28
Aralık

Durmak yok “öngörülemez istikrarsızlığa” devam!

28 Aralık 2016 Yazar: Sebla Kutsal | Köşe adı: NÖBETÇİ MEDYA
Tüm Yazılar

 

AYKIRI AKADEMİ - Sebla KUTSAL

Şöyle bir geriye dönüp bakınca, 2016 yılını sevgi ve özlemle anmak için herhangi bir neden bulmakta güçlük çekiyoruz. Ardımızda kalan günler boyunca, sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyada farklı coğrafyaların kan, gözyaşı, sefalet ve acıya doyduğunu söylemek yanlış olmaz. Kısa vadede çözümü mümkün olmayan bu sorunlar yüzünden 2017’de bizleri bekleyen; daha fazla tedirginlik, gerilim, gelecek kaygısı, huzursuzluk, düşmanlık ve faşizm olacağa benziyor.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper 2016’nın Şubat ayında yaptığı değerlendirmede, uluslararası terörizmden kitlesel göçe dünyayı bekleyen tehditlere işaret ederek, "Öngörülemez bir istikrarsızlık ‘yeni normal’ haline geldi ve bu yönelim yakın gelecekte de devam edecek” demişti. 2016 yılı boyunca yaşananlar, Clapper’ın ABD özelindeki bu açıklamasının aslında tüm dünya için geçerli olduğunu gösterdi. Belli ki, 2017’de de “öngörülemez istikrarsızlık” sürecek, hem de artarak! Bunu tahmin etmek için ulusal istihbarat direktörü olmaya lüzum yok; dünyanın kangren olmuş birkaç temel sorununun 2016’da kat ettiği yolu hatırlamak yeterli.

 

Mülteci krizi: Karaya ulaşamayan 5 bin umut

Aylan bebeğin deniz kıyısındaki cansız bedeni, mülteci krizinin en acı resmini hafızamıza 2015 sonbaharında kazımıştı. 2016 da bir önceki yıldan farklı olmadı. Her gün binlerce insan Balkan rotası üzerinden Avrupa’ya gelirken, Avusturya’nın Slovenya ve Macaristan’la olan sınırlarını kapatması ve Balkan devletlerinin de Avusturya’yı örnek alması sonucunda, mülteciler bu yoldan vazgeçti ve Yunanistan’da birikmeye başladı.

Suriye’deki savaşın da etkisiyle mülteci sorunu, özellikle Avrupa’nın yüzleşmek zorunda olduğu en somut gerçeklerden biri olarak defalarca konuşuldu, masaya yatırıldı. Türkiye de bu krizin bilfiil içinde yer alan önemli aktörlerdendi. Hatta kasıtlı olarak rol çalmaktan imtina etmedi.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) verilerine göre, 2016’da 359 bin sığınmacı, deniz yoluyla başka ülkelere ulaşmaya çalıştı. Özellikle İtalya ve Yunanistan’dan giriş yaparak Avrupa ülkelerine gidebilmek için yola çıkan bu kişilerin 5 binden fazlası karaya ulaşamadan hayatını kaybetti ya da kayboldu.

Avrupa Birliği'nin içinden çıkamadığı krizi fırsata çevirmek isteyen Türkiye, 2016’nın ilk çeyreğinde, bu duruma çare üretirken bir yandan da kendi lehine kazanımlar elde edebileceği bir teklifle gündeme geldi. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu öncülüğündeki Türk heyetin önerisi, Türkiye kıyılarından yola çıkıp Yunan adalarına ulaşan Suriyeliler dâhil kaçak giriş yapan tüm göçmenlerin Türkiye'ye geri gönderilmesini öngörüyordu.

 

Türkiye’den 3 milyar euro’luk teklif

Bunun karşılığında, AB'den istenilenler arasında; Türkiye'ye gönderilen her bir Suriyeli karşılığında Türkiye'den bir mülteci alınması, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin ve Türk vatandaşları için Schengen bölgesine vizesiz seyahat çalışmalarının hızlandırılması, 3 milyar euro’luk mali yardım gibi yeni adımlar vardı. 18 Mart’ta gerçekleştirilen zirvede taraflar, prensipte anlaşıldığını açıkladı. Buna karşın, UNHCR plana siyasiler kadar sıcak bakmadı, uluslararası hukuka uygunluğu konusunda çekincelerini belirtti.

Mülteci krizinde diğer önemli gelişmeler sonbaharda yaşandı. Eylül ayında 27 üye ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla Slovakya'nın başkenti Bratislava'da yapılan AB zirvesi sonunda çok sayıda politikacı ve uzman AB'deki sürekli krizin atlatılması yolunda ilk başarının kaydedildiğini ancak yapılan açıklamaları somut önlemlerin izlemesi gerektiğini söyledi. Devlet ve hükümet başkanları arasında kararlaştırılan somut projelerin başında, kaçak göçün önlenip kontrol altına alınabilmesi için AB'nin dış sınırlarının daha iyi korunması ve Türkiye ile varılan mülteci mutabakatının uygulanması yer aldı.

 

Geri gönderilen mülteci sayısı bin 200’ü aştı

Bu zirvenin ardından, 19 Eylül’de mülteciler konusunda BM Genel Kurulu çerçevesinde devlet veya hükümet başkanlarının katılımıyla “üst düzey zirve toplantısı” gerçekleştirildi. 20 Eylül’de ise aynı konuda ABD Başkanı Barack Obama’nın girişimi ve Kanada, Etiyopya, Almanya, Ürdün, Meksika ve İsveç’in ortak ev sahipliği ile daha dar bir “liderler zirvesi” gerçekleştirildi. 19 Eylül BM toplantısında tüm üye ülkeler “New York Deklarasyonu” isimli bir belge onayladı. Deklarasyonda 2018 yılında mülteciler konusunda uluslararası bir konferans toplanması hedefi benimsendi. 

Son olarak, Aralık ayında Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getiren Liderler Zirvesi’nden Ankara ile Brüksel arasında 18 Mart’ta varılan mutabakata bağlılık mesajı çıktı. AB kanadı anlaşmanın sonuç doğurduğu görüşünde ve devamından yana olduğunu belirtirken, Türkiye mutabakatın sadece göç boyutuyla ele alınmamasını ve diğer unsurların da hayata geçirilmesini istedi. AB Komisyonu yetkililerinin açıklamasında, 18 Mart’taki mutabakat sonrasında Türkiye’ye geri gönderilen mülteci sayısının bin 200’ü aştığına dikkat çekildi. 2016’da en yüksek sayıda iltica başvurusu alan ülke olan Almanya, mülteciler konusunda AB-Türkiye işbirliğinin başarılı olduğu görüşündeydi. Şimdiye dek Avrupa’yı memnun eden ve AB’ye mülteci akınını azaltan mutabakatın, Türkiye için getiriden çok zararı olacağına dair endişeler kimi uzmanlarca dile getirildi.

 

Yine evdeki hesap çarşıya uymadı

Türkiye 18 Mart mutabakatıyla verdiği tavizler sayesinde AB üyeliği sürecinde ilerleme ve Schengen bölgesine vizesiz seyahat gibi hayaller kurarken, Kasım ayında Avrupa Parlamentosu, 11 yıldır bocalamakta olan Türkiye üyelik müzakerelerini “Türkiye’de Avrupa değerlerinin ihlal edilmesi” gerekçesiyle durdurma önerisinde bulundu. Avusturya, Türkiye’nin AB üyesi olamayacağını açıkça ifade etti. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “sınırları açarız” tehdidinde bulundu.

Mülteci kriziyle ilgili gerçekçi bir özeleştiri AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’dan geldi. AB’nin “mülteci ve göçmen krizinin üstesinden gelemediğini” söyleyen Juncker,  Balkan rotası üzerinden Avrupa’ya gelen neredeyse kimse kalmamış olsa da, Afrika’dan gelenlerin sayısı neredeyse bir yıl önceki kadar fazla olduğunu dile getirdi.

Twitter’ın Aralık ayında açıkladığı verilere göre, 2016’nın en çok paylaşım yapılan konular listesinin birinci sırasında yer alan Rio’daki Yaz Olimpiyatları bile mülteci krizinin izlerini taşıyordu. Dünyanın dikkat kesilerek takip ettiği organizasyonda, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin ülkelerini savaş ve benzeri nedenle terk eden atletler arasından seçtiği 10 sporcu, mülteci takımını oluşturarak yarıştı. Böylece, Olimpiyatlar tarihinde bir ilke imza atılmış oldu. Müsabakalarda boy gösteren mülteci takımında yer alan yarışmacılar; Suriye, Güney Sudan, Etiyopya ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti kökenli sporculardı.

 

Ortadoğu, bildiğiniz gibi…

Yıl bitince dertler sona ermese de “bir an önce kurtulalım artık” dediğimiz 2016’nın diğer bir acı gündemi, terör saldırılarıydı. Bilindiği üzere, Orta Doğu’da yıllardır yaşanan sivil katliamları, ne ölen kişilerin devletleri ne de Batı için pek ehemmiyet arz etmeyen olaylar kategorisinde yer alır. 2016’da da bu gelenek değişmedi. ABD’nin Irak’a demokrasi getirmesinden ve “Arap Baharı”ndan sonra kaosun daha da arttığı, uyuşturucu ve silah ticareti ile radikal İslamcılığın iyice bulandırdığı bu coğrafyada sivil, kadın, çocuk demeden yüzlerce insanın canına kıyıldı.

Her bir saldırısı onlarca, yüzlerce insanın ölümü anlamına gelen terör örgütü IŞİD, yıl boyunca Irak’taki camileri, alışveriş yerlerini, sokakları bombalayarak yüzlerce sivili katletti. Bunlardan en büyüğü, bir kamyon dolusu patlayıcı kullanılan ve 300’e yakın insanın hayatını kaybettiği saldırıydı. Yemen de, IŞİD’in sürekli ve geniş çaplı saldırılarına maruz kalan ülkeler arasında başı çekenlerdendi yine. Nijerya, Boko Haram yüzünden dehşet verici bir yıl yaşarken, Afganistan’da Taliban kıyımları sürdürdü. 27 Mart’ta Pakistan Talibanı’na bağlı bir grup Pakistan’da Paskalya kutlayan Hıristiyanları hedefleyen canlı bomba saldırısıyla 29’u çocuk 72 kişinin ölümüne yol açtı. Ancak tüm bu haberler, Batı basını için birkaç yıl önce sevinçle ön sayfalarına taşıdıkları “Arap Baharı” kadar ilgi çekici değildi belli ki.   

 

Terör Avrupa’nın en önemli gündem maddesi

Öte yandan, son yıllarda Fransa başta olmak üzere, çeşitli Batı ülkelerinin ciddi büyüklükte terör saldırılarına maruz kalması, Batı dünyasının terör gerçekliğini çok daha yakından hissetmesini sağladı ve onları teröre karşı koymak konusunda biraz daha bilinçli ve kararlı kıldı. Batı’da meydana gelen terör eylemlerinin, mülteci sorunuyla da iç içe geçmiş bir yumak halinde olması, sorunu daha da içinden çıkılamaz hale getiriyor, diyebiliriz.

21’inci yüzyılda devletlerin başındaki en büyük bela olan terör saldırıları, 2016’da da Batı’nın Aşil topuğu olmaya devam etti. IŞİD’in varlığıyla etkisi ve sayısı artan bu saldırılar en güçlü devletlerin bile, vatandaşlarını koruyamayan, felaketleri önleyemeyen basiretsiz, dirayetsiz yönetimler olarak görülmesine neden oldu. IŞİD, El Kaide, El Nusra, El Şebab ve tüm bu terör örgütlerinden etkilenen bireylerin  gerçekleştirdiği eylemler Türkiye ve dünyaya dehşet saldı. IŞİD’in Kasım ayında Paris’te 130 kişiyi öldürdüğü eş zamanlı saldırılarla travmatik bir biçimde sonlanan 2015’in ardından, 2016 yılında da Avrupa’da kan ve gözyaşı eksik olmadı.

Dünya gündemine bomba gibi düşen ilk saldırı 22 Mart’ta Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleştirildi. Zaventem Havalimanı ile birlikte AB kurumlarının yakınındaki Maelbeek metro istasyonunun hedef olduğu saldırılarda üç canlı bombanın da aralarında bulunduğu 35 kişi hayatını kaybetti, 300’den fazla kişi yaralandı. Saldırıyı IŞİD üstlendi.

 

Fransa 2015’teki travmayı atlatamadan…

2016’da Avrupa’daki ilk büyük terör saldırısı Belçika’da gerçekleştirilse de, IŞİD’in en aktif olduğu Avrupa ülkesi 2015’te olduğu gibi yine Fransa’ydı diyebiliriz. (“Neden hep Fransa?” http://aykiriakademi.com/haber/haber-goster/559-neden-hep-fransa-.html)

Haziran ayında, Paris yakınlarında bir polis komiseri ile eşi, IŞİD'e bağlı olduğunu söyleyen bir saldırgan tarafından evlerinde öldürüldü. 14 Temmuz’da, tüm ülkede ulusal bayram olan Bastille günü kutlanırken, sahil kenti Nice’in en ünlü caddesi “Promenade des Anglais” dünyada daha önce emsali görülmemiş bir katliama sahne oldu. Kutlamalara katılan binlerce kişinin bulunduğu caddeye giren büyük bir kamyon, kaldırıma çıktı ve yaklaşık 2 kilometre boyunca kaçışmaya çalışan insanları ezdi. 13 Kasım 2015'ten bu yana Fransa’nın şahit olduğu en kanlı saldırı olan bu faciada 86 kişi hayatını kaybederken, 434 kişi yaralandı. Daha bu olayın yankıları sürerken, 26 Temmuz’da da ülkenin kuzeyindeki Rouen kenti yakınlarında iki silahlı kişi bir kiliseye saldırı düzenledi ve bir rahip öldürüldü. İki saldırıyı da IŞİD üstlendi.

 

Gay bara silahlı saldırı

Yaz aylarına damgasına vuran bir diğer katliam ABD’nin Orlando şehrinde yaşandı. 29 yaşındaki Müslüman bir erkek tarafından eşcinsellerin gittiği bir bara düzenlenen silahlı saldırıda 49 kişi öldü, 53 kişi yaralandı. ABD’de en çok kurban verilen silahlı saldırı olarak tarihe geçen saldırıyı düzenleyen kişinin direkt örgütle bağı olmasa da, IŞİD’e bağlılığını ilan ettiği belirtildi.

 

Radikal İslam motivasyonuyla gerçekleştirilen bıçaklı saldırılar da 2016 yılında Avrupa’da salgın gibiydi; kayda geçen saldırı sayısı 10’un üzerindeydi. Dünya basınında adı terörle gündeme gelen bir diğer ülke de şüphesiz Türkiye’ydi. 28 Haziran’da Atatürk Havaalanı’nın dış hatlar terminalinde üç ayrı noktada gerçekleştirilen saldırılar dünya gündemine bomba gibi düştü. 45 kişinin yaşamını yitirdiği hain saldırıyı IŞİD üstlendi. (Türkiye’de son bir buçuk yılda yaşanan büyük çaplı tüm terör eylemleri için bkz: http://aykiriakademi.com/haber/haber-goster/740--ya-baskanlik-ya-kaos-.html)

 

19 Aralık’ta üç saldırı

2016’yı bitirmeye hazırlanırken 19 Aralık gününde hem Almanya hem Türkiye iki dehşet verici gelişmeyle sarsıldı. Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, katıldığı bir sergide düzenlenen suikast sonucu öldürülürken, aynı akşam Berlin'de bir Noel pazarına, Bastille gününde Nice’te yaşanana benzer bir saldırı düzenlendi. Yine aynı gün, İsviçre'nin Zürih kentindeki bir camiden silah sesleri yükseldi. Üç kişinin yaralandığı olay sonrasında intihar eden faili suça yönlendiren herhangi bir sebep veya örgüt bağlantısı bulunamadı.

Karlov’u, Anakara'daki Çağdaş Sanatlar Merkezi'ndeki fotoğraf sergisi açılışı sırasında sırtından vurarak öldüren saldırganın, Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görev yapan bir polis memuru olması diplomatik açıdan büyük bir gerilim yaşanması endişesini beraberinde getirdi. Saldırının ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, televizyondan yayınlanan açıklamasında, "Bu cinayet, bir provokasyondur ve Türkiye-Rusya ilişkileri ile Suriye'deki barış sürecini bozmayı hedeflemektedir" dedi. Kremlin daha sonraki bir açıklamasında, arkasında kimin olduğu henüz bilinmeyen cinayeti, "Türkiye'nin prestijine bir darbe" olarak nitelendirdi. Saldırıyla ilgili soruşturmanın Türkiye ve Rusya'nın birlikte soruşturmasına karar verildi.

Yine 19 Aralık akşamı gerçekleştirilen Berlin'deki saldırıda ise Noel pazarına giren bir tırın neden olduğu katliam 12 kişinin canına mal oldu, 49 kişi yaralandı. Saldırının bir numaralı zanlısı Anis Amri’nin olayın ardından hiçbir güvenliğe takılmadan, polis tarafından vurularak öldürüldüğü Milano’ya kadar kaçabilmesi, Avrupa sınırlarının emniyeti konusunda yeni bir tartışmanın başlamasına neden oldu.

 

“Aşırı sağcı, aşırı milliyetçi düşüncenin zaferi kutlanacak”

Berlin’deki olayın ardından Deutsche Welle Baş Editörü Alexander Kudascheff'in kaleme aldığı yazıdaki şu cümleler, Avrupa’ya yayılan terör dalgasının, gelecek yıllarda bölgenin dış politikasından mülteci meselesine kadar birçok alanda nasıl değişiklikleri tetikleyeceğini güzel özetliyor:

“Bu saldırı, Berlin’in kurbanlarıyla sınırlı kalmayacak. Artık uluslararası terörizmin ilgi odağında olan bir ülke değiliz, artık onun kurbanlarıyız. İngilizler, Fransızlar, İspanyollar, İsrailliler, Amerikalılar ve diğerleri gibi. Eğer saldırının faili bir mülteciyse, siyasi bir deprem de yaşanabilir. Bu ülkede koruma arayışında olan, iltica başvurusu yapmış, bu ülkenin teklifini geri çevirmemiş bir insansa. Şayet fail gerçekten de, Almanya geçen yıl sınırlarında kontrol uygulamayı bırakmışken ülkeye girmiş bir mülteciyse, işte o zaman Başbakan Merkel'in mülteci politikası sert fırtınalara maruz kalacak. Daha sonra toplumun acil yardıma ihtiyacı olan insanlara karşı duyduğu dostluk, ciddi biçimde zarar görecek. Ardından, aşırı sağcı, aşırı milliyetçi düşüncenin zaferi Almanya'da da kutlanmaya başlayacak. Daha sonra açık toplum, kapalı bir topluma dönüşecek ve iç politika iklimi taş kesecek. Ve böylece özgürlük, içeriden dışarıya tehdit altına girmiş olacak. Böylesine bir günün ardından sakin ve sağduyulu olunması gerektiği muhakkak. Ama sakin olmak gitgide daha da zorlaşacak. 19 Aralık akşamı, Almanya'yı değiştirecek bir akşam. Ne derecede değiştireceğini ise zaman gösterecek.”

 

Birleşik Krallık kararını verdi

2016’da AB bölgesinden gelen haberlerin dünya gündemini oldukça meşgul ettiği bir yıl oldu. Terörle ve mülteci kriziyle başı dertte olan Avrupa, bir yandan da Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği'nden çıkıp çıkmaması gerilimini yaşadı. Dönemin başbakanı David Cameron, ülkesini AB’de tutmak için son hamlesini yapmak üzere referanduma gitti. 23 Haziran'da Birleşik Krallık’ta, AB’de kalıp kalmamanın oylandığı referandumdan yüzde 52 oy oranıyla İngiltere’nin AB’den çıkma (Brexit) kararı çıktı. Bunun üzerine, David Cameron istifa etti ve yerine Theresa May geldi. May, Mart 2017’nin sonunda AB’den ayrılmak için resmi başvuruyu yapacak. İngiltere’nin ayrılık sürecinde AB ile görüşmelerinin Lizbon Anlaşması'nın ilgili maddesi uyarınca iki yıl içinde tamamlaması gerekiyor.

Brexit, AB için prestij kaybı anlamına gelirken, Birleşik Krallık ise ekonomik açıdan ilk darbesini aldı. Sterlin/Euro paritesinin 1,17 seviyesine kadar gerileyip 2013'ten bu yana en düşük düzeye inmesiyle birlikte İngiltere milli geliri Fransa'nın gerisine düştü.

Avrupa Birliği’nin, Aralık ayında gerçekleştirilen 2016 yılındaki son zirvesinin ardından konuşan Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB için 2016’nın da aynen 2015 gibi hareketli bir yıl olduğunu söyledi ve Birleşik Krallık’ın AB’den çıkma kararının 2016’da AB için “derin bir yara” olduğu değerlendirmesinde bulundu. 

 

Trump!

Batı dünyasındaki terör saldırıları elbette ki, en çok sağcıların ve faşistlerin işine yaradı ve 2017’de de bunun sonuçlarını görmeye devam edeceğiz. Henüz ABD Başkanı seçilmeden önce meydana gelen Orlando saldırısını fırsat bilen Cumhuriyetçi Başkan adayı Donald Trump, öldürülenlerin naaşları soğumadan “başkan seçilmesi durumunda dünyanın bazı yerlerinden ABD'ye göçe izin vermeyeceğini” açıkladı. Trump, Müslümanların ülkeye girişine geçici yasak getirme çağrısını yineledi ve ABD'deki silah kontrolünün artırılmasına karşı çıkmaya devam edeceğini de söyledi.

Kutuplaşmanın, düşmanlığın, İslamofobinin tetiklendiği bir dönemde, tarafları sakinleştirmek ve itidal çağrısı yapmak yerine yaraları kaşıma politikası güden Donald Trump, 8 Kasım’da yapılan 2016 ABD Başkanlık Seçimleri’nden ülkenin 45. devlet başkanı olarak çıktı. ABD’de olduğu kadar dünyanın birçok ülkesinde soğuk duş etkisi yapan seçim sonucu sonrasında protesto eylemleri gerçekleştirildi.

Trump’a karşı yükselen bu tepkinin en önemli nedenleri arasında, seçim kampanyası müddetince dile getirdiği antidemokratik seçim vaatleri bulunuyor. ABD’deki camilerin gözetim altında tutulmasından Müslümanların emniyet güçleri tarafından "terörle mücadele" kapsamında fişlenmesine birçok kadar faşistçe öneri yapan Trump ayrıca, 11 milyon yasadışı göçmenin sınır dışı edilmesi gerektiğini savunuyor. Yeni Devlet Başkanı’nın ABD-Meksika sınırına duvar örmek gibi uçuk fikirleri de mevcut.
 

 

Bizi bekleyen…

İster Batı ülkelerinden birinde yaşıyor, isterse Orta Doğu’nun ücra bir köşesinde hayatta kalma savaşı veriyor olalım; yaşama tutunmak için “yolunda giden bir şeyler” görmeye ihtiyaç duyuyoruz. Ancak ne yazık ki, 2016’da ülkelerin dış ve iç siyasetini şekillendiren en önemli gelişmeler, bize “güzel günler göreceğimiz” umut dolu yarınlar vaat edemiyor. Aksine, yıllardır çığ gibi büyüyerek üstümüze doğru gelen çözümsüzlük süreçleriyle birlikte, ülkeler arası ilişkilerin uçlarının git gide keskinleşmesi, haksızlığa uğrayan ve kin güden kesimlerin iyice marjinalleşmesi, kötü niyetli liderlerin de bu iklimden nemalanması kaçınılmaz. Girişte belirttiğim gibi; önceki yılların mirasını devralan 2017’de tedirginlik, gerilim, gelecek kaygısı, huzursuzluk, düşmanlık ve faşizm artacağa benziyor.

 


Kapak fotoğrafı ve ilk fotoğraf: AP, Diğer fotoğraflar: Reuters

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri