğanın hiyerarşisi vardır. Üzgünüm… Bu benim temennim olmasa da, en azından deliliğimi akıllıca bir zemine oturtmayı tercih ediyorum. Hayvanlarla biz eşitiz… Yok öyle bir dünya!.. Siz onları beslediğiniz sürece onlarla birliktesiniz. İki ayaklısınız ve artık kedicik değilsiniz. Kadın-erkek eşit olacak. Yok öyle de bir dünya daha!.. Daima erkek-egemen bir sistem olacak. Açık ya da gizli penis tapıcılıkları ya da oranı diğerine göre az da kaçsa, kıskançlıkları olacak. İnsan bilinçli konuşan, ama bilinçsiz yaşayan bir varlıktır. Lütfen, yaşamın abc’lerini öğrenelim. Bu dün ‘demokrasi’ sözcüğünün ortaya çıktığı ve kadınların ikinci planda kaldığı Antik Yunan’da da böyleydi, Avrupa Parlementosu’nda da böyle, maymunlar arasında da böyle, Mars’ta da (b)öyle olacak. Tabii, bunların oranları var, dünya dönüşüme uğruyor; 19. yüzyılla gelen sanayi devrimiyle, İngiltere’de kadınlar ve çocuklar ölesiye çalıştırılırlarken, şimdi o İngiltere’nin Londra’sı var, şatafatı var, kadın ve çocuk hakları var. Her şey bir parça dönüşür. Yapı aynı kalsa da…

Şimdi geçelim bunları. Çeşitli şekillerde, hayvanlarla hayvanlar, hayvanlarla insanlar, insanlarla insanlar arasında hiyerarşi var. Canım ben hocayım da, titr’imi kullanmıyorum diyen insanda da hiyerarşi var, eşimle her şeyi ortak yaparız, ben eşitlikçi biriyim diyen adamda da, eşitlik talebinde bulunan kadında da hiyerarşi var. Yatakta da hiyerarşi var. Niye açmadın telefonu, neredeydin cümlelerinde de… Bizim zamanımızda böyle değildi, sizin zamanınız geçti cümlelerin karşıtlıklarında bile hiyerarşi var. Tezin anti tezinde de var, tezde de var. İyilikte de, kötülükte de… Yok demek isterdim, yazık ki salağa yatacak değilim. Var!..

Velhasıl, sanatta da hiyerarşi var. Bu yazıyı bana yazdıran hiyerarşiye lanet olsun diyerek, ama saçmalamanın aşırı savunmacılığına da kaçmadan, bazı deneyimlerimi aktarmak istiyorum. Yine hiyerarşiye vurgu yaparak, çünkü hiyerarşi, sevin sevmeyin, sevmeyeninizde bile var, bana bunları yazdırtmak zorunda kalıyor. Peki neleri?

Güzel Sanatlar Fakültesi’ne gireli 15, oradan mezun olalı 11 sene geçmiş.

Yani, belli deneyimlerim var demek…Bu deneyimlerim doğrultusunda aktarmak istediklerim de…

Yazdıklarımı dikkate alırsınız, almazsınız, başkasınınkileri dikkate alırsınız, kendi kendinize ayakta kalmayı öğrenirsiniz (en büyük atmasyondur), inat edersiniz, yine siz bilirsiniz. Hiyerarşi vardır. Ama, olmaması yahut onu kontrol etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Aslolan bu safkan mücadelenin zorluğudur.

Yıllarca genel düzeyde sanat eğitimi verdim. Sanat tarihinden tutun dilbilgisine, bilinçlendirme (hadi hiyerarşi olmasın, fark ettirme diyelim) atölyelerinden tutun da yazarlık derslerine kadar birçok alanda eğitim verdim. Bildiklerimi insanlara aktardım. İnsanlarla birlikte öğrenmeye devam ettim. İnteraktif eğitime inandım. Yeri geldi öğrenci ifadesini kullanmadım, çoğunlukla arkadaşlar ifadesini kullandım, çok zorda kaldım insanlara en fazla isimleriyle hitap ettim. Sayın, sevgili, bay, bayan, hanımefendi, beyefendi dedim, tutmadı. (Burası Türkiye olunca, ilişkilerin kibarlığını da, ceberutluğunu da tutturamıyorsunuz.) Sürekli yollar denedim. İnsanları kırmayayım, onların heyecanlarını öldürmeyeyim, hayat hepimize zor… Sürekli destek verdim. Cümlelerim mi tırnaksız kullanıldı, işin heyecanına verdim; birlikte kitap yazalım diye teklif eden mi olmadı, işin gerçekçiliğine vurgu yaptım; sanatın gereksizliğinden dem vuran mı olmadı, oturdum sakinleşsin diye açıkladım; ünlü olmak isteyen mi olmadı (aaaaa ben kendim için, öğrenmek için yazıyorum önce diyende bile), bu işin zorluklarını anlattım; benimle kendisini eşitleyen, kendisini daha kitap yazmadan, bırakın kitabı, düşüncelerini oturtmadan edebiyatçı ilan eden mi olmadı, kibarca uyardım; ağlayan, eşinden boşanmak isteyen, annesini şikayet eden, patronuyla birlikte olan, beraber yaşayan öğrencilerim mi olmadı, hep anlamaya gayret ettim. Velhasıl, hepsini hepsini, daha nelerini gördüm ben. Ama, daima insana inandım. İnsanın iyi niyetine de, saflığına da, öfkesine de, çirkefliğine de, arkadan konuştuklarına da, coşkularına da, ergence tavırlarına da inandım. Sanat tam da bu inanışın kendiliğidir. İnsanın muazzam ve aynı ölçüde aşağılık bir yaratık olduğunu, çelişkilerin varlığından beslendiğini bilir. Bunda bir problem yok. Ama, şunda bir problem var ve üstelik aslında bunda bir hiyerarşi yok: Eğer, sizi rencide ettiğimi, yalnız bıraktığımı, üstünüze çok gittiğimi, sizinle yedi yirmi dört ilgilenmediğimi düşünüyorsanız, doğru… Çünkü, tam da bunda asıl ‘bir hiyerarşi’ yok. Çünkü, sizi rencide ettiğimi düşündüğünüz şey, aslında sizi başkaları rencide etmesinler diye, üstünüze düşmemden kaynaklanıyor. Çünkü, dışarıda hiyerarşinin görünmeyen kısmı asıl en tehlikelisi, ki amannn o var, Allah’ı var Allah’ı. Siz o okuduğunuz kitapların basımlarından izlediğiniz tiyatrolara, dinlediğiniz müziklerden gördüğünüz afişlere kadar her şeyin bir anda, saf sanat aşkıyla (!) mı yapıldığını sanıyorsunuz? O ödüller sanata mı veriliyor? ‘‘Yazın hayatımıza, tiyatromuza, sinemamıza, sanat ortamıza yeni kalemler kazandırmak’’… Ooo nooo bebeğim… Nassı hiyerarşi var!!!

Bunu bildiğiniz zaman, ki gerçek bir sanat eğitimi size bunların da aktarıldığı noktada verilir, sizin ne yapmanız gerekir? Daha fazla direnmeniz, daha fazla efor sarf etmeniz ve en önemlisi eğitmenlerinizin (bunun adı motivatörlük falan değildir, onu da ekleyelim) söylediklerini dinlemeniz… Eğitmen önce eğitmendir, sizler de öğrencisiniz. Bunun adından, suyundan, etinden, sütünden, ebadından hoşlanmayın, siz bilirsiniz. Ama, kuralsızlık diye bir şey yoktur ve sanat katiyen kuralsızlık değildir. Bohemlik değildir, boş beleş özgürlük değildir. Bilakis, kuralları, estetik süzgeçleri olan, kontrolün sanatı icra eden kişi tarafından ele alındığı, yetmedi sanatla uğraşan insanlarla bir araya gelinen bir disiplin, bir ifade, bir özgüven alanıdır. Özgüven de, ya ben böyle yazdım oldu, ya ben bu kadarını yazıyorum, ya ben zora gelemiyorum, ya ben derste ne konuştuğumuzu unuttum, ya yetiştiremiyorum, ya bıktım, ya keyif alamıyorum, ya çocuklar bekliyor, ya akrabalar gelecek, ya çamaşırım birikti vb. gibi cümlelerle olmuyor. Oluyor diyorsanız, yolunuz da açık olsun. Ne diyeyim!.. Fikrimi söyler, yazar, çizer, yoluma devam ederim.

Mesela diyelim, bir kitap çıkardınız. Sanatçı olmuyorsunuz hemen. Sizde sanatsal bir nüve varsa, bunun uzun ve çileli bir süreci vardır. Zaten, sanatçı dediğiniz adamı da yüzünden, oturuşundan, yazdıklarından, gizeminden, coşkusundan, sözcüklerinden anlarsınız. Vakurluğu da, ukalalığı da, küçümenliği de o süreci çözmüşlüğünden gelir. Nedenini ortaya koyamasanız bile, bir şekilde ona kapılırsınız. Yani, iki filtrelenmiş ‘instagram’ fotoğraflarınız sizi yazar, sizi oyuncu, sizi fotoğrafçı, sizi performans sanatçısı, sizi sanatçı yapmaz. San’mayın. Sizi çağın adamı yapar ama. Çok da gerisinde kalmayın çağın, doğru!.. Ama, ona da teslim olmayın. Sanal ortamda yüz, iki yüz ‘like’ alırsınız, arkada arkadaşlık sitelerinde sürtmeler, seksüel iletişimler, haplar, ağlama krizleri, alkol ihtiyaçları, sinirler, güvensizlikler, korkular, boşluklar başlar. Nitekim, doğrudur, sanatçılarda da bunlar var. Ama, işte fark etmediğiniz on ikiden nokta da o; sanatçılarda onlar varken, üretim de var, kimisinde para da var, kimisinde para yoksa bile tecrübe var, karizma var. Çünkü, sanatçı gibi, sanatçı olarak yaşıyorlar. Adamlar ağızlarını açmasalar da, fotoğraflarını filtreli paylaşmasalar da, sanatçılar… Siz onların varlıklarından, gerçekliğin çok ötesinde bir şeyler ifade ettiklerini anlıyorsunuz zaten. Bu yüzden, onlarla tanışınca hayal kırıklığını uğruyorsunuz. Size tavsiyem kitap fuarlarının dışında asla onlarla takılmayın. Çünkü, sanatçı da aynı zamanda insandır, tanrılığı ya da tanrıçalığı orada yelkenlerini suya indirir. Sanatçılık da bir sınıfa tekabül eder. Zaten, bu oluşun da dereceleri vardır. Kimisine bakınca, direk (hadi ilksel tepkiyle yazayım) ‘ohaaa’ dersiniz. Kimilerine daha çok çekimlenirsiniz. Kimileri sizi büyüler, kimileri harekete geçirir. Kimileri çevrenin nimetlerini kullanır. Kimileri hem popülerdir hem değildir. Kimileri popülerleştirilmişlerdir. Kimileri mecbur kalmışlardır. Kimileri içlerine tamamen dönüklerdir. Kimileri sanatçı adıyla balondurlar, teneke kutudurlar. Kimileri çağın gerisinde kalmışlardır. Kimilerinin artık yazdıkları etki etmiyordur. Kimilerinden ürküyorsunuzdur. Kimileri cinsel cazibe de yayıyorlardır. Kimileri kendi dosyalarını parayla bastırıyorlardır. Ne kimileri, neredeyse çoğu çoğu… Ohoooo… Çeşit çok…

Bu yüzden, ‘üslup’ diye bir şey var. Üslup sanatçının kendiliğidir, onu o yapar ve üslup ne denli varsa, ona çekimlenirsiniz. Anlayacağınız, sanatın da piyasası var; hele 21. yüzyılda, internet ve kapitalizm çağında sanatın piyasası varoluşundan daha çok iş yapıyor. Öyle, üç referanduma ‘hayır’ demekle, beş siteye imza vermekle gerçek sanatçı olunmuyor. Arkada nasıl pazarlık hesapları, ne belediyeler, ne adamcılıklar, ne arkadaşlıklar, ne mesajlaşmalar, ne ortamlar var. Dudaklarınızın tamamı uçuklar.

"Herkes sanatçı da olmayabilir. Fakat, sanatsal duyumsamaya sahip olabilir. Hele ki, hiçbir şeyin doğru düzgün algılanamadığı ve sürekli siyasi durumlara kurban edildiği bir ülkede, sanatsal algıya sahip olmak da sanatçılık kadar mühimdir. Bir tiyatroya gittiğinizde, sahnenin farkına varmanız, bir şarkı dinlediğinizde ritmini duyumsamanız, kalbinizin, zihninizin ve ruhunuzun ulvi bir kanaldan beslenmesi, bunların hepsi bakış açınız ve vizyonunuz için önemlidir. Sanatla hayatı algılamanın hazzı anlatılamaz."

 

Sizin sınıfınız sanatçılık olmayabilir. Mesela, memursunuzdur, sanatla uğraşmak istersiniz. Avukatsınızdır, ama aslında işi bırakıp, yazmak istersiniz (ne öğrenciler gördüm, ne öğrenciler), ama olmuyor işte. İddialarınızla, dünya görüşlerinizle, dışarıya yansıtmaya çalıştıklarınızla, içerideki bir olmuyor. Eskiden mesela, bütün kadınlar kendilerini yazarak ifade etsinler derdim, romantik-feminist damarımın fos şiştiği zamanlarmış, şimdi böyle bir şeyin Türkiye’de yanlış olduğunu düşünmeye başladım. Çünkü, kime kadınlar yazmalı desem, yanlış anlıyor, iki yazdığıyla yazar olduğun zannediyor, hatta yazmadıklarıyla yazar gibi davranıyor. Çünkü, Türkiye sınıf temelli bir ülke olduğu için, benim kadınlar da rahatlamak için yazsınlar, günlük tutsunlar, mektup yazsınlar, hikâye etsinler cümlemi hemen diğerlerine ispat olarak algılıyorlar. Çünkü, sıkışıyorlar da… Çünkü, aslında heyecanla yahut mecburiyetle girdikleri avukatlık, hemşirelik mesleğinin ağırlığını taşıyorlar, ifade edemedikleri içlerine dert oluyor, iktidar, toplum, sevgili, eş, çocuk onları sıkıştırıyor. Sıkıştıkça ve içinden çıkamadıkça, üretme ihtiyacı geç kalmışlık korkusuyla yer değiştiriyor. Gelsin bunun ardından, internette imlâ hatalarıyla dolu yazılarını yazar edasıyla yayınlamalar, bir dergide yazısı çıktı (ki, o da çoğunlukla redakte ediliyor) diye orada burada büyük puntolu sözcüklerle, ballandıra ballandıra anlatmalar...

Kabul ediyorum, sanat eğitimi insanı gaza getiriyor. İnsanın üçüncü gözünü bir anda sonsuzluğa açıyor, acayip havalı da geliyor. Mesela, film ve roman analizi dersleri verdiğim öğrenciler bana gelip, eskisi gibi keyifle film izleyemediklerinden bahsederlerken, aslında başka bir keyif aldıklarını fark ediyorlar. Çünkü, artık filmlerdeki, romanlardaki kodları çözebiliyorlar. Çünkü, sanat da kuralları bulunan, entelektüel bilgiyle harmanlanan, işin tekniğinin de belirleyicilik kazandığı bir oyundur. Sanatçılık doğuştan getirilen bir duyumsamalıksa yahut kişilerde sanatsal bir alt yapı varsa, bunu bir üste sıçratacak olan, teknik bilgi, sürekli tecrübe, deneme-yanılma ve çevre etkisidir. Bu yüzden, bir sanatçının sanatçılardan oluşan çevresi de olması gereklidir. Herkes sanatçı da olmayabilir. Fakat, sanatsal duyumsamaya sahip olabilir. Hele ki, hiçbir şeyin doğru düzgün algılanamadığı ve sürekli siyasi durumlara kurban edildiği bir ülkede, sanatsal algıya sahip olmak da sanatçılık kadar mühimdir. Bir tiyatroya gittiğinizde, sahnenin farkına varmanız, bir şarkı dinlediğinizde ritmini duyumsamanız, kalbinizin, zihninizin ve ruhunuzun ulvi bir kanaldan beslenmesi, bunların hepsi bakış açınız ve vizyonunuz için önemlidir. Sanatla hayatı algılamanın hazzı anlatılamaz.

Bu sebeple, hiyerarşi vardır ve önce kendinizi aşmanız gereklidir. Size uygulanan dış hiyerarşileri (iş, eş, arkadaş, anne-baba, toplum, devlet, dünya, siyaset vd.) ve en önemlisi varlığınıza uyguladığınız alışılmış hiyerarşik etkiyi kırmanız, gerekirse çarpı üç efor sarf etmeniz, bilinçli bir çabayla üstüne gitmeniz, en tutkun olduğunuz şeyi harlamanız gerekmektedir. Sanatçılık tutku işidir. Yoksa, gereksiz bir inat ya da çocukça bir küsme işi değil. Hiyerarşi yoktur diyorsanız, önce buradan başlayalım. Nitekim, ben güzellik yarışmasında seçilip de, mikrofonlardan yeryüzüne barış ve eşitlik mesajları yayan gülümser bir konu mankeni değilim. Eşitlik doğanın yasasına aykırıdır ve tam da sınıf savaşlarının anlamsızlığını, nihayetsizliğini sürdüren kof söylemin adıdır. Oysa, adalet, bir vicdan meselesidir; eşit olmadığını anladığında bile, nasıl en adil davranacağını düşüneceğin zor bir tecrübelik alanıdır. Bir çeşit, aşkın direnme biçimidir. Hoş, ne eşitlik, ne adalet istemek de kolay değildir; ama, bana oyumu birinden yana kullanmam gerektiğini söyleseler, yazdığım bu yazıya atıf yaparım ve insanı diğer canlılara karşı dikkatli kılan ya da robotlardan ayıran vicdani durumu, yani adaleti seçmeye gayret ederim. Bu yüzden, tüm bu süreğen hengamenin içinde, eşitlikten ziyade, adalet diliyorum herkese.

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri