05
Ocak

Bugün kara gözlü kardeşimin doğum günü: İyi ki doğdun sen Berkin, ama’sız-fakat’sız

05 Ocak 2017 Yazar: Serdar Nâzım Yüce | Köşe adı: CEZA SAHASI
Tüm Yazılar

Bugün kardeşimin doğum günü,

bu vesileyle uçurtma uçuracağız bir kez daha vicdanlarınıza dostlar...

kaldıracağız umudu oturduğu yerden...

 

AYKIRI AKADEMİ – Serdar Nâzım Yüce

Haziran günleri… Biraz sevdiklerimiz, güzel insanlar için endişeleniyoruz. Haber almak zor çünkü. Hep tetikteyiz. Bir yandan biz bekliyoruz polisi, bir yandan kentin ve ülkenin dört bir yanındaki dostlar karşı karşıya aynı tehditle, biliyoruz. Tetikteyiz; hem polise karşı, hem de ceplerimizdeki telefonlara. Çalıyor aniden, o an kalp atışı duruyor, soluk susuyor. Kulak, kenarından gaz fişeği de vızıldayıp geçse, yine de telefonun diğer ucundan gelecek seste. bir Bir arkadaş ‘Okmeydanı’nda bir çocuk vurulmuş’ diyor, ‘Ağır yaralıymış’ diyor. ‘Belki tanırsın’ diyor, diyor da diyor… Yaşını soruyorum, söylüyor. Kardeşimin yaşıtı diye geçiriyorum içimden. Kalıyorum olduğum yerde, o çocuk kardeşim oluveriyor.  ‘Belki tanırsın’ diyor ama ben adını sormaya kalkmıyorum, kardeşim işte. Ne gereği var, Nâzım Usta öğretmemiş miydi bize;

“Yarısı burdaysa kalbimin

Yarısı Çin’dedir, doktor.

Sarınehre doğru akan

Ordunun içindedir.

Sonra, her şafak vakti, doktor,

Her şafak vakti kalbim

Yunanistan’da kurşuna diziliyor.”

…diye. Serden geçip yoldaş olabilmeyi, ta Çin’dekiyle, Yunanistan’dakiyle. Buradan 3 kilometre ya var ya yok düştüğü asfalt sokak; nasıl hissetmezsin yürekte acısını, göğüs kafesindeki sıkışmayı duymazsın?

Adı beliriyor, yüzü beliriyor sonra, annesi, babası, bir de uçurtması… Oturuyoruz evlerinin mutfağına. Yanda kardeşimin odası. Annem, annemiz bizim yörenin yemeğini yapıyor. Soramıyorum ‘Sağlığın nasıl’ diye, nasıl cesaret edeyim. Neyse ki annem halden anlar, yok o uçurtmayı yere düşürmeye niyeti. Elimize kaşıkları tutuşturmuş masanın ortasına yemeği koymuş tam tuzunu ekerken ‘Yok’ diyor; ‘Kardeşinin hesabını sormadan şuradan şuraya gitmek yok!’ Nasıl hissetmezsin sancısını?

Zaman geçiyor, bir kulağımız Okmeydanı’ndaki o hastanede. Hani acil servisi bile gazlanan. Kardeş orada kardeş. Zaman geçiyor, sonra bir sabah uyanıyoruz, yine telefon. Eskişehir’de beni dövmüşler. Ben dayanamamış sopaya, tekmeye ama en çok da bir insanın diğer insana zulmüne, bu kadar onursuzlaşabileceğine. Okmeydanı’ndaki çocuk kardeşim yaşı, Eskişehir’deki benim, benim yaşım. Benim de kardeşim gibi hayallerim var. Uçurtmamı teslim etmişim artık kardeşe, başka hayallere yelken açmışım. Öğretmen olacağım, kafamda, yürekte duyusu. Işık saçacağım, tüm kötülüklere inat. Bu ülkede emekçi çocukları da büyük adam olacak! Şiar edinmişim, andım var. Ve karanlık bir sokak, gazdan kaçmış sığınmışım. Nereden bileyim? O sokaktan o onursuzların çıkabileceğini değil, bu kadar kötülüğün olabileceğini nereden bileyim? Gerçi kardeşimi ekmek almaya giderken vurdular, durmadılar elindeki uçurtmayı silah bile yaptılar ama nereden bileyim ha söyleyin! Nasıl inanayım, insanın insana bu kadar düşman olabileceği fikrinin gerçekliğine? Bunu reddedip çıkmışım zaten evden, güzel günler göreceğiz demişim…

Göremedim bile annemizin yuhalatıldığını, göremedim kardeşimin cenazesine bile saldırdıklarını. Ama inan olsun, görseydim bile kalbimde bir an bile kötülüğe, zalimliğe yenileyazıp gitmezdim son uykuya.

Sonra mahkemeler geldi. O mahkemeler ki bizim yargıladığımız, bizim bağırdığımız. Sanmayın öc almaya geldik. Bizim sözümüz var, başımızı dik tutacağız. Utanacak bir şey mi yaptık? İyi olmaktan, doğru bildiğimizi savunmaktan bir an olsun mu caydık? Biz efendiler, yalan mı söyledik halkımıza? Güzel günler gelmeyecek de biz boşuna mı inandık? İnandık da abi-kardeş peşi sıra fidana kavuşuverdik? Hem boyun eğer mi hiç insan?

Zaman geçti. Ve kimine göre ‘alıştık biz’, kimine göre ‘kalbimiz kurudu’… Efendiler, kaybettik biz öyleyse. Öyleyse daha neyi bekliyoruz, neyin yolunu gözlüyoruz?

Neye alıştınız sorarım size? Benim ya da kardeşimin fotoğrafına baktığınızda, bir ekmek, bir uçurtma, Kadıköy’de o adımı haykıran Fenerbahçe taraftarı, gülen, umutlu gözlü yüzlerimiz… Bunlara baktığınızda hatırlamıyor musunuz artık yüreğinizde acımızı? Alışan beri gelsin, yok öyle yağma!

Görüp görebileceğimiz en büyük provasındaydık zalimliğin, zorbalığın. O kadar kötülük yapıldı diye biz kesmedik güzel yarından umudumuzu. Hele ki bugün. Bugün kardeşimin doğum günü... Bu vesileyle uçurtma uçuracağız bir kez daha vicdanlarınıza dostlar, bir kez daha siz iyiler verdiğiniz sözü, and içtiğiniz kavgayı hatırlayacaksınız bu vesileyle. Dün kalkamadığınız yerinizden bugün bir kolunuza ben, bir kolunuza kardeşim girecek; hep birlikte kalkacağız. Kaldıracağız umudu oturduğu yerden, yahu soruyoruz kara gözlerimizle; boyun eğmediğimizi göstermekten başka çaremiz, çareniz var mı?

Bugün dostlar, bugün; doğum günü kardeşimin. Onun kulağına birkaç dize fısıldadım az önce, ‘Birlikte nice güzel senelere’ dedim, ama’sız, fakat’sız:

“Büyük insanlığın toprağında gölge yok

Sokağında fener

Penceresinde cam

Ama umudu var büyük insanlığın

Umutsuz yaşanmıyor”

Çakmak gözleri her zamanki gibi ışıdı. ‘Evet’ dedi, belli. Uçurtması mı yere düştü de ışımasın güzel gözleri? Bugün kardeşimin doğum günü. Annem demişti ya hani statta adımı bağıran kardeşlerime ‘Hepiniz benim çocuklarımsınız’ diye. Değil miymiş yoksa, kutlamayacak mıyız yine hep birlikte yani kara gözlümüzün doğum gününü, yoksa karalar mı bağladınız?

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri