01
Şubat

Drama Köprüsü’nün hikayesi ya da Debreli Hasan’ın attığı martinin yüzyıllık yankısı

01 Şubat 2017 Yazar: Serdar Nâzım Yüce | Köşe adı: CEZA SAHASI
Tüm Yazılar

“Kozluköy Deresinde bre Hasan, silah patladı.

(Te be) koşun bakın, Debreli Hasan kimi hakladı.

At martini de bre Hasan, dağlar inlesin.

Kozluköy deresinde bre Hasan, Karakedi dinlesin.”

 

AYKIRI AKADEMİ – Serdar Nâzım Yüce

Bazıları onları zalim, katil, soyguncu olarak görür; bazıları da halkın kahramanı birer Robin Hood… Onları, inatla dini figürlere çevirmeye çalışanlar da bugünlerde pek revaçta. Bütün bu soruların yanıtı onların yaptıklarında, ettiklerinde ve tabii ki hafızalardaki yer edişlerinde var. Hafıza dediğimiz de yazılı kültürün gelişmediği bu dönemde efelerin arkalarından yakılan türkülerde gizli. Çakıcı Mehmet’in ‘Yakarım konakları’ deyişiyle ünlenen türküsü ‘İzmir’in (Aslında Ödemiş’in) Kavakları’nı ya da o kadar hikayesi bilinmeyen ‘Drama Köprüsü’nü hatırlatmak isterim…

Köylü bir genç almış danasını, İskeçe pazarına yollanıyor. Niyeti evlenmek. Elde yok, avuçta yok ama, bir tek bu dana var. O da katmış önüne danacığı Yunanistan’ın bu kadim şehrinin pazarına gidiyor bir umut. Önü kesiliyor birden. E malum, İskeçe Drama’ya yakın. Drama dağları ise bir efeden soruluyor.

Efeliği anlatmaya “Osmanlı’da devlet otoritesinin zayıflamaya başladığı yıllar…” ve benzeri cümlelerle başlanır. Hep merak etmişimdir, Osmanlı’da otorite dediğimiz şey nedir diye. Efelerin tarihinden anladığım kadarıyla vergi toplamakta, vergiyi tehdit ve şiddetle toplamakta pek mahirler. Bugünkü jandarma olan kolcular da sürekli efelerin peşinde, onları enselemek için dört dönüyorlar. Ben burada bir otorite boşluğu göremiyorum. Efeliği yaratan şey zulme uğrayanın, hakkını arayanın bileğinin sinen, boyun eğen insana göre daha zor büküleceği gerçeği. Otorite boşluğu tanımlaması bu gerçeğin yanında devede kulak kalır.

Efelik herkesin işine geldiği tarafından tuttuğu, tutmakla da kalmayıp çekiştirip olmaz şekillere soktuğu bir kültür. İzlemişseniz hatırlarsınız, Kartal Tibet’in başrolünde oynadığı 1969 yapımı ‘Çakırcalı Mehmet Efe’ filminde her fırsatta Osmanlı’ya güvenilmeyeceği söylenirken, bugün Çakıcı’nın Osmanlı’nın bozuk ve zaten bozulmak zorunda olan düzenine değil de birkaç işgüzar kolcubaşısına isyan ettiğini, onun ‘hâşâ huzurdan padişaha isyan etmeyecek bir dini bütün kişi’ olduğunu yazanlar çıkabiliyor. Dini bütün müydü, değil miydi; elbette tartışacak değiliz ama Çakıcı’nın kime ve neye isyan ettiği apaçık bellidir. Çakıcı dedim bu arada, ‘İzmir’in Kavakları’nda olduğu gibi (Bize de derler Çakıcı, yar fidan boylum) Çakıcı demeyi daha doğru buluyorum.

Çakıcı konusu uzun ve çetrefilli, hem de herkesin az da olsa bu konuda bir fikri var. Biz İzmir’in kavaklarından geçip Drama’nın köprüsüne gelelim. Nedenini anlatacağım, o nedene göre Çakıcı’nın yaşadığı devirle aynı devirdeyiz. Çakıcı 1872 doğumlu, 1911 ölümlü olduğuna göre… Bu yıllarda Drama’da bir genç, dedim ya danasını katmış önüne diye. Önü kesilir aniden. Karşısında önce kızan Karakedi görülür, ardından da Debreli Hasan. Yok, türküdeki gibi ‘De bre Hasan’ değil, ‘Debreli Hasan’. Hasan bir efe, kendisi Debreli. Debre bugün Makedonya’nın batısında, Makedonya-Arnavutluk sınırında bulunan, 1400’lü yıllardan 1910’lara kadar Osmanlı’nın himayesinde kalmış küçük bir kasaba. Mustafa Kemal’in dedesi Kızıl Ahmet Efendi’nin de bura doğumlu olduğu söylenmektedir hatta.

Adaletsiz Osmanlı’nın düzeni bozuktur ve buranın dağları da tıpkı kardeşi Ege gibi zeybek büyütür, efe üretir. Çakıcı’dan çok farklı bir kültürden gelse de Hasan da efedir. Çakıcı, babası Ahmet Efe’nin intikamını Osmanlı’dan almak için isyan etmiş bir köylüdür. Hasan’ın ise zengin ve makam sahibi bir aileden geldiği bilinir. Bozuk düzende iktidarı kendi apoletlerinde gören bir Osmanlı komutanından yediği tokat, işittiği hareket buluşturur onu Çakıcı’yla. Zulme dayanamayıp komutanı vuran Hasan’ın yuvası da, vatanı da dağlardır artık. Çakıcı ve diğer birçok efeden farklı olarak, Hasan bir de memleketinden uzakta efelik eder. Hasan’dan çok Çakıcı dedim, farkındayım. Son kez adlarını birlikte zikredeyim öyleyse. Aynı dönemde yaşadıklarını tahmin ediyoruz ya hani, bunun nedeni ikisinden bahsedilen öykülerdir. Yahudi bir tüccar, bir Yunan şehrinden İzmir’e gidecektir. Yol güvenliği önemli bir detay tabii o zamanlar. Ona, “Eğer ki sen, bu dağlara hükümdar Debreli’den geçsen Çakıcı’nın dokuz dağından geçemezsin” derler. Biraz da bu hikayeler sayesinde tanıyabildik Debreli efsanesini. Yoksa kaybolup gidecekti.

Ne diyorduk. Hah! Karakedi ve Hasan. Karakedi, Hasan’ın kızanı. Çetenin başka bir üyesine dair de bir kanıt ya da bir çalışma bulunmuyor. Zaten Hasan hakkında söylenen bu kadar az şey varken başka kızanlara dair bilgi bulamamak da çok normal. Mübadelede yitip giden kültür miraslarından biri olduğu çok açık. Karakedi keser yolu, soruyu Hasan sorar:

-Nereye?

-İskeçe’ye, pazara bir danamı satmaya.

Genç derdini Hasan’a dökülür. Anlamakla da kalmaz Hasan, yüreğinden vurulur. Sevdalı sevdasına ulaşırken nasıl daha da dar geldiğini hatırlar Drama Köprüsü’nün. Drama Köprüsü’yle ilgili çeşitli rivayetler bulunuyor. Bu köprü Drama’daki bir su kemeri ve bu kemer Debreli’nin sevdiğinin köyünden geçiyor. Dağdaki Debreli, sevdiğine bu kemerin üstünden geçerek kavuşuyor geceleri. Türküde onu da soruyorlar hatta kendisine; “Drama Köprüsü bre Hasan gecemi geçtin” diye. Köprünün Debreli tarafından köylüyü sömürenlerden aldıklarıyla yaptırdığı da söyleniyor, köprünün zaten var olduğu da. Ama neyleysiniz, Drama Köprüsü dardır geçilmiyor. Sonra ansızın anadan geçileceği ama yardan geçilmeyeceği de geliyor aklına. O ise sevdiğini kendi bırakmış, terk etmiş. “Sevdiğime benim yüzümden kötülük ederler” diye düşünerek böyle yaptığı, hatta sevdiği evlendiğinde köye indiği söylenir. Hayır, düğünü basmak için değil. Gizlice iner düze, geline 7 tane ‘beşibiryerde’ hediye ettiğini anlatır ihtiyarlar. E nasıl demesinler şimdi Hasan’ın ardından, Anadan geçilir Hasan, yardan geçilmez / At martini Debreli Hasan, dağlar inlesin” diye?

Hasan danayı alır gencin elinden, misliyle parasını verir. Sonra durur bir aracık. Döner gence, “Bu dana da düğün hediyem” der. Komutana kızıp çıktığı yolda, başından bilseydi gözünü korkutacak fedakarlıklar yapar Hasan. Memleketinden uzak kalır, sonra sevdiğinden ayrı düşer, arada da yoldaşlarından. Karakedi dedik, Karakedi’nin Hasan’dan da az anısı var. Olan anılar da yine türkü üzerinden, ‘rivayet odur ki’ tadında. İşte ‘Rivayet odur ki’ Karakedi yakalanır bir gün. Türküye akar bu olay hemen; “At martini Debreli Hasan, dağlar inlesin/ Drama mahpusunda bre Hasan, Karakedi dinlesin” diye.

Bence hepsinden önemlisi, dikkat edilmesi gereken bir kısım var türküde. O da o ‘sanma’ halleri. Adam öldürmeyi oyun, mezar taşını koyun, Drama mahpusunu da evin mi sandın Hasan? Bu sadece ‘Drama Köprüsü’ne ait bir ruh hali değil, bu basit bir sitem vesair de değil. Burada açık bir, efelerin hikayelerine baktığımızda hepsinde olan ‘Zorunlu olarak çeteye çıkma’ durumu var. Türkü bunu açık bir şekilde ifade ediyor. Yani Debreli, istemeden, hatta mecburen çeteye çıktı. Türküde bundan daha ağır bir şekilde işlenense yöre insanının psikolojisi. Debreli Hasan’ın çeteye çıkarken ne düşündüğünü bilmiyoruz ama yöre insanı Hasan’ın durumuna epey içerliyor, belli. Efenin arkasından yakılan türküde bile bu yörede en insanca konulardan bahsedilebiliyor, en naif sitemler sıralanabiliyor.

***

Türkünün melodisi konusunda da büyük kararsızlıklar var. Mesela bu melodinin ilk kaydı Rumca ve Hasan’dan bahsedilmiyor. Bu açıdan baktığımızda, aslında melodinin bölgenin ortak mirası olduğunu anlıyoruz. Yoksa bu gerçeği bırakıp herkesin ağzına sakız olan “Debreli Hasan gayrimüslimlerden çalıp Türklere dağıtırdı” safsatasına mı inanalım, ne dersiniz? Bu ortak melodi Debreli Hasan efsanesine de yataklık yaptı. Köylerde söylendikçe de çeşitlendi, büyüdü. Yıllarca, anlatılan hikayelerle yeni kıtalar eklendi. Debreli Hasan Efe’nin öyküsü bir türküye sıkıştırıldı on yıllar boyu. Zaten anonim olan türkünün sözleri de zamanla değişti. Bazı kıtaları söylenmeye söylenmeye unutuldu. ‘Debreli’ kısımları, yörenin de ünlemi sayılan ‘Bre’ olarak değişiverdi.

Örneğin şöyle bir kıtasının olduğu söyleniyor, bu bir mübadilin aktarımı:

“Kozluköy Deresinde bre Hasan, silah patladı.

(Te be) koşun bakın, Debreli Hasan kimi hakladı.

At martini de bre Hasan, dağlar inlesin.

Kozluköy deresinde bre Hasan, Karakedi dinlesin.”

***

Doğumu bilinmeyen Debreli’nin ölümü de net değil. Ancak padişah affına uğradığı dönemde yaşanan mübadeleyle ya da affedilmeden kaçarak; bir şekilde Anadolu’ya göçtüğü biliniyor. O mübadele ki (Debreli mübadeleyle gelmemiş olsa bile) Debreli Hasan’ın öyküsünü bu topraklara taşıdı. Sadece bu topraklara değil, aynı zamanda Amerika’ya da. Balıkesir Bandırma’da doğan, 1918’de ailesiyle birlikte Amerika’ya göçmek zorunda kalan ve benim ‘Neden Geldim Amerika’ya’ isimli şarkısından tanıdığım Rum sanatçı Achilleas Poulos, söylemiştir ‘Drama Köprüsü’nü. Poulos’un ‘Drama Köprüsü’ kaydının yeri New York, yılı 1927’dir.

Hemen Amerika dedim ama Türkiye’de de unutulmadı Drama Köprüsü ve diğer birçok Balkan ezgisi. Zaten Amerika’ya kadar ulaşması da bu sesin, Anadolu’da yankılanması sayesinde oldu. Göçlerle hazırlanan zemin, Kurtuluş mücadelesiyle perçinlendi. Mustafa Kemal’in de o yörenin insanı olması çok büyük etken tabii. Sevdiği türkülere bakıldığında Balkan ve efe ezgilerinin ağırlığı tartışılmaz.

İşin bu tarafı böyle ama ‘Drama Köprüsü’nün hafızalardan tamamen silinmemiş olması böyle açıklanamaz. Burada Ruhi Su’dan bahsetmesek olur mu hiç! Ruhi Su bu topraklarda mücadele etmiş bir komünist, tüm baskılara rağmen müziğini halkına, sınıfına ulaştırmış bir müzisyen. ‘Drama Köprüsü’nü de, Debreli’yi de o tanıttı bize. 1963’te arkadaşlarıyla kurduğu plak şirketi İmece’den çıkardığı ilk plaklardan biri de ‘Drama Köprüsü’ydü elbette. Tüm engellemelere rağmen yayınladılar ‘Drama Köprüsü’nü de, diğer türküleri de. Debreli’nin isyanını, hakkını arayan işçiye bayrak yaptı büyük ozanımız. O günden sonra bir daha da dilden düşmedi. Bugün o yörenin Anadolu’da en çok söylenen, dinlenen, bilinen ezgisidir ‘Drama Köprüsü’.

Yoksul köylünün 1900’de Drama’da hayata tutunduğu gibi, Türkiye’de de sözleri “Drama mahpusunda bre Hasan, yoldaş dinlesin” oldu. Varsın bilinmesin Debreli’nin ölümü, Karakedi’nin hapisten kurtulup kurtulmadığı; hem sonları belli değil mi ya da bu mücadelenin sonu var mı?

***

O zaman birkaç ‘Drama Köprüsü’ kaydıyla bitirelim.

Önce tabii ki Ruhi Su. Bir konserlerinde Ruhi Su’nun Sümeyra Çakır’la yaptığı düet:

 

Esin Avşar’ı da anmadan olmaz:

 

Ve Suavi:

 

Sinan Kaynakçı:

 

Can Gox:

 

Denizin diğer yanından, Maria Thoidou:

 

 

 

 

İLGİLİ YAZI(LAR)

Ruhi Su’nun sesi bugüne nasıl ulaştı: Bir ‘İmece’ öyküsü…(TIKLAYINIZ)

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri