21
Kasım

Böyle bir haftaya eğlence ile başlayabileceğimize inanmasam da, hep birlikte cehaleti ters yüz ettiğimiz bir hafta olabilir belki...

21 Kasım 2016 Yazar: Sevinç Erbulak | Köşe adı: ''
Tüm Yazılar

Nadir olan sanat eserleri, nadir filmler, kitaplar veya tablolar, durup onları öyle cips yer gibi seyredip, tüketip; tükettiğimizle birlikte yok olmamıza, sıcak koltuğumuza geniş geniş yayılmamıza izin vermiyor.

 

AYKIRI AKADEMİ – Sevinç ERBULAK

 

" Otorite ve Hükümet "

"Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edemeyen, kendini ötekinin yerine koyma becerisi ile açığa çıkan vicdan gücüne sahip olmayan.....var olmayan benliğine inanç beslemeyen, mutlaka rekabetçi doğası gereği yardımlaşmaya kapalı eril, kendisine yol gösteren ve onu denetleyen, dış dünyadan gelen bir yardıma muhtaçtır.

O yüzden otoriteleri - rahipler - uzmanlar, patronlar, liderler vb dişinin (anne) kendisine rehberlik etmesini ister ama bu gerçeği kabul edemez. Sonuç olarak o bir ERKEK'tir."

 

"Felsefe, Din ve Cinselliğe Dayalı Ahlak"

"Erilin herhangi birisine ve herhangi bir şeye bağlanma konusundaki kabiliyetsizliği hayatını amaçsız ve manasız kılar. Nihai eril vukuf, hayatın manasız olduğudur. O yüzden de felsefe ve dini icat etmiştir. Kendisi boş olduğu için dışarıya bakar, yalnızca rehberlik ve denetim için değil; aynı zamanda selamet ve hayatın manası için de. Bu dünya üzerinde mutluluk onun için mümkün olmadığından cenneti icat etmiştir."

 

"Tecrit ve Banliyöler"

"Erkekler ortak bir hedef için işbirliği yapamaz çünkü her erkeğin hedefi bütün kukuların kendisinin olmasıdır. O yüzden komünün başarısız olması kaçınılmazdır. Her "hippi", kendisiyle ilgilenen ilk kuşkafalıyı panik içinde kapıp, doğru banliyölere yollanır. Eril toplumsal olarak ilerleyemez, yalnızca tecritle toplu- takılma arasında gider gelir."

 

Yok yok erkeklerin de sendromsuz bir haftaya başlamalarını kalpten istiyorum. Alıntı yaptığım satırlar, Valerie Solanas'ın "Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu" ndan.

"Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu'nu politik bir metin olarak değil, bir sanat eseri, o yılların Amerikan toplumunun ve kültürünün acımasız bir eleştirisi olarak okumak gerekir"diyor çevirmen Ayşe Düzkan.

Bu şahane kitabı bana Fırat ( Tanış ) provalarımızın birinde önermişti. Adı yeter zaten demiştim ve gülmüştük. Daha doğrusu ben gülmüştüm, Fırat da okumam konusunda ısrar etmişti. Valerie Solanas pek çok bam teline sıkı basıyor kitapta. Kadınlardan daha çok erkek okuru olduğuna inanıyorum. Kaleme aldığı bu manifesto kadar "Andy Warhol'u vuran kadın" olarak da tanınan Solanas, küçüklüğünden itibaren patriyarka karşısında yaşadığı her şeyden politik sonuçlar çıkartmış ve Manifesto'da ifade etmiştir. Kadınların yaratılıştan noksan, zayıf ve aşağı oldukları asırlardır iddia edilir. Valerie bunu eğlenceli bir biçimde ters yüz etmiştir. Kitabı Pandora'da bulabildim, bulamazsanız diye yazıyorum...

Haftaya en azından fikir olarak eğlence ile başlayabiliriz diye düşündüm.

Böyle bir haftaya eğlence ile başlayabileceğimize inanmasam da, hep birlikte cehaleti ters yüz ettiğimiz bir hafta olabilir belki. Ülkenin her yanında seslerimizin yükseldiğini duyuyorum.

Çocuklarımızın geleceğinde, onların gelecek umudunda; kim ve ne olduğumuza bakmadan bir araya gelebiliriz. Bu çok özel ortak noktamızda el ele tutuşabilir ve bu kez ellerimizi hiç bırakmayabiliriz.

Bekir Bozdağ çok yanılıyor, o ve onun gibi düşünenler yanıldıklarını kabul edene dek, küçüklerimizi bu büyük yanılgıdan korumamız gerekiyor. Tüm gücümüzle. Hiçbir konuda ses çıkarmayanlara sesleniyorum şimdi. Evladınız olsun veya olmasın bu karanlığın masasına yumruğunuzu vurmaktan çekinmeyin. Yoksa zifiri karanlık olacak dünya çünkü.

Ve,

"Herkes bir deliklere girmiş. Memleket bir acayip olmuş. Yirmi yıl önce böyle değildi. Eskiden biz ekmek derdindeydik, şimdi millet can derdinde." diyor Kadir mahalle meyhanesinde. Şaşkın. Yorgun.

Yirmi yıl hapis yattıktan sonra "şartlı" tahliye sonrası. Şartları var devlet babanın ondan. Beklediği şeyler var. Mühim şeyler.

Kardeşi Ahmet var sonra, sabahın ayazında evine gidip bulduğunda, onu hemen tanıyamayan. Coni var, evde sakladığı herkesten. Komşu Ali ve Ali'nin karısı Meral var. Ki nasıl var.

Uzun zamandır izlemek istediğim "Abluka" yı buldum sonunda. Dün gece seyrettiğim bu tarifsiz film ile sabah beraber uyandık güne.

Uyanır uyanmaz Emin Alper'in filmi ile ilgili röportajlarını okudum yutarcasına.

Gerçek hayattaki ablukanın çok daha sert olduğunu söylüyor. Kadir'in kardeşi Ahmet'i bile abluka altına aldığını söylüyor.

Ahmet'i oynayan ( oynayan demeye dilim varmıyor ) Ahmet olan Berkay Ateş'e mesaj attım yazıma oturmadan önce. Diğer oyuncuları arayamadım çünkü telefonları yok bende. Yoksa hepsine sıkı sıkı sarılmak isterdim. Uzun uzun.

Abluka tam da şu an Paris'i abluka altına almak üzereymiş. Rastlantının böylesi...

Yazarının ve yönetmeninin dediği gibi "hikaye Peru'da ya da Arjantin'de de geçebilirdi.

"20. yüzyıl bu tip savaşların, devlet baskısının yoğun olarak halkın üstüne çöktüğü dönemlerle tanıdığımız bir yüzyıl çünkü." diyor Emin Alper. Ne kadar haklı, maalesef.

Film, özellikle " devlet otoritesine karşı bir şeyler söylüyor. Ama devlet otoritesi kadar küçük insan dediğimiz, devlet aygıtının bir aparatcığı haline gelmiş, otoriteyi sorgulayamamış, onun mağduru olmuş küçük insan"a da bir şey söylüyor.

Nadir olan sanat eserleri, nadir filmler, kitaplar veya tablolar, durup onları öyle cips yer gibi seyredip, tüketip; tükettiğimizle birlikte yok olmamıza, sıcak koltuğumuza geniş geniş yayılmamıza izin vermiyor.

İzin vermemek hiç sevmediğim bir şey olsa da bu şartlarda alamadığım bu izne hayran olduğumu iltifat etmeliyim. Beni koltuğumda rahat ettirmeyen Abluka filmi ve filmin gerçek olması için çalışan herkese çok teşekkür ediyorum. Dünyamı sarstıkları ve benimle uyuyup, geceyarısı çekip gitmedikleri için.

 

Bu hafta aklımdaki kelimeler sırasızca şöyle,

otorite, devlet, abluka, baskı, sanrı, güç, güçsüzlük, gerçek, delikler, dehlizler, gerçek, gerçek ve gerçek. Belki de sıralıdır bilemiyorum şimdi.

 

Oyun izleyemedim. Yarın izleyeceğim "Shirley" i sonunda. Nihayet ! Hatta belki bu hafta üç oyuna gidebileceğim hayattan izin koparırsam. O zaman üç haftalık oyun tavsiyem de olacak işte.

Sendromsuz olabilir mi bilmiyorum ama gerçeğin bizi yanıltmadığı, adaletli bir haftamız olsun. Birlikte çok yakınız adalete. Çok.

Vicdanınızla kalın, sağlıcakla ve sevgiyle...

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri