29
Aralık

2016’nın En İyi Filmleri: O filmden sana geriye ne kaldı

29 Aralık 2016 Yazar: Tuğçe Madayanti Dizici | Köşe adı:
Tüm Yazılar

Nedir en iyi film? Bunun mutlak bir cevabı yok. Kim neyi neye göre seçiyor? Eleştirmenin kendi özel hayatından, genel kültür donanımına kadar pek çok şey bu seçimin faktörleridir. Ama en değerli cevap; o filmden sana geriye ne kaldığıdır. Bazı filmlerde bir sihir oluşur ve sinemaya ait tüm unsurlar bir bütünlük sağlarlar. Koltuğunuzda otururken bir anlığına olsun nefesinizi kestiyse, sizi koltuğa mıhladıysa, kalbinizi acıttıysa, burun kemiklerinizi sızlattıysa işte buna sihirli dokunuş denir. Ve bu dokunuşun sırrını açıklamaya hiçbir film eleştirmeni tam anlamıyla vakıf olamaz. Ben de listemi bu sihirli dokunuşun üzerimdeki etkisini takip ederek oluşturdum.

 

AYKIRI AKADEMİ – Tuğçe Madayanti Dizici

Senenin son günleri, geriye dönüp o sene içinde sinema adına neler yaşandı, neler izledik, neleri sevdik, nelere kızdık bakmak zamanıdır. Bu çok zordur çünkü bir film eleştirmeni olarak 300’e yakın yerli yabancı film izlemişsindir, onlarca festivale katılmışsındır. Her eleştirmenin kendine göre bir yöntemi vardır. Ben elektronik her şeyi kapatır aklımda ve kalbimde hangi filmlerden neler geriye kaldıysa kara kalemle boş bir kağıda sıralarım. Özellikle en iyi yerli ve yabancı film listesi hazırlamak için bu karalama önemli bir yol gösterici olur. O senenin en iyi filmleri listesi hazırlamanın tartışmalı bulduğum kısmı, bunun hangi filmler arasından seçileceğidir. Yapım yılı 2016 olanlar mı? 2016’da sadece Türkiye’de vizyona girmiş olan filmler mi? Çoğu filmi yurtiçi ve yurtdışı festivallerde izleyen bir film eleştirmeni için sadece Türkiye vizyon tarihine göre liste hazırlaması bence hatalı. Bazı filmlerin Türkiye vizyonu geç olduğu için bu mantıkla hazırlanacak bir listede, geçtiğimiz Akademi ödüllerinde oscar kazanan Spotlight ve Son of Saul gibi filmlerin de olması gerekecektir. Bir film eleştirmenin, geride bıraktığımız en son Cannes ve Akademi ödülleri sonrası dünya genelinde vizyona girmiş ve festivallerde yer almış izlediği filmler arasından bir liste oluşturmasını daha doğru buluyorum.

Nedir en iyi film? Bunun mutlak bir cevabı yok. Kim neyi neye göre seçiyor? Eleştirmenin kendi özel hayatından, genel kültür donanımına kadar pek çok şey bu seçimin faktörleridir. Ama en değerli cevap; o filmden sana geriye ne kaldığıdır. Bazı filmlerde bir sihir oluşur ve sinemaya ait tüm unsurlar bir bütünlük sağlarlar. Koltuğunuzda otururken bir anlığına olsun nefesinizi kestiyse, sizi koltuğa mıhladıysa, kalbinizi acıttıysa, burun kemiklerinizi sızlattıysa işte buna sihirli dokunuş denir. Ve bu dokunuşun sırrını açıklamaya hiçbir film eleştirmeni tam anlamıyla vakıf olamaz. Ben de listemi bu sihirli dokunuşun üzerimdeki etkisini takip ederek oluşturdum.

Listede ilk sırada yer alan The Childhood of A Leader güçlü müzik kullanımı, düşündürücü değerlendirmeleri ve orijinalliği ile beni kendine hayran bırakan bir film oldu.  Filmde, rahibinden dadısına, anne-babasından aile dostlarına, öğretmenden temizlikçisine kadar, çevresindeki herkesin bir çocuğun gelişiminde ne kadar önemli rol oynadıklarını görüyoruz. Bu ilk filminde genç yönetmen Corbet filmini bir senfoni gibi üç bölüme bölmüş. Hala kulaklarımda çınlayan güçlü uvertür ile dünyanın başına musallat olan faşist liderlerden biri olmaya doğru adım adım yaklaşan bu çocuğun portresini unutmak çok zor.

Ekonomik gerileme içindeki çorak arazili Teksas’ta çaresizlik içindeki iki erkek kardeşin banka soygunu girişmelerini konu alan Hell or High Water benim için senenin en sürpriz filmi oldu. Ve aslında yukarıda bahsettiğim, bazı filmlerde bir sihir oluşur ve açıklaması zordur, değerlendirmesinin bu seneki kanıtı bu film. Bir alt metin gibi hikayeyle hareket eden sinematografisi ile ekonomik gerilemenin, verimsiz arazilerin ve tüm  olumsuzlukların, normal insanları banka soygunu gibi olağanüstü şeylere sürükleyişini izlerken karakterlerle kurulan yoğun empati, o çaresizliği adeta içinizde hissettiriyor. Bana kalırsa senenin en iyi senaryolarından biri Hell or High Waters filmine ait. Bu film Akademi’de En İyi Orijinal Senaryo adaylığı alacaktır. Bu ağıt filmi benim için tartışmasız senenin en iyilerinden.

Amerikan banliyö hayatlarının tuhaflıklarını ciddi ve cesur bir şekilde işleyen bağımsız sinema ustası Todd Solodz son filmi Wiener-Dogu köpekler Alkatraz’ını gösteren, sessiz, sözsüz zeki bir sahne ile açılıyor. Filmdeki köpeğin başına gelenleri bu köpeğin sahibiymişsiniz izlemenizi sağlayan filmin finali çok sarsıcı. Filmi izlediğim o gece uyuyamadım diyebilirim! Bu sene hayvanlar ile ilgili mümkün olduğunca çok yazı yazdım. İçinde hayvan kullanılan filmleri araştırdım soruşturdum. Bu film de onlardan biriydi. Filmi içiniz rahat izleyebilirsiniz çünkü American Humane’den No Animals Were Harmed (Hiçbir hayvan zarar görmemiştir) kredisi almış. Sinemamızdaki hayvan aktörler ile ilgili yazmaya ve ‘Peki bizim filmlerde kullanılan hayvanların zarar görmediğinin garantisini kim verecek?’ diye sormaya devam edeceğim.

Finali ile midenize yumruk atan bir diğer film ise, Chronic. Bir yapboz gibi yavaş yavaş açılan hikâyesi ile seyirciyi son derece etkileyici yer yer rahatsız eden bir yolculuğa çıkarıyor. Şok edici finali ile unutulması güç filmler arasında kendisine yer ediniyor. Finalde kameranın yaptığı ufacık bir hareketle kocaman bir keder yaratması ise bu şok etkisini arttırıyor...Bana kalırsa, Nefesini Tut, tüm zamanların en iyi gerilim filmleri listesine girmeye aday bir yapım. Filmi sinemada izlediyseniz, korkunun sindiği büyük bir sessizliğin adeta bulaşıcı bir hastalık gibi koltuklara nasıl sirayet ettiğini hatırlayacaksınızdır.

Bir yönüyle sanat ayna gibidir, sinema da bu aynayı topluma çeviren etkili bir araçtır. Bu yüzleşmelere en çok hangi yerli filmlerde rastladık derseniz, cevabı, Babamın Kanatları olur. Kıvanç Sezer’in bu ilk uzun metraj çalışması toplumsal meselesine samimi bir şekilde sahip çıkarken bunu sinema ile yaptığını unutmuyor ve senaryoyu önemsiyor olması ile kendini türdeşlerinden ayrı bir yere taşıyor. Ve bu filmden de senenin en duygulandığım anına geldi sıra. Adana Film Festivali’nde Babamın Kanatları filmindeki performansı ile En iyi erkek oyuncu Tarık Akan ödülünü alan Menderes Samancılar’ın Tarık Akan’ı sahnede yad etmesi ve ödülünü dünyada sömürülen tüm işçilere adaması çok etkileyiciydi. Karanlık dönemlerde en güzel işler çıkar umuduyla, biz kaybettik bari sinema kazansın diyorum.

 

En İyi Yabancı Filmler

  • The Childhood of A Leader
  • Hell or High Water
  • Manchester by The Sea
  • La La Land
  • Elle
  • Nocturnal Animals
  • Chronic
  • Don’t Breath
  • Arrival
  • Wiener Dog

 

En İyi Yerli Filmler

  • Babamın Kanatları
  • Kalandar Soğuğu
  • Albüm
  • Rüya
  • Ve Panayır Köyden Gider

 

 

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri