29
Kasım

Prensesin Ölümü

29 Kasım 2016 Yazar: Aykırı Akademi

Eril faşizan zihniyetin hüküm sürdüğü Suudi Arabistan’da hukukun da, kadının durumu da hâlâ ‘petrol karalığında’… Cahil bırakılmış halk kitleleri, çoluk çocuk meydanları doldurarak futbol maçı izler gibi, hemcinslerinin öldürülmesini seyrediyor hâlâ.

 

AYKIRI AKADEMİ – Defne B.

Kadına yönelik şiddet, cinayet ve cinsel tacizlerin alabildiğine arttığı bir zamanda cinsel istismar düzenlemesine ilişkin ürkütücü bir yasa tasarısı gündeme geldi. Bir süredir “Niçin tecavüz ettin?” sorusunun yerini “Neden tecavüze uğradın?” sorusunun aldığı ülkemizde, bu mantık, yasalara da taşınmak istendi.  Son anda geri çekildiyse de böyle bir tasarının tartışılabilir görülmesi bile oldukça vahim. Suç teşkil eden fiillerin kanunlar çerçevesinde değerlendirilmesi yerine,  kanunların, suç teşkil eden fiilleri meşru hale getirmek için değiştirilmesi 14 yıldır iktidarda olan AKP’nin hukuk anlayışının en belirgin özelliklerinden biri.

Hukukla istediği gibi oynayan AKP’nin gündeme taşıdığı bir başka hukuki mesele de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yeniden gündeme gelen ‘idam yasası’ydı.  Hukuk sistemini adım adım ataerkil ve dini değerler üzerine kurmaya çalışan AKP’nin gündeme getirdiği ve Suudi Arabistan’dan istiare edilmişe benzeyen bu iki yasa, geçmişte Arabistan’da yaşanmış hüzünlü bir olayı anımsattı. AKP Türkiye’yi istikrarlı bir biçimde “Suudi Arabistanlaştırma”yı sürdürürken, kadına ve idama Suudi Arabistan’da yaşanmış bu olay üzerinden bakalım bir de.

1958-1977 yılları arasında yaşamış olan Prenses Meşael Suudi Arabistan kraliyet ailesinden Fahd bin Muhammed bin Abdulaziz Al Suud’un kızıdır. 19 yaşında iken eğitim için ailesi tarafından Lübnan’a gönderilir. Orada Suudi Arabistan’ın Lübnan büyükelçisinin oğluna gönlünü kaptırır. Âşık olduğu delikanlıyla ilişkisini ülkesine döndükten sonra da gizli bir şekilde sürdürür. Bir sevgilisi olduğunun öğrenilmesi zina suçlamalarını beraberinde getirir. Aşkın en doludizgin yaşandığı yaşlardaki iki âşık birlikte Suudi Arabistan’dan kaçmak üzere plan yapar ancak gittikleri havaalanında yakalanırlar. Şeriat hukukuna göre bir kişinin ‘zina’ ile suçlanması için ya dört kişinin tanıklığı ya da kendisinin suçunu mahkeme salonunda üç kere tekrarlayarak itiraf etmesi gerekmektedir… ‘Zina’ suçunun cezası ise ölümdür. Dört şahit bulunamaz. Ailesi Prenses Meşael’e suçunu itiraf etmemesini ve sevdiği adamı bir daha asla görmemesini tembihler. Fakat prenses ailesini dinlemez. Tutuklu bulunduğu hücresinden mahkeme salonuna çıkarıldığında ‘suçunu’ üç defa itiraf eder. Prensesin taşlanarak ölümüne karar verilir. Bu ceza daha sonra değiştirilir ve aynı gün Başkent Cidde’de bulunan bir otoparkta sevgilisinin gözleri önünde başından kurşunlanarak öldürülür. Kendisinden sonra da ölümüne şahit olan sevgilisinin kafası ise kılıçla kesilir. Kimi iddialara göre mahkemeye bile çıkarılmamıştır. Prenses bizzat dedesinin emriyle, sarayın muhafızları tarafından öldürülmüştür. Konuyla ilgili farklı iddialar olsa da sonuçta 15 Temmuz 1977’de masum bir aşk, iki gencin hayatına mal olmuştur.

Yoksul ya da aristokrat farkının olmadığı tek toplumsal grubu kadınların oluşturduğu Arabistan’da, kadınların tamamı özgürlükten yoksun. Prenses Meşael için de durum aynıydı, 19 yaşında yaşama hakkı elinden alınmıştı. 1980 yılında Prenses Meşael’in hayatını anlatan İngiliz yapımı Death of a Princess adlı belgesel-sinema tarzındaki film, konuyu bir kez daha gündeme taşımış hatta Suudi Arabistan ile İngiltere arasında diplomatik krize de yol açmıştı.

Prenses Meşael’in idamının üzerinden geçen yaklaşık 30 yıl pek bir şeyi değiştirmedi. İnsanlık adına, etik değerler adına utandıran, dehşete düşüren ilkel birçok uygulama devam ediyor hâlâ. Eril faşizan zihniyetin hüküm sürdüğü Suudi Arabistan’da hukukun da, kadının durumu da hâlâ ‘petrol karalığında’… Cahil bırakılmış halk kitleleri, çoluk çocuk meydanları doldurarak futbol maçı izler gibi, hemcinslerinin öldürülmesini seyrediyor hâlâ.

Suudi Arabistan’da idam sadece kendi vatandaşları için geçerli bir uygulama da değil üstelik. Yoksul ülkelerden gelip ülkede ‘hizmetçilik’ yapan birçok kadın idamı bekliyor Suudi cezaevlerinde. 7 yıldan bu yana Suudi Arabistan’da tutuklu 44 yaşındaki Hataylı Yıldıray Töremiş’in yakın bir zamanda idam edileceği söyleniyor mesela. Töremiş’in ailesinin de çıktığı meydanlarda “idam gelecek” diye söz veren Cumhurbaşkanı dışında yardım isteyebileceği kimsenin olmaması da ayrı bir acı…

Türkiye’de değişimin yönünü Arabistan’dan değil demokrasi ve özgürlükten yana çevirmek gerek. Ne Türkiye Arabistan olmalı ne de Arabistan, Arabistan kalmalı!

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri