15
Aralık

Prof. Dr. Doğan Tılıç: “Medya sahipliğiyle iktidar aynılaştı, bütünleşti."

15 Aralık 2016 Yazar: Aykırı Akademi

Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi ve BirGün gazetesi yazarı Prof. Dr. Doğan Tılıç, RS FM’de Enver Aysever’in programının konuğu oldu.

İspanya’nın Malaga Üniversitesi UNESCO Kürsüsü 7.Uluslararası Basın Özgürlüğü ödülünü alan Prof. Dr. Doğan Tılıç, “Bu ödülün bu yıl kendine verilmiş olmasının Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından içinde olduğu durumla ilgili” olduğunu söyledi.

 

AYKIRI AKADEMİ - HABER

Akademisyen kimliğinin yanında BirGün gazetesinde köşe yazarlığı da yapan Prof. Dr. Doğan Tılıç, Enver Aysever’in bugünkü konuğuydu. Hafta içi her gün RS FM’de “Oyuna Devam” programını hazırlayan ve sunan Enver Aysever’in basın özgürlüğü ile ilgili sorularını yanıtlayan Tılıç, iktidarla gazete sahipliğinin aynılaşmasına dikkat çekti.

İspanya’nın Malaga Üniversitesi UNESCO Kürsüsü 7.Uluslararası Basın Özgürlüğü ödülünün diğer gazetecilik ödüllerinden bir farkının mesleki pratikle birlikte akademik çalışmaların da dikkate alınarak verilmesi olduğunu belirten ve 35 iletişim fakültesi dekanından oluşan bir jürinin bu ödülü verdiğini söyleyen Tılıç, “Bu ödülün bu yıl bana verilmiş olması mutlaka ülkenin basın özgürlüğü açısından içinde olduğu durumla ilgili. Ödül töreninde de bu ödülü kendi adıma değil soru soran ve bedel ödeyen gazeteciler adına aldığımı söyledim” dedi. 

 

“Gazetecilik de muhabirlikten öte bir şey değil”

Enver Aysever’in, “Hem üniversiteler hem gazeteler baskı altında. İki alanda olan birisi olarak içinde bulunduğunuz mesleki durumu tarif eder misiniz?” sorusuna, “Onurla söylemeliyim kendimi hâlâ muhabir olarak kabul ediyorum. 30 yıldır muhabirlik yapıyorum. Mesleğimin ilk yılları savaş muhabirliğinde geçti. Gazetecilik de muhabirlikten öte bir şey değil. Akademisyenlik ve gazetecilikte bugünden bağımsız olarak hep şu gerilimi hissettim; gazetede her gün gözünüzün önünden onlarca olay geçer gider. Değinir, bırakırsın. Akademide ise belli bir konuda çalışır, derinleşirsiniz. Bu ikisi arasında gerilim var ancak ikisinin ortak bir yanı var; soru sorması. Bu ülkede soru sormak aykırı, ayrıksı hale gelmiştir. Bugün Türkiye'nin temel problemi soru sorulmamasıdır hem akademide hem gazetecilikte. Bizim cevaplarımız var. Her durumun herkesçe bir cevabı var. Bu cevaplar en tepede bir yerde hazırlanıp, bize sunuluyor. Cevaplar önemli değildir. Korkakların da cevabı olabilir. Oysa soru sormak cesaret işidir. Ve sadece cesurların soruları olabilir. Türkiye’de bugün en çok buna ihtiyaç duyulmaktadır.” dedi. “Türkiye’de rejim değişikliğine doğru hızla gidildiğini, böyle bir durumda başkanlık tartışmasının tamamen yanında ve karşısında olan siyasilerin karşı karşıya gelip, birbirlerine sorular sorduğu bir durumu hayal etmemizin uzağına düştüğümüzü” söyledi ve “Vatandaşların böyle bir durumda nasıl karar vermesini bekliyoruz” diye sordu.

 

“Gazeteci gazetecinin kurdu haline geldi”

Enver Aysever’in gazeteci kime soru sorar, kimlerle görüşür sorusunun ardından, “Bir gazeteci kamusal yarar sağlayan bilgileri açığa çıkarıyorsa, soru soruyorsa herkese soru sorabilir. Böyle bir kısıtlama olamaz. Ancak ülkenin gazetecilik tarihinde hiç görülmedik şekilde insan insanın kurdudur derler ya, gazeteci gazetecinin kurdu haline geldi” dedi. Tılıç “ Bir grup gazetecinin dünyada eşi olmayan bir şekilde iktidar adına başka bir grup gazeteciyi linç eder, tehdit eder hale geldiğini;  gazetecileri içeri atın dediği bir tavır içerisine girdiğini ve bu kişilerin gazetecilik sıfatından uzaklaştığını” ekledi.

 

“Medya sahipliğiyle iktidar aynılaştı”

Enver Aysever’in bağımsız gazetecilik için iktisadi kaynaklarının da bağımsız olması gerektiğini anımsatması üzerine, “gazetelerin sermaye bağımsızlığının ideal bir durum olduğunu” söyleyip, Türkiye’nin bu ideal durumdan çok uzakta olduğunu aktardı. Prof. Dr. Doğan Tılıç, “Gazeteciler her dönemde mesleğin doğası gereği baskı altında kaldılar. Bunlardan ilki medya sahiplerindendi. Medya sahiplerinin farklı alandaki çıkarları ile gazeteciliğin temel ilkeleri arasında fark oldu ve medya sahipleri gazetecileri çıkarları doğrultusunda yönlendirmek için onlara iktisadi baskı uyguladılar. İkinci baskı, devletler ve iktidarlardır. Gazetecilik tarihi bu ikisinden hep baskı gördü. Zaman zaman biri öne çıktı, biri geride kaldı. Fakat son 5-6 yıldır sahiplik yapısıyla iktidarın aynılaşması gibi bir durum yaşandı. İktisadi durumla politik durumun üstelik de idarenin oluştuğu yerde iç içe geçmesi ve bütünleşmesi tablosuyla karşı karşıyayız. Böyle bir durumda dünyanın pek az yerinde görülebilen en ağır baskılar yaşanmaya başladı. Olağanüstü işsizlik ve aynı zamanda dünyanın en fazla hapse giren gazetecisine sahip olma gibi bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Bu durumun ekonomi politiğine baktığımızda gördüğümüz bu işte. Sahiplikle iktidarın aynılaşması, bütünleşmesi. Yandaş lafı hafif kalıyor bunun yanında. Bundan daha ağır bir tabloyu Türkiye’nin gazetecilik tarihinde görmedik.”dedi.

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri