14
Ağustos

'Bir Toplum iyi romanlarla karşılaşmazsa vahşileşir'

14 Ağustos 2013 Yazar: Aykırı Akademi

 

Enver Aysever Yunus Nadi Edebiyat Ödülü’nü kazanmış bir edebiyatçı, televizyon programcısı, gazeteci. Bunlara ilave olarak üniversitelerde ders de veren Aysever, 1992’de kurduğu Tiyatro Çisenti’nin genel sanat yönetmenliğini de yaptı
 

2006’dan bu yana Remzi Kitap Gazetesi yayın yönetmenliğini yürüten Aysever, "Edebiyat Ölmelidir!" isimli deneme kitabıyla buluştu okurla. Edebiyata güzellemeler yaptığı denemeleri üzerine konuştuğumuz Aysever, “Kavgasız edebiyat olmaz” diyor.

Romanlarla eğitilmiş toplumlardan dem vuruyor ve “Romandan yoksun bir toplumun vahşileşeceğinden eminim” diyorsunuz...

İnsanlık tarihi boyunca insanın iki temel gereksinimi olduğunu görüyoruz. Bir tanesi hikâye anlatma, diğeri de oynama. Anlatma, hikâye etme duygusu hem sinemaya kadar gelen kurmacaların tarihini anlatmıştır hem de nihayetinde insan ruhunun en inceltilmiş halini anlatan edebiyatı doğurmuştur. Bunun da bence doruk noktası romandır. Çünkü roman tüm disiplinleri bir arada tartan, rafine olmaya çalışan ve nihayetinde insanın yüzüne ayna tutan bir araç. O yüzden çok net bir şey söylemek gerekirse; insan ancak edebiyatla yani romanla ilişkisini kurduğu zaman insanlaşma sürecini tamamlar. Bunun en tipik örneği de 19. yüzyıl edebiyatının gücüdür. Romanın tarihi de 200 yıllık bir tarih dersek 19. yüzyılda insan ruhu, toplumsal hareketler derken insanı ıslah etme sürecinde romanın çok önemli bir rol oynadığını düşünüyoruz. Eğer bir toplum iyi romanlarla karşılaşmıyorsa, iyi romancıları yoksa o toplumun vahşileşmesi kaçınılmazdır. Tatsız tuzsuz bir toplum olur, düşünsel zafiyet içerisinde olur, insanlaşma süreci olmaz, “merhamet” kavramı dahi gelişmez.

“Okuduğunuz kitap, biraz da yazgınız gibidir, bir kartvizit gibidir diyorsunuz” Bir başka yerde de kütüphanelerin bir kimlik olduğunu belirtiyorsunuz.

Kitaplarla yaşamak bir alışkanlık, beceri, bir soluk alma hali ve bir varoluş biçimidir. Bir insanın hangi kitaplarla inşa olduğu çok belirleyicidir. Okuduğunuz kitaplar size kimlik verir, nüfus cüzdanı gibidir dememim nedeni şudur; eğer sürekli yanlış tercihler yaparak bir dünya kurarsanız hayatınızda büyük bir yoksunluğun içine gidersiniz. Ben “Oku da ne okursan oku” tezine karşıyım. Bu salaklar içindir. İyi kitaplarla buluşmak bir deneyim işidir. İyi kitaplarla buluşmak bir alışkanlık işidir, bir eğitim ve öngörü işidir. Evet kitaplar bir nüfus cüzdanıdır. Hangi kitapları okuduğunuz nasıl adam olduğunuzu ortaya koyar, biraz ironik bir şekilde söylersek ‘Kütüphanene bakayım senin kaç kıratlık adam olduğunu söyleyeyim” diyebilirim.

Kitap tavsiye etmeye itirazınız var. “Her ilaç, her hastaya nasıl iyi gelmezse, her kitap da diğer okur için aynı kapıları aralayamayabilir” diyorsunuz.

Çünkü bir kimsenin bir başkasının beğenisi, bir başkasının düşünsel dünyasına bu kadar güvenmesine ben hayretle karşıyım. ‘Bana bir roman söyle de haz duyayım’ diyen kimselere kuşkuyla bakarım. Klasikler eğer okuma beceriniz varsa ilk adım atmak için tercih edilir ve çarpıcıdır. “Suç ve Ceza” yı okumadan okur olamayacağınıza göre bunu başkasına rahatlıkla önermeniz mümkündür. Türk edebiyatı için de bir “Kürk Mantolu Madonna”yı gönül rahatlığıyla herkese verebilirsiniz.

Kavgasız edebiyat olmadığını söylediğiniz denemenizde sormuş olduğunuz “Kavga gücünü yitirmiş bir yazarın kurmaca yazma olasılığı var mıdır?” sorusunu ben size yönlendiriyorum şimdi...

Yoktur. Edebiyat iki tür kavga alanı. Bir tanesi kişinin kendi hayatına dair bir kavga süreci. Ben romancıyla ilgili olarak hep şunu söylemişimdir; kendi eksikliği, açmazları, kendi çaresizlikleriyle boğuşan kimselerin yapıtlarının ne kadar büyük olduğunu görüyoruz. Buna Kafka, Dostoyevski örneği verebileceğimiz gibi Türkiye’de Oğuz Atay örneği, Yusuf Atılgan örneği de verebiliriz. Büyük usta Leyla Erbil’in yaşadığı bir dünyaya itirazı üzerinden koyabiliriz. Bu insanların hepsi farkında olarak ya da olmayarak kavgacı insanlar, hayata dair bir kişisel kavga var, kendini temellendirme, anlama kavgası var. Bir de bence her sanat yapıtının sonucu beyhude bile olsa dünyayı değiştirme iddiası vardır. Dünyayı değiştiremeyeceğini bilir ama dünyayı değiştirme iddiası taşır. O yüzden ben o kavga gücünü yitirdiğiniz zaman kaleminizi kırmanız gerektiğini düşünürüm. Güzellemeler yaparak iyimser bir dünya üzerinden bu iş yürümez.

YAZARLIK AĞIR İŞÇİLİKTİR 

Kitapta irdelemiş olduğunuz ‘Yazarlık Tanrısal bir yeti mi, yoksa öğrenilebilir bir iş mi?” sorusu için ne dersiniz?

Biz de İnci Aral’la birlikte yaratıcı yazarlık dersleri verdik. Ben yazarlığın bir aktarma, bir öğrenme, öğretme aracı olduğu konusunda bir kere derin kuşku taşıyorum. Tanrısal mesele midir dediğimizde bir kısmı öyledir. Ancak orada Melih Cevdet’in söylediği şu sözle hareket etmemiz gerekir: “İlk dize Tanrı’dan gelir, sonrası matematikten geçer” diyor. Dolayısıyla sizin ruhunuzda, hayatı algılamanızda, o kokuyu hissetmenizde insana dair kaygı duymanızda hiç kuşku yok ki, tanrısal yani mizaç diyebiliriz buna, mizacınızın o tahrik edici tarafı vardır ama öte taraftan yüzde yüz ağır işçiliktir. Öğrenme tarafı odur.

KİTAP BİLGELEŞMEK İÇİN OKUNUR

Sizin bir iyi okur tarifiniz var ki, burada onu konuşalım isterseniz.


İyi okur arka rafların farkında olan okurdur. İyi okur herkes için iyi kokan kitapların pis koktuğunu bilen okurdur. İyi okur incelikli işçiliktir. İyi okur kendi rolünü de bilir, kurgunun kendisinde tamamlandığını bilen okurdur. Göz okuması yapmaz. Okumak için gerekli koşulların ne olduğunu bilir; okumak için bilgisayar, internet, telefon gibi uyarıcılardan uzak kalmak gerekir. Doğru ışık, sessizlik gerekir. Kitaplarla kurduğunuz ilişkide kitapların size sırlarını verebilmesi için onlara gereken zamanı ve önemi hissettirmeniz gerekir. Yoksa kitaplar size sırlarını açmaz. Siz okuduğunuzu zannedersiniz ama hiçbir şey okumamış olursunuz. O sırları öğrenebilmeniz için kitaplara karşı samimi olmanız gerekir. İyi okur o sırları almak için kitaplara o emeği verir. O kitaplar güvendikçe yavaş yavaş sayfalarını açar ve fısıldamaya başlar. İyi okur hap bilgilerden uzak durur. Bilgi almak için kitap okunmaz, bilgeleşmek için okunur.

 

HT GAZETE / KÜLTÜR SANAT, Ümran Avcı,12 Ağustos 2013 Pazartesi

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri