19
Ocak

Güzel abimiz Hrant’ı katlettiler, ‘abine güzel bir poz ver bakalım’ diyenler

19 Ocak 2017 Yazar: Aykırı Akademi

 

AYKIRI AKADEMİ – Özgen Aydos

Size her karış toprağında güller açan, içinde hep gülen ve en büyük özelliği mutlu olmak olan insanların yaşadığı bir ülkeden bahsetmek isterdim. İnsan öyle bir hikayeye başlasa sonu da mutlu biter, ne güzel olur.

Ama benim anlatacağım ülkenin hikayesi öyle değil. Çünkü bu ülkenin üç tarafı denizlerle çevrili ama dört tarafı kanla, cinayetle örülü. Bu ülkede yaşayan kadınların çoğu hiç aşık olmamış, zorla evlendirilmiş yahut tecavüze uğramış. Özellikle kadınlardan başladım çünkü fikrimce kadının mutlu olmadığı topraklar daimi mutsuzluğa mahkum. Çünkü nasıl yeşerirse ağaçlar kökünden, insanın kökü de kadından yeşerir.

Bu ülkenin çocuklarının kaderi, coğrafyasına göre değişir. Kimi parmaklar henüz bebekken piyano tuşlarıyla tanışır, kimi parmaklar henüz çocukken çöp kutusuyla… Kimi kalpler henüz 14’ünde vurulur bir kurşunla, faili meçhule yazılır.

Buraya kadar okuduysanız, karamsarlık çöktü üzerinize değil mi? Bu topraklarda yaşamayanlar için bu anlaşılmaz bir durum ama bilirim, siz anlarsınız. Sonuçta aynı göğün altında can çekişiyoruz.

Yukarıda üstünkörü geçtiğim konuları benden daha iyi biliyorsunuz. Şimdi anlatacağım hikayeyi de… Öyleyse anlatmasam da olur…

Lakin konuşamadıklarımızı, yazmak zorundayız. Yoksa içimizdeki irin artar, çoğalır, bir bakarız o irin zehirlemiş bizi. Paylaşamamaktan ölmüşüz.

Bundan on sene önceydi. 19 yaşındaydım. Henüz doğru düzgün bilmiyordum bile, Beyaz Toros’la evinin önünden alınan ve bir daha hiç geri dönmeyen insanların hikayelerini, Cumartesi Anneleri ile tanışmıyordum. Hayatının içindeki gri kurumlardan ve öldürücü mekanizmalardan habersizdim.

Bundan on önceydi. Toprağını deşse acısını bulacak bir adam, toprağa gül fidanları dikmeye çalışıyordu. O fidanlar büyüyecekti. Oralara insanları toplayacak, anlatacak, anlatacaktı. Aslında anlatmaya başlamıştı.

O anlattıkça kimisi görmez oldu, kimisi kulaklarını kesti- kopardı, kimisi lal oldu. Uzaklara daldı. Kimileri ise bilendi. Onlara öğretilen bu değildi, bu olamazdı. Onlar için şanlı tarihleri ve kanlı savaşları insanlığın da üstündeydi, çok yukarıdaydı. Adamı sevmediler. Kimileri için ise konu daha derindi. Uzun zaman ve olanca emek harcayarak kurdukları tezgahın bozulmasına izin verirler miydi?

Önce yıldırmaya çalıştılar. Çok uğraştılar. Yollarını kestiler, üstüne gittiler, mahkemelere çağırdılar, makam odalarında üstü kapalı tehdit ettiler. ‘’Eyvallah’’ demedi. Şaşırdılar, öfkelendiler, bilendikçe bilendiler… Kibirleri arttı, korkaklıkları had safhaya uğraştı.

On sene önce bugün, bir silah tutuşturdular bir adamın eline. Öldürdüler.

İşte o gün, İstanbul’un bütün sokakları kan ağladı, kan tükürdü, kanla feryat etti. İşte o gün lal olan, görmez olan, duymaz olan insanlar bir araya toplandı. Konuşamayan insanlar ne yapar? Bakarlar. O gün birbirlerine baktılar. Kimisinin gözünde metanet vardı, kimisinin gözünde  öfke, kimisinin gözünde hüzün… Hepsi birleşti.

Kamera kayıtlarına bakıldı.

Sokağın başında görülen Beyaz Toros değil, beyaz bir bereydi.

Beyaz Toros hiç yakalanmadı ama beyaz bere hemen yakalandı.

O beyaz bereyi aldılar. Yedirdiler, içirdiler. Büyüttüler.

O büyüdükçe o gün sokakta buluşan insanların içindeki öfkede büyüdü. Büyüdü.

On senede ülkede çok şey değişti.

Ama o yara kapanmadı. Çünkü sadece tetiği çekeni değil, tetiği çekenin arkasındakiler de soruldu.

Cevap verilmedi.

On sene sonra bir görüntü çıktı ortaya. Katili almışlar yanlarına, ‘Abine güzel bir poz ver’ bakalım diyordu üniformalılar.  Bir yandan elleriyle saçlarını düzeltiyorlardı katilin.  

Ve o sırada belediye ekipleri, heybetli bir adamın yerdeki kanını siliyordu.

Bir şehir ağlıyordu o gün.

10 SENEDE NE YAŞANDI?

Hrant Dink’in vurulduğu gün kameralara yansıdı onu öldüren… Dink'i ensesinden vurarak kaçan katilin görüntüleri de televizyonlardan izlendi.

Hrant’ın katili Ogün Samast yıllar sonra verdiği ifadesinde şöyle söyledi:

“Olay günü Şişli’ye gittim ve adresi buldum. İki şahsın beni takip ettiğini gördüm. Oradaki ankesörlü telefondan Yasin Hayal’i aradım, ‘Abi beni takip edenler var polis var sanki arkamda’ dedim. Yasin de kendinden emin bir şekilde bana ‘olabilir onlar bizden’ dedi.

 

MOBESE KAYITLARI YOK EDİLDİ

Polis tarafından toplanan cinayet anına ilişkin kamera ve MOBESE kayıtlarının önemli bir kısmının yok edildiği, dosyaya konmadığı yargılamanın sonraki aşamalarında ortaya çıktı.

Polis muhbiri Erhan Tuncel’in yetkililere cinayetin işleneceği yönünde bilgi vermelerine rağmen gerekli önlemlerin alınmadığı ortaya çıktı. Tuncel, Dink’in öldürüleceği bilgisini cinayetten önceki bir yıl içerisinde tam 17 kez yetkililere bildirmişti. Yani cinayet ‘geliyorum’ demişti.

‘HRANT DİNK ÖLDÜRÜLECEK’

Trabzon'dan İstanbul ve Ankara'ya gönderilen 'Dink'in açıkça öldürüleceği' bilgisini içeren F4 raporunda farklı ifadeler kullanıldığı, İstanbul’a gönderilen raporda “ses getirici bir eylem” den bahsedildiği, Ankara’ya gönderilen raporda ise “Hrant Dink’in öldürüleceği” bilgisi olduğu belirlendi.

Trabzon jandarması tarafından, Samast'ın yakalanmasından 1.5 saat önce hazırlanan raporda ise, cinayet silahının Ardeşen el yapımı olduğu bilgisi yer alıyordu.

 

EMNİYET ÖNLEM ALMADI

Trabzon Jandarma, Emniyet ve İstanbul Emniyet görevlileri, Dink cinayetinin işleneceğini ayrıntılarıyla bildikleri halde hiçbir önleyici çalışma yapmadıkları gibi; cinayetten sonra, belgeleri eksik gönderdikleri, bazı deliller üzerinde tahrifat yaptıkları, sahte belgeler düzenledikleri, arşivlerde temizlik yaptıkları da öğrenilmişti.

20 Nisan 2007’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘tetikçi’ Ogün Samast, azmettiriciler Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in de aralarında bulunduğu 18 sanık hakkında dava açıldı.

Ogün Samast’ın dosyası yaşı küçük olduğu için İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilirken mahkeme, Samast'ı ‘tasarlayarak adam öldürmek’ ve ‘ruhsatsız silah bulundurmak’ suçlarından toplam 22 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırdı.

5 YILDA 25 DURUŞMA

5 yılda görülen 25 duruşma sonunda 17 Ocak 2012’de mahkeme, bütün sanıkların ''silahlı terör örgütüne üye olmak'' suçundan beraatine karar verdi. 

Yasin Hayal, “Hrant Dink’i tasarlayarak öldürmeye azmettirmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Erhan Tuncel, “patlayıcı madde imal etmek, kullanmak” suçlarından 10 yıl 6 ay hapse mahkum oldu. Aynı gün tahliye edildi.

 

BİZİMLE DALGA GEÇTİLER’

Mahkemenin 'örgüt yok' kararına tepki gösteren Dink ailesi Avukatı Fethiye Çetin: "Olayın üzerinden 5 yıl geçti. 5 yılda, Arat Dink’in de dediği gibi bizimle dalga geçtiler. Meğer dalganın büyüğünü en sona bırakmışlar. Meğer Hrant büyük bir planın parçası olarak değil, 3-5 kendini bilmez tarafından öldürülmüş. Bu kadarını beklemiyorduk. Gerçekten bu kadarını beklemiyorduk.'' dedi.

SAVCI: ÖRGÜT VAR

Mahkemenin kararını savcı Hikmet Usta'nın 'Örgüt de var, delil de var' diyerek temyiz etmesinin ardından Yargıtay, sanıkların "silahlı terör örgütü" değil "suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüt" üyesi olduklarına karar verdi.

Yargıtay’ın bozma kararına uyan İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkları, “suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek ve kurulan örgüte üye olmak” suçlarından yeniden yargılamaya başladı. Ogün Samast'ın "suç örgütüne üye olmak" suçlamasıyla yargılandığı İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki dava da ana dava ile birleştirildi.

14 Eylül 2010'da AİHM, ölümünden önce Hrant Dink'in ve daha sonra ailesinin yaptığı 5 ayrı başvuruyu ele aldığı davayı ortak bir karara bağladı ve Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 'yaşama hakkı', 'ifade özgürlüğü' ve 'etkili başvuru' hakkıyla ilgili maddelerini ihlal ettiğini belirtti.

Aile kararla beraber Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Dosya yeniden açıldı, kamu görevlileri için soruşturma izni istendi.

26 Temmuz 2014’te HSYK 3. Dairesi Dink’in ölümünde görevlerini ihmalden Ramazan Akyürek, Reşat Altay, Engin Dinç, Faruk Sarı, Ercan Demir, Özkan Mumcu, Muhittin Zenit, Mehmet Ayhan için soruşturma izni verdi.

Yine Dink ailesinin şikayeti üzerine dönemin vali yardımcısı Ergun Güngör, Celalettin Cerrah, Ahmet İlhan Güler ve 6 polis hakkında soruşturma izni istendi. Uzunca bir sürenin ardından kamu görevlisi dokuz isme de yargılama yolu açıldı.

Geçtiğimiz yıl soruşturmada kamu görevlilerinin ifadelerinin alınması ve tutuklama kararıyla yeni bir sürece geçildi.

Cinayet döneminde Trabzon İstihbaratında görevli Muhittin Zenit ve Emniyet Amiri Özkan Mumcu 13 Ocak'ta tutuklanmıştı. Yine o dönem Trabzon İstihbarat Şubesi'nde amir olan ve Cizre Emniyet Müdürlüğü'ne terfi ettirilen Ercan Demir ise 19 Ocak'ta tutuklandı.

27 Şubat'ta ise Eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek mahkeme tarafından tutuklanmıştı. 'Paralel Yapı' soruşturmasında tutuklu bulunan Ali Fuat Yılmazer'le birlikte soruşturma kapsamında tutuklu kamu görevlisi sayısı 5'e yükseldi.

Ali Fuat Yılmazer ise 16 Ocak’ta çıktığı davada kendini şöyle savundu: ‘Cinayet Trabzon’da planlanmış, benimle ne alakası var.’

Dink cinayetinde gelinen nokta henüz burası. Ama mahkeme salonun içinde bekleyenler olduğu gibi tam on yıldır dışında bekleyenler de var.

O insanlar var, yağmur, çamur, kar, kış demeden vicdanlarıyla tüm adaletsizliklerin karşısına dikilenler var. Onlar ki bunca kötünün arasına serpiştirilmiş iyiler, 19 Ocak’ı hiç unutmuyorlar.

O insanlar, kafesinden kaçmaya çalışan değil, kafesini sırtında taşıyan beyaz güvercinin hesabını beyaz bereden soruyorlar.

Ve onlar adaleti istiyorlar, lütuf değil.

 

 

(Yazıda kullanılan kaynaklar: Hrant Dink Davası Birinci Yıl Raporu/ Hrant Dink Davası İkinci Yıl Raporu/ Bianet - Kronoloji: Hrant Dink Cinayeti/ Diken -  9 Soruda Hrant Dink davası)

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri