10
Kasım

Tamamlanmış İnsanlar Olmak İçin

10 Kasım 2016 Yazar: Cansu Fırıncı | Köşe adı: ŞARLO'NUN ŞAPKASI
Tüm Yazılar

Mayakovski’nin Pantolonlu Bulut’unun sevdalanmış hali gibi bir masal bu… Yahut Nâzım Hikmet’in Sevdalı Bulut’unu Mayakovski sahneye uyarlamış gibi. AltKatSanat banka sermayesine meydan okuyarak sahneye koyduğu bu etkileyici masalla seyircinin üzerine yıldız tozları serpiyor. Dünyayı yorumlamakla kalmıyor, onu değiştirmeye de soyunuyor. Rejisinden, sahne tasarımına, dekorundan ışık tasarımına ve oyunculuklarına değin göz dolduran bir iş bu. Sezonun izlenmezse olmazlarından.

 

AYKIRI AKADEMİ – Cansu FIRINCI

Sahnede, tavandan aşağı sarkan kumaş parçaları göze çarpıyor. Kumaş parçaları şeffaf, kendisine bakana ardını gösteriyor.

Çünkü “Görmek yetmez bizlere Ayşe Kız… Baktığımız her şeyi gördüğümüzü sanmasın kimse. Soluk almak, yaşadığımızı hissetmek de yetmez. Tamamlanmış varlıklar olmak için görünenin arkasındakini de keşfetmemiz gerek.”

Sonra tekste başarıyla adapte edilen anlatıcı söze girip de ışıklar düştü mü dekorların üzerine, masal bu ya, fırlıyor havaya ağaçlar, dereler, yollar. Havaya fırlayan dağlar, dereler, yollar dünyanın öbür ucunda dağsız, deresiz, yolsuz, ağaçsız bir çöle dönüşüyor.

Işık bir daha göz kırpınca seyirciye çölün ortasında bir bahçe canlanıyor, Ayşe Kız’ın yaşadığı, hayalimizde.

Burası halkın yaşadığı sıradan bir mahalledir. Bu evlerden birinde oturur Ayşe Kız. Bu evler, bir işsizin umutsuzluğuna benzer. Buranın karanlığı terlidir, yapışkandır ve kokusu ağırdır. Bu mahalleler, boyalı kartpostalların parlaklıklarında bile ışık bulamadıkları için ne coğrafya kitaplarına girerler, ne de güzel, tarihi manzaralar meraklısı yolcuların koleksiyonuna.

Ayşe Kız’ın bahçesinde güller, al, sarı, ak pembe güller, ateş gülleri, kayısı gülleri, biçim biçim laleler, oylum oylum karanfiller…

Işık yine açıp kapar gözlerini bize ve bu sefer sahneye kara bir leke gibi Seyfi düşer. Seyfi belki de Suriye’den, insan ciğeri parçalamaktan yeni gelmiştir, yahut Ankara’yı kana bulayacak bir katliamın emrini sahneye girmeden hemen önce vermiştir.

Şu dağdan ovaya ilerleyen koyun sürüleri, şu allı karalı aslan yeleli beygirler, şu kervanlar; baharat, kahve, ipekli kumaş, fildişi yüklü kervanlar, ovalar ve tarlalar, buğday, çavdar, pamuk tarlaları, hepsi… hepsi Seyfi’nindir. Ve fakat bu ‘kuruyası bahçe’, malının mülkünün orta yerinde ‘kara diken’ gibi… Öyleyse söküp atmalı bu bahçeyi bu çölün ortasından.

Madem ki söküp atacak Seyfi, Ayşe’yi çiçekleriyle birlikte bahçesinden, bu masala artık bir sevda gerek.

İster misiniz

Öylesine yumuşayayım, sevecen olayım ki öylesine

hani, erkek değil de, pantolonlu bir bulut desinler bu” diye sesleniyor şiirinde Mayakovski. Nâzım Hikmet ölümüne değin dilinden düşürmediği Mayakovski’nin Pantolonlu bulutunu, sevdası için ölmeye yazgılı bir bulut olarak atıyor masalının içine.

Nâzım’ın bulutu pantolon giymiyor belki, ama öylesine yumuşak, öylesine sevecen okşuyor ki Ayşe Kız’ın yüreğini, masal okuyanı, oyun izleyeni inandırıyor bir kadınla bir bulutun gözyaşı ve umut dolu aşkına.

Öylesine güzel, hüzünlü ve umut dolu bir aşk ki bu, yıldız tozları yağıyor izlerken üzerimize ve sahne bir anda aydınlanıyor.

 

Ayşe başını gökyüzüne kaldırır, ayın ve yıldızların sönük parıltısını görür.

  • Neden ay ve yıldızlar sönük parıldıyo? Ne olmuş bunlara? Niçin pırıl pırıl değiller?
  • Tozlanmışlar biraz, şimdi temizler, parlatırım onları.
  • Sağol Bulutçuğum. Hiç bu denli pırıl pırıl olmamışlardı.

 

Bu sahne, bu satırlar tıpkı bir Mayakovski şiiri gibi. Oysa Nâzım Hikmet’in kaleminden çıkmışlar.

Bir sahnenin, tavanında yakılan kedi gözü ışıklarıyla yıldızlarla dolacağı, seyircilerin gözlerinin ışıl ışıl olacağı kimin aklına gelir!

Nevzat Süs oyun metnine yaptığı tutarlı eklemelerle, kimi zaman Nâzım’dan şiirler katarak, kimi zaman anonim öyküler söyleterek, işte bu yıldız tozlarıyla bezemiş rejisinin üstünü. Tıpkı Bulut’la Ayşe’nin birbirlerine kah şarkı kah şiir olarak okudukları şu dizeler gibi.

 

-Senden önce ölmek isterim

-Senden Önce Ölmek isterim

 

-iyisi mi, beni yaktırırsın,

odanda ocağın üstüne korsun

                     içinde bir kavanozun.

Kavanoz camdan olsun

 

-Şeffaf camdan olsun ki içinde beni

görebilesin… Fedakarlığımı anlıyorsun

Vazgeçtim toprak olmaktan,

vazgeçtim çiçek olmaktan

                       yanında kalabilmek için.

 

-Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin.

Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin. Ve orada beraber yaşarız,

Külümün içinde külün,

ta ki savruk bir gelin

yahut vefasız bir torun

bizi ordan atana kadar…

 

-bizi ordan atana kadar…

Ama biz

o zamana kadar

o kadar

karışacağız

ki birbirimize,

atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz

                                 yan yana düşecek.

 

-Toprağa beraber dalacağız.

Ve bir gün yabani bir çiçek

bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse

sapında muhakkak

iki çiçek açacak:

 

-Biri sen

 

-Biri de ben.

 

Sonra? Sonrası iyi ile kötünün mücadelesi işte. Seyfi’nin hırsı, bahçenin içinden Deve Dikeni’nin ihaneti ve yılana dönüşmesi, Kuş’la Bulut’un Ayşe Kız ile birlikte mücadelesi, torbaya dolan çöller, rüzgarlar, uçan atlar, solup dirilen çiçekler...

Bir masalın, büyük bir maharetle sahneye uyarlanışını, bir kaç parça dekor ve yaratıcı bir ışık tasarımıyla seyircinin hayal gücünün kamçılanışını, oyuncuların stilize oyunculuklarla, gerçeklik duygusundan bir an olsun kopartmadan seyirciyi masal dilinin içinde tutmasını, düğümlenen boğazınızı ve değiştirmek arzusu ile dolan yüreğinizi…

“Biliyorum akıl en büyük güçtür insan için! Oysa ruhumuzla, duygularımızla da kavradığımızda dünyayı onu değiştirme gücünü de elde ederiz.”

Yani yüreğimizle de görmeliyiz.

Her sevda karanlık bir boşlukta ışıldar. Yayar ışığını çevresine. Hepsi bu mu? Aşk ve sevda da özgürlüğe içkindir ve ancak savaşılırsa kazanılır…

Ne duruyorsunuz öyleyse, savaşın. Ne duruyoruz öyleyse, savaşalım.

Yıldız tozları yağsın üzerimize.

 

 

Oyun Sevdalı Bulut Yazan Nâzım Hikmet Uyarlayan Altkat Sanat  Yönetmen Nevzat Süs Müzik BaBa ZuLa –  Cem Yarkın –Gizem Gül Koreografi Öykü Özaydın Avcı Işık Tasarımı Alev Topal Fotoğraf E.Önder Özçelik Işık Uygulama Baran Alan

Oynayanlar Müge Saut, Öykü Özaydın Avcı, Camilla Gavagni Cattaneo, Erkan Akbulut, Selver Çavuş, Beyza Candemir, Sena Yapar

Program: 12 Kasım Cumartesi 20.00 - 18 Kasım Cuma 20.00 - 27 Kasım Pazar 17.00

www.altkatsanat.com (0536 214 27 33)

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri