18
Aralık

Tiyatroyu Tiyatroya Sığdıran Oyun: Joker

18 Aralık 2016 Yazar: Cansu Fırıncı | Köşe adı: ŞARLO'NUN ŞAPKASI
Tüm Yazılar

Bir oyun tiyatroyu tiyatroya sığdırınca, içiniz içinize sığmıyor, tiyatrodan hayata taşıyorsunuz. Bazı insanlar böyledir, tek başına tiyatrodur, sığmaz kabına. “Kim bilir belki bir gün sadece yakışıklı ya da sadece güzel değil de gerçekten iyi oyuncular izlemek istersiniz.”

Onur Alagöz’ü Joker’de izleyin. En yakın oyunlar 27 Aralık ve 3 Ocak Salı, Bosahne’de.

 

AYKIRI AKADEMİ – Cansu Fırıncı

Bir oyun izlemeye gidersiniz, salonun kapısı açılır, yerleşirsiniz koltuğunuza, bakarsınız sahnede dekor kurulmuştur, aksesuarlar yerleştirilmiştir yerlerine. Vakit çatar, anons gelir ve perde, görünür oyuncular sahnede, akar oyun, geçer zaman, selama durulur, alkışlarsınız oyuncuları.

Doğru bu ama yalnızca bir yönüyle.

Bir oyunda oynarsınız, gidersiniz salona, kuliste kostümleriniz asılmıştır askılıklarına, aksesuarlarınız antrede bırakılmıştır yerlerine, çayınız kaynatılmış, dekorunuz kurulmuştur, vakit çatar, seyirciniz salona alınır, anons gelir, telsizden “başlıyoruz” der en az sizin kadar heyecanlı bir ses, ilk müzik verilir ve çıkarsınız sahneye. Olmanız gerektiği yerde, vermeniz gerektiği replikte tam zamanında yanar ışık, patlar efekt eğer oyun beğenildiyse alkışlarla birlikte, çekilir perde.

Seyircisinizdir tiyatroyu ararsınız bilgi almak için, o açar telefonu, sabırla o tarif eder size salonun yerini. Oyuncusunuzdur o bilir o gün seyirciyi nasıl bulduğunuzu, Japon mu olsa olsa Fransız mı!

Oyuncunun seyirciye malum olan emeği dışında bir de gözle görüldüğü halde kolay kolay idrak edilmeyen bir emek daha vardır.

O emeğin adıysa Joker’dir. O tiyatronun jokeridir. Her şeyidir.

Benim de oyunlarından birinin oyuncusu olduğum, Cihangir’de yerleşik Bosahne’de, Bosahne prodüksiyonu ile bir tiyatro olayı yaşanıyor.

Onur Alagöz, Bosahne’nin jokeridir. Adı müdür olandır. ışıkçıdır, dekorcudur, gişecidir, sekreterdir kimi zaman. Ama bu ‘sıfatların’ hiçbiri onu tanımlamaz. Çünkü Onur bir tiyatro insanıdır. Hani şu adı hep geçen ama türünün örneğine pek de rastlanılamayan.

7/24 tiyatroda, tiyatro ile yatıp kalkan, tiyatronun her türlü teknik işini yapan ama oyunculuk iddiasını da sahneye taşımayı beceren, hem de bunu hakkıyla beceren bir tiyatro insanı.

Tiyatronun jokeri olan bir oyuncu kendi bir gününü, yani kendi her gününü sahneye taşımış. Ve ortaya ‘performansı’ oldukça zorlu, ‘voltajı’ yüksek, seyirlik zevki şenlikli bir oyun çıkmış.

Oyunu izlemek için koltuğunuza yerleştiğinizde boş bir sahne çıkıyor karşınıza, birkaç saat sonra başlayacak oyunun ışıklarını kurmak için bir ışıkçı sizden habersiz geliyor sahneye. Oyun bu ya bizi biraz erken almışlar salona, hatta bizi bayağı bir erken almışlar salona, e çıkın demek olmaz, n’apacak emektar ışıkçı, bizi asıl oyun başlayana kadar oyalayacak, durumu kurtarmaya çalışacak. Sohbet etmeye çalışıyor bizimle, sohbet etmeye çalışırken de bir taraftan ışıkları kurmaya, dekorları yerleştirmeye çalışıyor. Bunları yapmak için çırpındıkça da laf lafı açıyor.

Tüm bunlar olup biterken bir sahne emekçisinin iş aletleriyle kurduğu yakın ilişkiye şahit kılıyor sizi. Örneğin, ışıkları ayarlamak için kullandığı merdivenin ayaklarının bir uzantısı gibi olduğunu, her ışıkçının bir ‘uzun ayak’ olduğunu görüyorsunuz. Üzerine çıktığı merdiven sanki ayaklarının kendisiymişçesine yürüyor onunla sahnede. Sahne tavanındaki borulara tutunuyor, baş aşağı sarkıyor, bir eliyle tutunup diğer eliyle kablo düzeltirken sizinle sohbet etmeye devam ediyor.

Sonra tutuyor sizi elinizden kulise indiriyor, oyun öncesinde oyuncuların muhabbetlerinden, oyun sonrası dedikodularına kadar bir hayalet gibi gezdiriyor yanlarında, salona telefon açan bir seyircinin konuşmasına dahil ettikten sonra gişeyi işgal eden bir turistin derdinin ne olabileceğini gösteriyor.

Tiyatronun sorunlarını, dizileri, popüler kültürü, star sistemini, cüzdanı ile vicdanı arasında, iyi, doğru oyuncuyla ünlü oyuncu arasında sıkışan tiyatro sahiplerinin kederini, çıkmazlarını, çıkış arayışlarını tartışıyor aklınızla ve yüreğinizle, aklı ve yüreğiyle...

Tüm bunları yaparken kahkaha attırıyor size, hem de ölesiye ve bol bol, sonra da düğüm ediyor boğazınızı, bir yumru geliyor oturuyor.

Ben sahnedeki oyuncuyla birlikte bir kaşarlı tostun dünyanın en önemli yemeği olabileceğine şahit oldum. Seyirci Japon muydu Fransız mı bilemem ama o tost kesinlikle İtalya bir aşçının elinden çıkmıştır buna eminim. (Not: Tostu yapan bakkal sanırım Elazığlı.)

Onur boyundan, kol gücüne, kilosundan ses rengine kadar her şeyi ince ince hesaplayarak sergilemiş oyunculuğunu.

Yalnızca tiyatro seyircilerinin değil, tiyatrocuların, tiyatro öğrencilerinin ve en çok da tiyatro insanlarının izlemesi gereken bir oyun Joker.

Ben geç kalmışım izlemekte bari siz çok geç kalmayın. Mutlaka ilk fırsatta değil, fırsat yaratarak gidin ve seyredin.

Zira Onur’u bir başka oyunda, ayrılan bir oyuncunun yerine kısa provaların ardından, seyredebiliyorsunuz. Yani bu oyuncu gerçekten de bir joker.

Tiyatroyu bir sıçrama tahtası değil de, bir yaşam biçimi olarak algılayan, tiyatrodan başka hiçbir amaca sahip olunmayan büyülü zamanları, şövalye ruhunu kuşanıyor sahnede.

Bu ruh seyredene iyi geliyor, ona umut ve azim aşılıyor.

Son söz oyundan olsun.

Joker sahnede Çehov’dan bir sözü aktarıyor:

‘’Bilmem nasıl anlatmalı? Bana öyle geliyor ki her şey yavaş yavaş değişmek zorundadır ve hatta gözlerimizin önünde değişmektedir de. Ve iki yüz üç yüzyıl sonra hadi bin yıl olsun; çünkü önemli olan yılların sayısı değil. Yeni, mutlu bir yaşam başlayacak. Biz bu yaşamı göremeyeceğiz kuşkusuz ama şimdiden onun için yaşıyor, onun için çalışıyoruz. Onun için acı çekiyor ve onu yaratıyoruz. Varoluşumuzun amacı, siz buna mutluluğumuzun deyin isterseniz...’’
Ve sonra tiyatroyu bir olasılığa bırakıyor. Bir gün mutlaka kendini gerçekleştirecek bir olasılığa...

“Kim bilir belki bir gün sadece yakışıklı ya da sadece güzel değil de gerçekten iyi oyuncular izlemek istersiniz.”

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri