17
Kasım

Salih Tuna: Ben ilkesel olarak kalem sahiplerinin en azından tutuksuz yargılanmasını isterim

17 Kasım 2016 Yazar: Serdar Nâzım Yüce | Köşe adı: CEZA SAHASI
Tüm Yazılar

 

Yeni Şafak yazarı Salih Tuna, bugün Enver Aysever’in “Oyuna Devam” programının konuğuydu. Tuna 15 Temmuz darbe girişiminden ‘FETÖ’ soruşturmalarına, ABD’deki başkanlık seçimlerinden AKP’nin dış politikasına kadar pek çok konuda önemli açıklamalarda bulundu.

 

AYKIRI AKADEMİ – Serdar Nâzım Yüce

Gazeteci-yazar Enver Aysever’in RS FM’de hazırlayıp sunduğu “Oyuna Devam” programının bugünkü konuklarından biri de Yeni Şafak yazarı Salih Tuna’ydı. Tuna, Aysever’in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Fikir özgürlüğüyle ilgili konuşan Tuna, “Sadece farklı olduğunu düşündüğümüz kamplar, akımlar içinde değil; aynı akım içindeki, aynı siyasi gelenekten gelen kişiler arasında da iletişim sorunları var. Bu bir nebze anlaşılır. Çünkü çok yoğunlaştırılmış bir dönemden geçtik son birkaç yıldır. 1 ve 2. Dünya Savaşı’nı görmüş insanların nasıl travmalar yaşadıklarını romanlardan okuyoruz. Buna benzer yırtılmalar, travmalar görüyorum bugün insanlarda. Bu, savrulmalara neden oluyor. Biz seninle aynı şeyi söylüyoruz ama tribünlerde oturan insanlar masaları kırmamızı bile istiyorlar. Bunu anlıyorum, anlıyorum demek onaylamak değil tabii. Aynı kampta olanlar da birbirlerini ‘sen şucusun, bucusun’ diyebiliyor. Herkes hafiyeliğe soyunuyor, kripto avcılığına çıkıyor sabah erkenden” ifadelerini kullandı.

 

‘KALEM SAHİPLERİ EN AZINDAN TUTUKSUZ YARGILANMALI’

Bu noktadan tutuklu yargılanan yazarlar Necmiye Alpay ve Aslı Erdoğan’a gelen Salih Tuna, “Bu üzücü bir şeydir. Kalem diyoruz, kalemle yazı yazmak diyoruz. Bunlar benim için kutsal şeylerdir. ‘Kaleme ve yazıya and olsun’ diyen bir gelenekten geldiğimiz için diyorum en azından. Bu insanlar sonuçta düşüncelerini ifade edip sanatlarını icra ediyorlar. Bu en azından saygı duyulması gereken bir şeydir. Ama ifade edilen şey şu… Bu kişiler sanatçılıklarından dolayı içeri alınmadılar. Yener Dönmez diye bir gazeteci var, Akit gazetesinin köşe yazarıydı, şimdi o da içeride. Şimdi biz bu adam gazetecilikten içeri alındı diyebilecek miyiz? Diyemeyiz; çünkü Deniz Baykal’a karşı kaset kumpasını ilk başlatanlardan. O yüzden bu yazarlıktan, bu gazetecilikten içeride demeden evvel nedeni sorabilmeliyiz. Ben ilkesel olarak kalem sahiplerinin en azından tutuksuz yargılanmasını isterim. Ama Yener Dönmez hesap vermeli” diye konuştu.

 

‘HİÇBİR SORUŞTURMA GEÇİRMEMİŞ ÇOK FAZLA SUÇLU VAR DIŞARIDA’

“Aslı Erdoğan için hangi suçlama yapılıyor, bilmiyorum” diyen Tuna, “Ama ben Aslı Erdoğan’ı yazılarından tanıyorum ve yazılarından tanıdığım birinin içeride olmaması lazım. Salih Mirzabeyoğlu’nun şiir kitapları vardı, romanı vardı. 16 sene içeride yatırıldı. Bir romancı niye içeride diye sormadı, bu örgütten yatırılıyor dendi” ifadelerini kullandı. Salih Tuna bu konudaki kanaatini ise şöyle özetledi:

“Bence şu anda tutuklu olmayan, hiçbir soruşturma geçirmemiş çok daha fazla suçlu var dışarıda. Ben biliyorum Fethullahçı terör örgütüyle bağlantılarını, bunlar hâlâ bir soruşturmaya konu edilmiş değiller. Çok önemli Ak Partili belediyelerde genel sekreter düzeyinde Fethullahçılar var, henüz soruşturmadılar. Bu yapılmayacak anlamına gelmiyor ama yapılmış değil. Bu örgütle hiçbir alakası olmayan, senin benim gibi düşünen insanlar var içeride, bu insanlar çıkacaklar. Ama bir dönem mağduriyet yaşamış olacaklar. Bu süreçler doğası gereği sıkıntılı süreçler. 40 yıldır ülkeyi zapturapt altına almaya çalışan bir örgüt tasfiye edilirken bazı olumsuzluklar yaşanıyor maalesef. Keşke Aslı Erdoğan bir an önce çıksa.”

 

‘FETÖ GERÇEĞİNİ AKP’NİN İLERİ GELENLERİNE ANLATAMADIM’

Enver Aysever’in “Yıllar önce bana ‘Bu ülkenin Marksistleri, hedef gösterilen diğer isimleri Türkiye’ye kötülük etmez ama bu Gülenciler çok büyük kötülükler edecekler’ demiştin” diye konuşması üzerine Salih Tuna, “Evet. Tabii o zaman da denecek ki, neden bunları açıktan, haykıra haykıra söylemedin. Ben şunu söyleyeyim. 2008’de ağabeyimi Ergenekon sürecinde 1,5 sene işkencede tuttular. Aynı örgüt tuttu. Ağır baskı altındayken, ben şu an iktidarda çok etkin yerlerde olan insanlara bunu anlatamadım. Anlatmak şöyle dursun, beni de Ergenekoncu diye içeri alabilirlerdi. Korkunç bir dönemdi” ifadelerini kullandı.

 

‘FETÖ ÖNCE ORTAK DİL ALANLARINI ZEHİRLEDİ’

12 Eylül öncesini yaşamış biri olarak bunları söylediğine vurgu yapan Tuna, “O zamanlar hangi kampa dahil olursak olalım, biz birbirimizi duyabilirdik en azından. Türkiye’de FETÖ operasyon çekmeye başladığından itibaren insanların birbirleriyle ilişkilerini kesti, ortak dil alanlarını zehirledi. Hitchcock’a soruyorlar, neden kahramanın yürümüyor, diye. O da ‘Eğer yürüseydi insanileşirdi, insanileşirse korkunç olma yetisini kaybederdi’ diye yanıtlıyor. İnsanlar birbirlerinin iç işlerine yürümemeye başladılar. Nasıl oldu bu? Kimsenin kimsenin acısını duyamayacağı kadar büyük bir gettolaşma oluşturuldu” diye konuştu.

 

‘ERDOĞAN OLMASAYDI SURİYE’YLE SAVAŞMAK ZORUNDA KALACAKTIK’

Enver Aysever’in Ahmet Davutoğlu’nun ‘Stratejik Derinlik’ kitabının yayınlandığı dönemde birlikte program yaptıklarını ve kendisinin o dönemde “Davutoğlu Türkiye tarihinin gelmiş geçmiş en kötü dışişleri bakanıdır” tespiti yaptığını hatırlatması üzerine söz alan Salih Tuna, “Canlı yayında söylemiştin. Türkiye, dış politikasındaki en büyük krizleri Suriye’yle birlikte yaşadı. 94’teki belediye yönetiminden itibaren Erdoğan’ın şöyle bir çalışma tarzı vardı. Alanında bilen, o konuda yetki alan insanların sorumluluğunu sonuna kadar üstlenmek şartıyla yetkiyi verir Erdoğan. Dışişleri Bakanı da tam anlamıyla bağımsız değildir ama ona alabildiğine özgürlük alanı tanır. Bunlara rağmen Wikileaks belgelerinde görüyoruz ki, Erdoğan’ın direnci söz konusu olmasaydı, biz daha Davutoğlu döneminde Suriye’yle savaşmak zorunda kalacaktık.” dedi.

 

‘CEMAAT DAVUTOĞLU VE GÜL’DE ERDOĞAN’I ALAŞAĞI ETME İHTİMALİ GÖRDÜ’

“Davutoğlu, Ak Parti’de çok geniş bir konsensüsün sağlandığı dönemin bir siyasi figürü” diyen Salih Tuna, Davutoğlu dönemiyle ilgili şunları söyledi:

“Davutoğlu, Abdullah Güllerin, Bülent Arınçların, FETÖ’nün hizmet hareketi olarak sunulduğu bir dönemde kendisini var eden bir siyasi figürdür. Akademisyen kişiliğinin ötesinde bu söylediğim. Daha sonra Ak Parti’de dış politikayı dizayn etmek ve dış politikaya yön vermek üzere bir görev kendisine verildi. Aslında danışmanlıktan buraya gelen bir süreçti. Bu süreçte kendisini öneren eski Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’dür. Bunu övünerek söylemişti Gül ama daha sonra, kongre sürecinde yani Davutoğlu’nun başbakanlığa giden sürecinde en çok karşı çıkanlardan biri de yine kendisi oldu. Kendisinin en azından cumhurbaşkanlığından sonra hak ettiği bir görev olarak düşündüğü başbakanlığa, kendisinin daha önce önerdiği bir danışmanın gelmesini benimseyemedi ya da içine sindiremedi diye düşünürüm. O dönemde Gül’ün etrafında da Davutoğlu’nun etrafında da kümelenen insanlar vardır. Ki bu insanlar bir dönem ikisi için de ortak network’tü. Cemaat burada pragmatik bir yaklaşımla hareket ediyordu. FETÖ’nün bütün derdi Erdoğan’ı alaşağı etmekti. Karşı çıkmak yetmiyor. Eğer yapabileceğimi düşünüyorsa beni de desteklerdi. Bu noktada bu ihtimali gördüler Davutoğlu’nda ve hatta Gül’de.”

 

 ERDOĞAN’IN OLMADIĞI BİR AK PARTİ, TEKRAR FETÖ’NÜN ETKİSİNE GİRER’

Yazar Salih Tuna, Enver Aysever’in “Yaptığınız tahlillerde Erdoğan’ı ‘Yerli milli’ olarak tarif ediyorsunuz. Bunun dışında pek çok ismin kuşkulu olabileceğini söylüyorsunuz. Fakat bu tabloda bu kadar büyük yanılgıların sorumluluğunu kim üstlenir?” sorusuna da yanıt verdi. “Benim her zaman Erdoğan’ın yanında olduğumu biliyorsunuz” diyen Tuna, “Eğer bugün Erdoğan’ı Ak Parti’den çekerseniz, Ak Parti çok uzun süre geçmeden tekrar FETÖ gibi kriminal alanın etkisine girer, çok doğal olarak girer. Ben onun için Erdoğan’a karşı ortak bir düşmanlık geliştirdiklerini düşünüyorum. Erdoğan’ın sistem arayışı da bu düşmanlıktan kaynaklı bir çözüm arayışından kaynaklanıyor.

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri