02
Aralık

Açık Çek: Ben iyi bir sanatçıyım ve kendimi ifşa ediyorum!..

02 Aralık 2016 Yazar: Neslihan Yalman | Köşe adı: ÇİVİLEME
Tüm Yazılar

(Tüm haksızlıklara, çaresizliklere, değişmezliklere, öyle işte öyle de olacaklar’a ithaftır!..)

Onların derilerini yüzebilirsiniz, onların saçlarını yakabilirsiniz, onları aç bırakabilirsiniz, ama düşüncelerini zerre değiştiremezsiniz... Onlar yürüyen çıplak düşüncelerdir; yüzlerinden bile bellidir... Konuşmasalar, yazmasalar bile… Işık saçarlar. Derim. Yürürken yolları yara yara geçerler önünüzden.

 

AYKIRI AKADEMİ - Neslihan YALMAN

Bu yazıyı, tiyatro oyunlarımdan birini kontrol ederken arada yazdım. Gece dört… Oyunun ana karakterinin ismini değiştirmiş ve evrensel bir gönderme yapmıştım ki, başka bir mitolojik/tarihsel isim aklıma geldi ve değiştirdiğim ikinci ismi de sildi süpürdü. Tabii, o arada ben oyunun son halini ilgili arkadaşlarıma çoktan göndermiştim. Hatta, ilk halini de bir oyun yarışmasına gönderdim, sonucu bekliyorum. Sonuç önemli mi? Şu anlamda önemli; herhangi bir derece alamasam bile, bir oyun bitirmeyi başarı sayıyorum. Ama giderek bu ülkenin sanatına, sanat çevresine de inancımın azaldığını vurgulayarak… Neden? Çünkü, ben iyi bir sanatçıyım. Tarihe kalmak için özel bir çıkıntılığım, özel bir çabam yok, ama tam da bu samimiyetim ve özgünlüğüm yüzünden tarihe kalacak biricik isimlerden biri olacağımı düşünüyorum. Neden? Çünkü gerek akademi gerek sanat çevresi, ki aslında akademi de sanat da sınıfsaldır -bakmayın kükrenilenlere- reformun ayak seslerine dikkat etmezler, hatta mümkünse onları duymak bile istemezler. Ben yıllarca nerelerde, bizde özgün yazar yok, bizde sanatçı şöyle, bizde kadın sanatçının bir duruşu yok vıdı vıdı lafları duydum da ne vefa var, ne değer, ne ilgi. Her alanda bedavacılık, emeği sömürme, sermaye biriktirme ve görmezden gelme… Hak edene hak ettiğini hakkıyla gerçekten verememe… O yüzden, şikayetlere ve yorumlara da pek inanmıyorum. Sadece, güç savaşlarının ve dengelerinin olduğuna inanıyorum.

Bundandır, kendimi ifşa ediyorum. Beni takip eden/etmeyen ya da özellikle gizli takip eden (bu pusuya yatmışlık durumu Türkiye’ye, Türk insanına has illet bir durumdur) herkese, bakın ve şimdi buraları hep okuyun diyorum. Diyorum ki, ben dişimle tırnağımla şiir yazıyorum. Ben dişimle tırnağımla dramaturgi okudum. Ben dişimle tırnağımla eleştiriyorum, oyun yazıyorum. Ben düşünüyorum. Gecelerce kahve içiyorum, sizin dünyayı algılayamadığınız boş ‘facebook’ yorumlarınıza, benzer yazılarınıza, etkisiz dizelerinize, el ense tokat yorumlarınıza maruz kalıyorum. Sarsılmıyorum. Sadece, donuk donuk bakıyorum. Sizin birbirinizle ilişkilerinizin hakkaniyet derecelerini inceliyorum. (Bilhassa, kadınların…) Sizin birbirinizin arkasından nasıl atıp tutarak, birbirinizin yüzüne güldüğünüzü de biliyorum. Bu da insandır, insan her şeydir, bu kadardır diyorum. Susuyorum. Her gün sus diyorum. Bastır diyorum. Kes sesini diyorum. Sizin neye inanır gibi görünüp, hangi özgürlükten bahsedip, hangi özgürlüklerin çanına otlar tıkadığınızı da doğrudan ya da dolaylı şekillerde biliyorum. Bu yüzden, kendimi ifşa ediyorum. Bu yüzden, şaşırıyorsunuz. Çünkü, ben her türlü sınıf savaşının dışında, entelektüel damıtılmışlıkla ve o saf yaratıcılıkla var ettiğim mistik oluşluğu sürdürüyorum. O tecavüzleri, o işkenceleri, o dünyanın dününü de bugününü de yetmedi yarınını da görüyorum; ağlıyorum, geçiyor. Coşuyorum sönüyor. Öfkeleniyorum bileniyor. Ben, kimsenin bire bir yardımı olmadan, düşündüğüm gibi yaşayarak, savunduğum gibi kalarak ve yalnızlığın karizmasını alnımın tam ortasına elmas bir çivi gibi çakarak, ateşten çemberin ağzından geçiyorum. Ben bir paratoner gibi acıya da, neşeye de göğüslerimi sonsuz açarak Dionysos’umu kendi içimde döve döve terbiye etmeye uğraşıyorum. Siz kimsiniz ki, sıvaları dökülen vızıltılı harflerinizle değer ölçebileceksiniz? Sizin hakkaniyetle yakınlık dereceleriniz ne? Siz kime hangi koşullarda gerçekten sahip çıkıyorsunuz? Siz ülke içinde ve özellikle de ülke dışında (yurtdışında kolay ya, yurtdışında) neyi temsil ediyorsunuz da, kendinizi başkaldırının, saf karizmanın merkezi sayıyorsunuz? Ne cümlelerinizde altın yumruklu etkileriniz var, ne hüzünleriniz tutkulu, ne de ne ne ne… Tecavüze karşı sanatınızla ne yazabildiniz? Neyinizi ne kadar ‘vavvv muhteşem, ağzım açık kaldı’ derecesinde yapabiliyorsunuz da, sanatın titreten belalı gücünden bahsediyorsunuz? Bahsediyorsunuz da, onu nasıl bu kadar kolay dile dökebiliyorsunuz? Sanatı hangi çağa, hangi yapıya, neye göre tanımlıyorsunuz ki, siz 21. yüzyılda gerçekten hangi sanattan bahsediyorsunuz? Sanat ne zamandan beri bu kadar kolay sahiplenilen, kolayca ortaya konulan, yorumlara paspas yapılan ve sadece iyi bir şeyi gösteren başka bir şey oldu? Siz ortaçağ hakkında gerçekten ne biliyorsunuz? Siz, siz dünya savaşlarıyla, yıkımlarla, şehvetle, şiddetle sanat arasında nasıl bir kopukluk olduğunu sanıyorsunuz ve siz sanat tarihlerini falan nerelerinizle okuyorsunuz? Siz, hangi yapı içinde, hangi gözlerle ve varlıkla yaşıyorsunuz? Bakıyorum. Ama, şaşırmıyorum. Şaşırtmıyorsunuz.

Siz dediklerim de, her siz’i kapsamıyor kuşkusuz. Hatta, kapsayanları bile affedecek denli yüce bir gönlüm var. Ama, etrafta olan bitenleri görmeyecek ya da tecrübelerimi unutacak kadar da sahte ve %100 posadan temsil değilim. Onun için sanatın içindeyim. Onun için uykularımı bölüyorum. Onunla sevişiyor, onunla konuşuyor, onunla nefes alıyorum. Onunla var ettiğim şu hayatta, en güvendiğim kişilerden bile karşılık alamıyorum. En’ler sıfıra çıkıyor ve ardından eksiye düşüyor çoğu zaman. Çünkü, ‘‘aşk akıl işi değildir’’ demişti dostum bana.

Eyyyyy dediğiniz o sanat… Kocamannnnn bir hayal kırıklığı… Ama, devam ediyor. Gaza basıyor. Bassın. Kimin hayalleri kırılmıyor ki? Sanatsa… Yanacaksa, yakıyor da!..

Bundandır, ferman edile;

İki lafla, iki tavırla, iki erdemsizlikle yıkılmam, bu da bilinsin. Bütün yalnızlıkları, bütün değerlendirmeleri, bütün söylenilenleri, bütün anlaşılmazlıkları göze aldım. Bedeli ağır ki, ondan gerçek bir sanatçıyım. Kendimi ezdirmememin ne cahil cesaretiyle ilgisi var, ne de aşırı egoyla. İşte bu sebeple çınardan aldığım güçle dikilmekteyim, her gün çam gibi yapraklarımı sıkıntıyla bilemekteyim. Sözcük avındayım, incelikten kırılmaktayım, sinirden köpürmekteyim. Yapının karşısında acizliğimi, ama bana ait olan tek kudreti görmekteyim: Y-a-z-m-a-k!.. (Kimi yerde parça parça olarak… Şamanın ölüm deneyimini yaşaması, organlarının yer değiştirmesi, öldükten sonra yine geri gelmesi gibi… Anlatılamıyor. Şu an, sadece bir nebze tarif ediyorum. Anlatılamıyor. Anlanamayacak da!.. Anlansa da nihayete ulaşmıyor.)

O yüzden, herkesi affediyorum. Bir sanatçı için demiştim, mesela Aslı Erdoğan için de derim, hatta iki derim Nilgün Marmara da derim, daha da derim; başkaldıran sanatçılar, varlıklarına meydan okuyanlar, ölüme yürüyenler, yüzlerine tükürülenler, hapse atılanlar, içleri kasırgada titreşenler, görmezden gelinenler derim. Duruşlarından yazdıklarına, önlerinde mum gibi eridiğimiz kadın sanatçıların özellikle bazıları derim, şiirimde dediğim gibi kendime de, onlara da ‘kadın İsa’ derim, nefessizlik derim, çile derim, mesih derim, onlar yazarak TÜM acıları yüklenirler derim. Düşüncelerinin önüne aileyle, eşle, sevgiliyle, iş ortamıyla, hayvanlarla, çocuklarla/çocuklarıyla, insanlarla, dünyayla, aşkla, seminerlerle, mastürbatif toplantılarla vd. fazla set çekilemez; onların düşünceleri en en BÜYÜK işleridir, beyinleri en en BÜYÜK ve aynı zamanda en en YAKICI insanlık sermayeleridir derim. Onların derilerini yüzebilirsiniz, onların saçlarını yakabilirsiniz, onları aç bırakabilirsiniz, ama düşüncelerini zerre değiştiremezsiniz derim. Onlar yürüyen çıplak düşüncelerdir; yüzlerinden bile bellidir derim. Konuşmasalar, yazmasalar bile… Işık saçarlar. Derim. Yürürken yolları yara yara geçerler önünüzden.

Velhasıl, Sappho derim, Hypatia derim, Plath derim, Sexton derim, Kane derim, Meinhof derim, Davis derim, Claudel derim, Solanas derim. Yani… Siz… Siz… Siz kim oluyorsunuz Allah aşkına?

DERİM!..

Ve güler geçerim.

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri