18
Aralık

Halep haberlerinde “paylaş” tuşuna basmadan önce…

18 Aralık 2016 Yazar: Sebla Kutsal | Köşe adı: NÖBETÇİ MEDYA
Tüm Yazılar

AYKIRI AKADEMİ – Sebla Kutsal

Suriye’de Esad rejiminin düşüp düşmemesi açısından büyük önem arz eden Halep’in tamamen Suriye ordusunun eline geçmesiyle, bir anda Batı ve Türk basınında "Halep’te ordu sivilleri katlediyor" minvalinde yüzlerce haber görmeye başladık.  

İşin kötüsü, olan bitenler hakkında geçmişte neler yaşandı, gelecek nasıl şekillendirilmeye çalışılıyor, Suriye nasıl bu hale geldi gibi soruları kendilerine sormayan, cevaplarını tarafsız dış habercilerin satırlarında aramayan sosyal medya müdavimleri, bu haberleri çoğunlukla iyi niyetle paylaşarak dezenformasyonun yaygınlaşmasına katkı sağlıyor.

Evet, Suriye'de katliamlar yaşanıyor, siviller ölüyor, elbet bunda Esad rejiminin de payı var, onun işbirlikçilerinin de... Masumların ölmediği savaş olmuş mu ki tarihte!

Elimizden bir şey gelmeden olan bitene seyirci kalıyor olsak da, en azından gözyaşımızdan çıkar umanları deşifre ve bertaraf edebiliriz. Bunun için, Suriye ile ilgili olsun olmasın, büyük bir kampanyaya dönüştürülen, her yerden önümüze fırlayan haberler gördüğümüzde, iştahlı birer haber tüketicisi olarak kendimize sormamız gereken sorular olmalı.

İletişim kanalının diğer ucundaki kişi olarak kendimize yöneltebileceğimiz sorulardan bazıları:

* Gündelik yaşamımda, uzmanlık alanım olmayan konularda kanaat sahibi olmadan önce, o alanda ehil kişilere danışıyorum. Peki, ortada bir savaş varken ve sivil ölümlerinden söz ediliyorken, sadece fotoğraflara bakarak, nasıl bu kadar kolay karar verip taraf olabiliyorum?

* Dördüncü erkin genç yüzü olan sosyal medya göründüğü kadar masum bir iletişim kanalı mı?

* Doğru/yanlış tüm bilgiler virüs gibi -viral- yayılabiliyorken, sosyal medya kullanıcısı olarak benim tamamen etkisiz bir bileşen olduğumu düşünmem ve hiç sorumluluk üstlenmemem akılcı mı?

Suriye özelinde de şunları yanıtlamaya çalışabiliriz:

* Suriye’yi, Esad rejimini, ülkenin savaştan önceki halini, o bölgedeki dinamikleri ne kadar tanıyorum?

* "Muhalif” denenler kim? Kaç tür “muhalif” var? Muhalifle teröristi kim, neye göre ayırıyor? Gerçekten aralarında fark var mı?

* Hep rejim güçlerinin kötülüğünden söz ediyoruz, peki “muhaliflerin” eline geçen yerlerde sivil halk acaba neler yaşadı? Başka dine mensup Suriyelilere, Alevilere, Esad yanlısı sivillere neler yapıldı?

* Batı'nın "muhalif" diyerek silahlandırdığı cihatçıların yıllardır katlettiği, tecavüz ettiği, yerine yurduna el koyduğu Suriyeli siviller Türk ve Batı medyası için neden şimdiye kadar, “Halep’in düşmesi” kadar büyük haber değeri taşımadı?

* BM yetkilisinin Doğu Halep’te sıkışan sivillerin öldürüldüğüne dair uyarısı, yeni ve geleneksel medya platformlarını geçtim, e-postalarımızla bile bizi bulup kendini gösteriyor. Peki, ama neden BM Suriye Soruşturma Komisyonu’nun muhaliflerin sivillerin bölgeden ayrılmasını engellediği, bunları canlı kalkan olarak kullandığı, Doğu Halep’ten çıkmaya çalışan sivillere militanların ateş açtığı bilgisi bana ulaştırılmıyor?

Sürece ve kavramlara daha geniş bir perspektiften bakabilmek için sorgulayabileceklerimiz:

* Türkiye'yi bölmek isteyenlere terörist denirken, dünyanın dört bir yanından gelerek, üstünde hiç hak iddia edemeyecekleri bir ülkenin bölünmesine yardım eden cihatçılar nasıl sadece "muhalif" sıfatıyla anılabiliyor?

* Türkiye ve Batı “Arap Baharı”nı çok desteklemişti, keza Suriye de o dizinin bitmeyen son bölümü. Bahar yelinin değdiği diğer ülkelerde neler yaşandı, öncekine kıyasla ne durumdalar? Bundan Suriye adına ne gibi sonuçlar çıkartabilirim?

* Yemen’de Suudiler aylardır katliam yapıyor. Burada öldürülen, hayatları kararan sivillerin haberlerine niçin rastlayamıyorum? Yemen’deki halk Halep’tekinden “daha az sivil” diye mi düşünmeliyim?

Halep örneğinde olduğu gibi, her ne kadar sosyal medya ile kendimizi interaktif bir iletişim sürecinin içinde görsek de aslında hala medya karşısında son derece edilgeniz. Bunu kabul edip, neyin niçin yapıldığını görmeye çalışmak, Halep’te ölen siviller için üzülmemek anlamına gelmez. Aksine, düzenin dişlilerini merhametimizle yağlamaya razı gelmeyerek, medyayı doğru okumayı öğrensek hiç fena olmaz, çünkü iletişim teknolojilerinin gelişmesinin de etkisiyle gelecekte Halep benzeri daha nice sınavlar vereceğiz.

Suriye gerçeğinin bir yüzü: Yusuf el-Karadavi

Sünni-Şii gerilim hattında seyreden Suriye savaşını, sadece Türkiye gibi tarafgir (Sünni) bir ülkede yazılıp çizilenler üzerinden okuduğumuz için tarafsızlığımız köreliyor, körelebilir. Gözümüzün önüne konan haberleri daha tarafsız değerlendirebilmek, yukarıdaki sorulara yanıt bulabilmek adına; bu haberlerin çoğunun yapımı ve yayınında emeği geçen zihniyeti tanımak iyi olur. Bunun için de Yusuf El-Karadavi güzel bir örnek…

El-Karadavi başından beri Esad rejiminin düşmesini, “muhaliflerin” kazanmasını isteyen bir din adamı. Halep’in ordu tarafından alınmasıyla “Halep’teki katliama sessiz kalmayın” çığlığını atanların da başında geliyor.

“Din adamı” demişken; sıradan bir imam, cemaat lideri falan sanmayın sakın! Hem Dünya Müslüman Âlimler Birliği’nin hem de Avrupa Davet ve Fetva Meclisi’nin Başkanı... Şu meşhur Müslüman Kardeşler'in ruhani lideri, beyni!

Mısırlı olmasına karşın Katar’da ikamet ediyor. Katar, çok manidar!

Sünni bir dini lider olan bu zat, Suriye'deki savaş boyunca düzenli olarak Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad karşıtı açıklamalar yaptı, Sünnileri birleşip bu "zulme" karşı koymaya çağırdı. Son olarak, Halep'in Suriye ordusunun eline geçmesinin akabinde "tüm dünyadaki İslam âlimlerini ve kanaat önderlerini Halep ile dayanışma içinde olmaya" çağırdı.

 

"Esad'a destek veren sivilleri de öldürün"

"Bunda ne var ki, belli ki adam sivillerin ölmesine karşı koymak istiyor" diye düşünmek mümkün. O zaman biraz daha yakından ve detaylı bakalım:

90'ıncı yaşı Türkiye'de vefa programıyla kutlanan, bugün “Halep’te katliam var” diye çırpınan El-Karadavi, aynı zamanda "Esad'a destek veren sivilleri de öldürün" fetvasını veren kişi. Al Jazeera kanalındaki "Şeriat ve Hayat" programında ve başka mecralarda yaptığı açıklamalar, Suriye rejimine karşı savaşan militan ve teröristlere ilham kaynağı teşkil ettiğini açıkça gösteriyor.

Popüler din programı "Şeriat ve Hayat"ta birçok izleyiciden gelen "Suriye'de 'katil' yönetimi destekleyenleri öldürmek caiz midir?" sorusuna verdiği, "Rejime destek veren herkesle; ister asker, ister sivil, ister İslam âlimi, ister cahil olsun savaşmak gerekir... Bu rejime destek veren herkes aynı cezayı (ölümü) hak eder" yanıtı, elbette ki bizim basınımızda yer almadı. Binlerce insanın izlediği programda konuşan dini lider ayrıca, sivillerin bu şekilde öldürülmesini, "...eğer masumlarsa öldükten sonra nasıl olsa Allah onları himayesi altına alır, haklarını teslim eder" sözleriyle haklı gösterdi, katliama teşvik eden bir fetva vermekten sakınmadı.

 

Aleviler en az Yahudiler ve Hıristiyanlar kadar "kâfir"

Bugün insanlığı Halep’e yardıma çağıran din adamının bunun dışında da dehşet verici beyanları çok. Kişinin, bağlı bulunduğu grubun gerekli görmesi halinde canlı bomba olmasını, İsrailli kadın ve çocukların öldürülmesini tasdik eden El-Karadavi, Memri TV'deki bir programda "din için şehit olma" ve "gerekirse canlı bomba olarak görev alma" fikrini 20 yılı aşkın süredir desteklediğinin altını çizdi. Alevileri "dua etmeyen, oruç tutmayan, camisi olmayan" insanlar olarak tanımlayan dini lidere göre, Aleviler en az Yahudiler ve Hıristiyanlar kadar "kâfir".

Bu inanılmaz fetvaların ışığında yolunu bulanların sadece Esad karşıtı cihatçılar olmadığı aşikâr. Geleneksel ve yeni medyayı kullanarak bugün bizleri yönlendiren, galeyana getiren, iki tarafı olan bir vahşeti tek yönlü olarak aktaran gazeteciler de ya bu dünya görüşünün paydaşları, ya da bu görüşün hizmet ettiği daha büyük bir planın taşeronları. Başka bir deyişle, bize ulaşmasını istemedikleri haberleri filtrelerken, görmemizi arzu ettikleri manipülatif haberleri gözümüze sokan eşik bekçileri…

Uzun lafın kısası: Aslında büyük güçlerinin hiçbirinin sivil ölümlerine üzülmediği, bunları çıkarlarına göre örttüğü veya açık ettiği bir sistemin içindeyiz. Daha aktif bir haber tüketicisi olmak, vicdanımızı sömürüye açmamak için, sadece tek tarafını gördüğümüz Halep operasyonu gibi haberlerde “beğen”, “paylaş”, “retweet” tuşlarına basmadan önce, belki daha fazla okuyup araştırıp, daha sonra fikir sahibi olmayı tercih etsek iyi olabilir. Aksi halde, “ben sadece siviller için üzülüyorum” derken, cehenneme giden yolu ören milyonlarca iyi niyet taşından bize düşeni, planlanan yere yerleştirmemiz gayet olası.  

 

 

Fotoğraf: Reuters

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri