14
Ağustos

'Aysever'in Yeni Kitapları'

14 Ağustos 2013 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Enver Aysever’i bugün pek çok kişi CNN Türk’teki “Aykırı Sorular”ıyla tanıyor. Hem nalına hem mıhına sorularıyla bu izlence kimilerinde tiryakilik yarattı. Evdeysem ben de mutlaka izliyorum “Aykırı Sorular”ı.

Bir de ‘edebiyatçı’ Enver Aysever var. Hatta, biraz daha geçmişe dönersek, tiyatro adamı Enver Aysever. 1990’larda onu tanıdığımda tiyatroya gerçekten vurgun, sararıp solmuş tiyatromuza canlılık getirmeye çalışan bir genç adamdı. Tiyatro bizde ayakta kalır mı kalmaz mı, uzun uzadıya tartıştığımız bir günü hatırlıyorum.

Aysever’in iki yeni kitabı yayımlandı: Nasıl Yazar Olunur? ve Edebiyat Ölmelidir!; ikisi de Remzi Kitabevi’nin yayını. Nasıl Yazar Olunur?’un “Attilâ İlhan’lı Bir Oyun” yazısını okurken, işte o tiyatro tutkulu günlere geri döndüm. Bu yazıyı okuyanlar, bir serüvene tanıklık edecekler.

Hangi yıldı, Çolpan İlhan, Attilâ İlhan’in şiirlerinden bir oyun önerisiyle karşılaşmış, metni okuyordu. Yani Enver’in oyununu. Tiyatro düşmanı Attilâ Ağbi’nin böyle bir projeyi destekleyip desteklemeyeceğini epey merak ederek. Enver Aysever de Attilâ Ağbi’nin tiyatro sanatına uzaklığı üzerinde duruyor.

Sisler Bulvarı şairi tiyatroya inancını gerçekten yitirmiş miydi, karar veremiyorum. Enver Aysever’in belirttiği gibi, tiyatroya gitmezdi. Uzun yıllar adım atmamış. Ama bir defasında ‘zaman tüneli’ eksenli bir oyunundan, evet, kendi yazmış olduğu bir oyundan söz açmıştı. Zamanın gelgitli kullanıldığı bu oyun, kapitalistleşen Türkiye’de bir de Kurtuluş Savaşı dönemini aynı kişilerle, iç içe yansıtıyormuş.

O günlerin çok ünlü ve önemli bir tiyatrosu, oyunu repertuvarına almamış ya da alamamış. Bir kırgınlık da söz konusuydu Attilâ Ağbi’nin tiyatroya uzaklığında: “Bir daha bu işlere girişmedim...”

“Attilâ İlhanlı Bir Oyun”u çok severek okudum: Enver Aysever’in kaygılarını, huzursuzluğunu, heyecanını hissettim.

Her iki kitapta da edebiyatla, sanatla haşır neşir okurun tat alacağı yazılar, eleştiriler, denemeler bir değil, iki değil. Tartışılacak yazıları da eklemeliyim. Fakat Aysever bu yazılarının hangi tarihlerde kaleme alındığını belirtmemiş. Bence belirtmeliydi. Özellikle belirtmeliydi, çünkü Aysever’in değişen düşüncelerini, zaman içindeki farklı saptamalarını daha yakından takip edebilecektik.

Örnekse, “Leylâ Erbil’in Evinde” (Nasıl Yazar Olunur?’da), adı soyadı verilmeyen bir yazar çıkıyor karşımıza, gerçi kim olduğunu anlıyorsunuz sonradan uzaklaşılmış o yazarın, ama bu uzaklaşma, bu mesafe hangi tarihten sonra olmuş, öğrenmek istiyorsunuz. Dahası, bir başka yazısında, artık mesafeli durduğu o yazarı çok değerli bulduğunu da ince ince irdeleyerek yazmış Aysever.

Edebiyat Ölmelidir!’de yer alan “Bir Yazarın Susması Üstüne ve Selim İleri’den Hareketle Yazarlık Halleri”, dört ay kadar önce, Remzi Kitap Gazetesi’nde yayımlanmıştı. Bu yazıya gönül borcum var. Yazarların ‘susmaya’ giden yola durup dururken sapmadıklarını bu yazı dillendiriyor.

Demin de söyledim: Her iki kitabın ortak özelliği, edebiyat, sanat ve yer yer de siyaset konusunda tartışmalar yaratacak nitelikte olması. Kısır, çekişmeden ibaret tartışmalar değil; tam tersine, hareket, canlılık kazandıracak tartışmalar.

“Ölüm ve Füsun Akatlı”yla (yine Edebiyat Ölmelidir!’de) noktalayacağım. Sevgili, biricik eleştirmenim derdim ben Füsun’a, yıllar yılı, yazdıklarıma emeği, anlam katışı... Aysever’in veda yazısını okurken Füsun Akatlı’yı günden güne daha çok özlediğimi hissettim.
 

Selim İleri, BİR KİTAP KAPAĞI, Radikal Kitap, 24.07.2013

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri