01
Ocak

“Ben Rıfat Ilgaz’ım, devlet ödülüne ihtiyacım yok”

01 Ocak 2017 Yazar: Aykırı Akademi

"Son şiirim

Elim birine değsin

ısıtayım üşüdüyse

boşa gitmesin son sıcaklığım”

AYKIRI AKADEMİ – AYRINTIDAKİ ŞEYTAN

105. Doğum gününü kutladığımız  Rıfat Ilgaz’ı, oğlu yayıncı Aydın Ilgaz RS FM’de Enver Aysever’e anlattı.

İşte Aydın Ilgaz’ın cümleleriyle Rıfat Ilgaz...

“Ben 5 yaşından beri hapishanelere gidiyorum. Babam Tophane Askeri Cezaevi’nde yatıyordu, Tabutluk’ta...”

Rıfat Ilgaz’ın 70.yılını yaptığımızda 12 Eylül’dü. 12 Eylül’den çıktığı aralık ayında Şan Tiyatrosu’nda bir anma günü yaptık. Çok görkemli olmuştu ve gözlerinden yaş gelmişti. Yaşıyorum, yaşıyorum demişti. Bugün de 105.yılında anıldığı zaman Hababam Sınıfı ile anarken, şiirlerinden de mizahından da söz ettiler. Marko Paşa’nın yazarları Rıfat Ilgaz, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, 46’lı yıllarda içeri giriyorlardı. Ben 5 yaşından beri hapishanelere gidiyorum. Annem edebiyat öğretmeni ve müdür muaviniydi Pertevniyal Lisesi’nde her gün gitmek zorundaydık. Tophane Askeri Cezaevi’nde yatıyordu, Tabutluk’ta. Giyeceğe ihtiyacı vardı. Yiyeceğe ihtiyacı vardı.

Tabutluk dediğiniz yeri bir anlatalım. Bir oda bile değil. Tabut ölçüsünde bir yer. Bir nevi işkence. Rıfat Ilgaz üstelik tüberküloz hastası. Beslenme ve güneş ihtiyacı var. Değil mi?

Asıl ilginç tarafı babamın tepesinde 1500 wattlık ampul vardı. Devamlı ısı ve ışık veriyordu. O tarihte aydınlarımıza, basın işçilerimize işkence olarak kullanıyorlarmış. Almanların, Museviler ve Yahudiler için kullandığı bir yöntem. Aydınlarımızın tepelerine koyup işkence etmişler. Babam 18 gün kaldı burada.

 

“Tarık Akan bir jestle, hocanın bende bu kadar emeği var diyerek Anıl’ı orada burslu okuttu.”

Karartma Geceleri ve Tarık Akan’dan da biraz söz edelim.

Tarık Akan babamla Damat Ferit’ken tanıştı, Hababam Sınıfı’nda oynarken. Tarık’a biraz takılmış, sen romanı okudun mu, diye. Okumadan nasıl canlandırıyorsun olmayan bir karakteri diyerek tartışmışlar. Aralarda sık sık görüşüyorlar ama konu hiç açılmıyor. Karartma Geceleri’nde Yusuf Kurçenli öğretmen Rıfat Ilgaz’ı oynattıktan sonra, babamla beraber çekim sırasında gidiyorduk. Görüyorduk sahneleri. Hiç tartışmıyorlardı. Galada Tarık’ın üstün başarısı alkışlandığında koştu geldi, oldu mu şimdi hocam dedi. Sarıldılar, öpüştüler. Şimdi oldu, şimdi sen benim gözümde sanatçı Tarık Akan’sın dedi.

Babamın bir fotoğrafı var hep internette dolaşır. Aynı dostlardan biri de Kemal Sunal’dı. Kemal Sunal da orada babamın İnek Şaban’ını inekleyen bir öğrenciyi anlatmaz, orada gerçekten hayvan gibi gösterir davranış biçimlerini. Babam ona da tepki gösterirdi. Kemal ölümünden iki-üç hafta evvel, onunla film yapmak üzere konuşmuştuk. Tarık gibi kendimi affettirmek istiyorum gibi. Burada kimsenin açıklamadığı bir olayı anlatacağım; ben oğlum Anıl’ı iyi bir okula yazdırmak için okul arıyordum. Taşmektep diye bir okul vardı. Oraya götürüp, orada okuyacaktı. Bana birisi tarif ettiğinde Tarık’ın okulu gösterdi. Ben Tarık’ın ortak olacağını tahmin edemiyordum. Karşıma Tarık çıktı. O zaman düşük bir ortaklığı vardı. Henüz sahiplenmemişti daha okulu. Büyük bir jestle, hocanın bende bu kadar emeği var diyerek Anıl’ı orada burslu okuttu.

 

“Ben babamın ölümünden sonra buldum o şiiri.” 

“Son şiirim”i anlatır mısınız?

Ben babamın ölümünden sonra buldum o şiiri.  Ama demişti ki bana, ben herhangi bir şeyin altına imza attımsa onu basın. Onu aldım üzerinde 19 Aralık 1991 yazıyor, son şiirim yazıyor. 93’teki Madımak’ta yananlara çok üzüldü ve sonra kalpten öldü. O şiiri ölüme yakın bir insanın bencilleştiği yılların en çarpıcı sözcükleri olmalıyken babam olağanüstü üç dize yazmış:

“Son şiirim

Elim birine değsin

ısıtayım üşüdüyse

boşa gitmesin son sıcaklığım”

Son sıcaklığının kaldığını düşünüp, onun da insanlara katkıda bulunmasını istiyor. Yazdıklarıyla da böyle yapmıştır. Bir şiirinde de şöyle yazıyor:

“Hayatta İki iş yaptım köklüce

Biri çocukları okutturmaktı işim

İkincisi de yazdığımı çocuklara okutmak”

Ama Rıfat Ilgaz bütün bu yazdıkları ve söyledikleriyle devamlı baskı altına kalmış.

 

“Ben Rıfat Ilgaz’ım devlet ödülüne ihtiyacım yok, derdi.”

Şener Şen’in Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Ödülü alması sosyal medyada olay oldu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Babama da teklifler gelmiştir. Mesela Turgut Özal babama plaket vermek istedi. Midyat’a giderken pirinçten olmayalım, kırk sene sonra ilk defa ödül alacağıma ben yoluma devam edeyim, dedi. Arkadan babam Kıbrıs’ta geçirdiği trafik kazasında sonra mahsus kaza geçirmiş, oraya sığınmak istiyor, dediler. Sonra ben gittim aldım. Devlet Bakanı Ahmet Kahveci beni çağırdı, Almanya’ya gönderelim, dedi. Geldim İstanbul’a söyledim. Hiç kimse bana daha ödül vermedi. Ben halkın yazarı, şairiyim, dedi. Kabul etmedi. Ben fuarlara saygımdan, baba alalım, derdim. İstersen sen ticari olarak ödül al ama ben sahneye çıkmam, derdi. En sonunda babam temmuz ayında Madımak’a üzülüp, öldü ve ödülü maalesef alamadı. Ben Rıfat Ilgaz’ım devlet ödülüne ihtiyacım yok, derdi. Devletin değil, benim okurlarımın bana ödül vermesi gerekir derdi. Fuarlarda dokuz saat tuvalete bile gitmezdi. Oğlum Aydın derdi, şaka gibi ama değil, kendine düstur ilan etmişti, 11’i bir geçe götür beni fuara, bir daha gelmem, derdi. Fuar kapanır, babamın imzası bitmezdi. Elektrikleri kapatırlardı, babama çakmakla kitap imzalatırlardı.

 

 

İlgili yazılar;

 

“Üç duvar, bir kapı arasında”

Rıfat Ilgaz… Koca bir çınar. Çileli geçen yıllarından geriye kalan 70’e yakın eser… Hep üç duvar bir kapı arasında, ya hastanede ya hapishanede… Evinden ve ailesinden uzak… Yalnız…

Yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri