05
Aralık

Verir zavallı memleket verir efendilere, “Sevim’in tek fotoğrafını, Veysel’in bedenini”

05 Aralık 2016 Yazar: Hacer Foggo | Köşe adı:
Tüm Yazılar

Yurtta yanan kızının cenazesinin başında acı dolu bir yüzle bekleyen bir babaya kadrajdan çıkmasını söyleyenlerin rahatlığı, aymazlığının sonucudur o çocukların üzerine kapıların kilitlenmesi. Babanın hiç tereddüt bile etmeden “büyük adamların” önünden çekilmesi ve “az” görünen devlet görevlilerin cenazede görünür hale gelmesini yadırgamıyorsak, Soma’daki ambulansa binen işçinin ayağındaki çizmeyi ambulansın kirleteceğini düşünmesi, bir danışmanın işçiyi tekmelemesi, bu çocukların üzerine kapıların kitlenmesi de yadırganmamalı.

 

AYKIRI AKADEMİ – Hacer Foggo

İki hafta önce Çerkezköy’de fabrikada çalışan bir işçinin sığındığı gecekonduya buldozerle gelen zabıta amiri belediye görevlilerine işçinin eşyalarını yıkılacak evden çıkarma talimatı verdi.

Akşama evine döndüğünde kapının önünde eşyalarını bulacak olan işçinin benim “özel eşyalarımı ben evde yokken nasıl dışarı çıkartırsınız?” diye soracağını mı sanıyorsunuz.

Bahçede asılı bir gömlek, bir pantolon, bir elektrik ısıtıcısı, bir küçük piknik tüp, bir çek yat, iki kap kacak beş dakika da evden çıkartıldı ve ev yıkıldı.

Zabıta amirinin “eşyaları çıkarın” emrini bu kadar rahatlıkla vermesinin bir nedeni, fakirliğin diploması olan bu eşyalar değil mi?

Beş dakika da boşaltılacak bir eve, bu eşyalara sahip olan bir insanın hayattaki “değeri” nedir? Fakir ve muhtaç olan bir kişi bütün varlığını ona emeğinin karşılığı “ücretini” ödeyen “efendilere” “teslim” etmiştir. Döndüğünde eşyalarının çıkartılmasına itiraz etmenin işinden de çıkartılma olasılığına hizmet edeceğini bildiği için bu “suskun” hayata mecbur edilmiştir.

Üstelik bu işçinin evinden ne bilgisayar ne de internet kablosu çıkmadı ki Twitter’dan isyan etsin.

Ama bizlerin var... Bizler Twitter’dan onlar adına yazacak kadar cesuruz.  Hem de öyle bir “cesuruz ki” Adana Aladağ’da çocukları yanan ailelere “Siz bu çocukları bu tarikatların yurduna nasıl gönderebildiniz?” diye soracak kadar. Ya da adı Hürriyet olan bir gazetenin köşe yazarı olarak hiç utanmadan henüz kızının bedeni soğumadan ailelere “Kızını tarikat yurduna veren veli sana soruyorum” başlığı ile yazı yazacak kadar keyifli bir hayatımız var. “Günlerdir gitmiyor gözümün önünden o ölüm kapısı. Hatırladıkça ürperiyorum” diyerek o yurda gönderen babalara annelere seslenen köşe yazarı “çocuğunun tokmaksız kapıların önündeki canhıraş hali senin gözüne de görünmüyor mu?” demez mi, bu ne acı sözlerdir, bu ne kabustur çocuğunu kaybeden bir anne-baba için.

Ey köşe yazarı! Her ailenin gözünün önünde çocukları ama bir fotoğraf bile çektiremeyecek kadar yoksul olduğu için kızının fotoğrafına bile sarılıp ağlayamayacak bir annenin sesini de işittin mi:

En acısı da benim kızımın hiç fotoğrafı yok. Sadece hocasında vardı. O da yangında öldü”

Bu ne acıdır bu ne yokluktur.

Yanan çocuklar için “onlar artık şehit oldu” deyip işin içinden sıyrılacak Twitter kullanıcısı, başka şahane hayatlar da var. İki kesime de ağzını açamayan bu yoksul acılı aileler de tıpkı Çerkezköy’deki işçi gibi siz “efendilere” yanıt verdiklerinde kendilerine hayat hakkı tanınmayacağını bilecek kadar yokluk içinde yaşıyorlar ne yazık ki.

İşte bu yüzden bu hayatın içinde kendi olanaklarıyla bir ışık arıyorlar seçme şansları olmadan “yeter ki çocuğum okusun” ve kendi yaşadıkları bu hayata mecbur kalmasın diye.

Bir velinin dediği şu sözlerde saklı bütün gerçek:

 “Köyde okul yoktu. Aladağ'da başladı. Tek yurttu burası. Eleştirme şansımız da yoktu ki. Başka seçeneğimiz yoktu. Mecburduk. Ücretsiz kalıyordu.”

“Mecburduk” bütün hikâye burada saklı.  Bu mecburiyetten kurtulmak için bir cesaretle çocukların cenaze törenine katılan bakana Aladağ’da köyünün yolunun bozuk olduğunu, ortaokul olmadığını, elektriklerin sık sık kesilmesi ve günlerce gelmemesi nedeniyle karanlıkta oturduğunu anlatan yaşlı kadına bakanın “Loş ışıkta, romantik ortamı seviyorsun” diyerek espri yapmaya kalkmasıdır bu mecburiyetin başka bir hikâyesi.

Daha üç gün önce Muğla’nın Ortaca ilçesinde inşaatlarda çalışarak geçimini sağlayan üniversite öğrencisi 28 yaşındaki Bayram Kartal, çalıştığı inşaatın çatısından düşerek hayatını kaybetti.  Süleyman Demirel Üniversitesi Makine Mühendisliği son sınıf öğrencisi. Önümüzdeki yıl okuldan makine mühendisi olarak ayrılacaktı, sizce aklı mı yok inşaatta çalışacak kadar? Bu inşaattan kazanacağı para ile belki de kaldığı yurdun parasını ödeyecekti Bayram. Bu “mecburi” hayattan kurtuluşun tek yolu o inşaatın çatısına kadar çıkmayı göz önüne almaktır.

Yine geçtiğimiz eylül ayında Veysel Karani adlı işçinin Eroğlu Gayrimenkul’un Skyland İstanbul inşaatında çalışırken 45. kattan düşüp öldüğünü ve sonra da şirketin “imajı” bozulmasın diye işçinin cesedinin iki gün molozların içine saklandığını duydunuz mu? Tüyleriniz ürperdi mi? Benim Eroğlu Gayrimenkul’u mention yaparak Twitter’da tepki göstermem Skyland İstanbul’un inşaatını mı durdurdu? Tabii ki hayır; ama siz beyaz yakalılar bu yoksul aileler için kolayca söylediğiniz ağır sözleri bu inşaat şirketine söyleyebilecek kadar cesur olabilseydiniz, devlet yurtları, özerk üniversite, TEOG sınavları, proje okullar konusundaki sorunları haykırabilseydiniz belki o aileler çocuklarını o uzak yurtlara göndermeye, Bayram da o inşaatın çatısında çalışmaya mecbur olmayacaktı.

İnşaattaki işçi arkadaşları iki gündür ortalıkta gözükmeyen Veysel’i arayıp molozların arasında bulmasalar belki de adını bile duyamayacaktık. Yoksulluk budur.

Adını duymayacaktık çünkü, Skyland İstanbul’un aptal rezidanslarını satın alacak beyaz yakalılar bu hikâyeyi bilmesin, şirketin imajı bozulmasın diye… Gördünüz mü, şirket de sizleri düşünüyor. Sizin bu al-ver gülüm “beyaz cemaat” haliniz tüylerimi ürpertiyor.

AVM’lerin, rezidansların inşaatlarında, mevsimlik çalıştıkları işlere giderken tıkış tıkış dolduruldukları kamyonlarda, Silvan’da bir madende toprak altında, Merter’in, Sanayi Mahallesi’nin bodrum katlarındaki tekstil atölyelerinde, kot kumlama fabrikalarında tükenen hayatlar.

Kendi cenazelerinde bile görünür değiller. Yurtta yanan kızının cenazesinin başında acı dolu bir yüzle bekleyen bir babaya kadrajdan çıkmasını söyleyenlerin rahatlığı, aymazlığının sonucudur o çocukların üzerine kapıların kilitlenmesi. Babanın hiç tereddüt bile etmeden “büyük adamların” önünden çekilmesi ve “az” görünen devlet görevlilerin cenazede görünür hale gelmesini yadırgamıyorsak, Soma’daki ambulansa binen işçinin ayağındaki çizmeyi ambulansın kirleteceğini düşünmesi, bir danışmanın işçiyi tekmelemesi, bu çocukların üzerine kapıların kitlenmesi de yadırganmamalı.

Siz bu çocukların, bu yoksul ailelerin “kadrajına” girmeyin “imajmakerlar”, sizlerin “eşitlik” diye haykırmayacağınızı bildikleri için onlar bu karanlık tünellerinde  eşitliğe ulaşmak için kendi olanaklarıyla erişebildikleri bir “ışığın” peşindeler.

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri