10
Kasım

Suriye’de sanatçı olmak: Sahne ışıklarından bazukalı yaşama

10 Kasım 2016 Yazar: Aykırı Akademi

Dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen binlerce cihatçı tarafından ülkede gerçekleştirilen yıkımlara, kentlerde patlatılan bombalara rağmen sanat etkinliklerinin ısrarla devam ettirilmeye çalışılması önemliydi. Ancak maalesef Suriye’de bu süreç içerisinde onlarca sanatçı hayatını kaybetti. Bu sanatçıların çoğu planlı bir şekilde katledilirken bir kısmı da rastlantı sonucu bulunduğu yerde meydana gelen patlamada hayatını kaybetti.

 

AYKIRI AKADEMİ – Defne B.

2013’te, yani Suriye savaşının üçüncü yılında, Şam’ın Çevre Kent Kültür Müdürü, aynı zamanda tanınmış tiyatro yazarı, Semir Adnan Matrud ile sohbet etmiştik. Matrud, o sıralarda sorumlu olduğu bölgede tam 132 kültür merkezinin olduğunu, bunların 6’sının cihatçılar tarafından tamamen yıkıldığını, 25’inin ise az hasara uğradığını söylemişti.  Kendi ilkel anlayışları dışında kalan herkesi katleden cihatçı zihniyetin yaygınlaştırmaya çalıştığı ölüm ve yıkım kültürüne karşı sanatla yaşama tutunmaya, sanatı bir direniş aracına dönüştürmeye çalıştıklarını söylemiş, ayda ortalama 500 kültürel-sanatsal etkinlik düzenlediklerini belirterek beni şaşırtmıştı.

Dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen binlerce cihatçı tarafından ülkede gerçekleştirilen yıkımlara, kentlerde patlatılan bombalara rağmen sanat etkinliklerinin ısrarla devam ettirilmeye çalışılması önemliydi. Ancak maalesef Suriye’de bu süreç içerisinde onlarca sanatçı hayatını kaybetti. Bu sanatçıların çoğu planlı bir şekilde katledilirken bir kısmı da rastlantı sonucu bulunduğu yerde meydana gelen patlamada hayatını kaybetti. Havan topunun hedefi olanlar da vardı, tıpkı evine isabet eden havan topu sonucu hayatını kaybeden oyuncu Suzan Salman gibi. Yaralanan, kaçırılan, işkence gören sanatçılar da oldu. Sanatçıların özellikle hedef seçilmesinin sebebi; savaşlara, yıkıma, öldürmelere, engellenemez bir güçle karşı çıkmaları; karşı çıkmakla kalmayıp, bu karşıtlıklarını eserlerine de yansıtarak tarihe not düşmeleriydi herhalde. O yüzden Suriye’deki IŞİD  ve türevi barbar çetelerin sanata ve sanatçılara düşmanlıkları pek çok sebeple kendi açılarından anlaşılabilir bir durumdu.

Şam'da bir sinema salonu

Zaman geçtikçe sanatçıların çoğu yaratıcılıklarını sürdürecek gerekli maddi koşulları sağlayamaz duruma geldi. Savaş öncesi günlerden özlemle bahseden Suriyeli bir görüntü yönetmeni “Eskiden sinema filmi, dizi, konser, klip çekiyordum. Şimdi ise sıcak bölgelerde çatışmaları çekiyorum sadece.”  demişti.  Bu cümlesinde hem şikâyet vardı hem de her şeye rağmen çalışıyor olmaktan duyduğu memnuniyet.

Hem mali hem de güvenlik açısından zor duruma düşen sanatçıların bazıları, artık ülkelerini terk edip başka ülkelere sığınan milyonlarca mülteci gibi evlerinden uzakta, geleceklerine ve savaşın akıbetine dair belirsizliklerle birlikte yaşamaya mecbur bırakıldı. Her şeye rağmen inatla kendi ülkesinde yaşamaya devam edenler de çoktu tabii. Bölgelerini, mahallelerini korumak için gönüllü olarak eline silah alan da oldu; tıpkı oyuncu Tevfik İskender gibi. Uzamış sakalları, kamuflaj üniforması ve omzundaki kalaşnikofuyla en son Humus’ta görüntülenmişti sanatçı. Bir aksiyon filminin içinde değildi bu sefer; dekor, kostüm, ışık ve diğer her şey gerçekti. Ortada yine bir senaryo vardı ama bu senaryo bir filmin değil stratejik hesaplar peşindeki uluslararası  güçlerin senaryosuydu.

Suriyeli bir başka isim Muhammed Rafi de genç yaşına rağmen çok başarılı bir oyuncuydu. Suriye’nin usta oyuncularından Ahmet Rafi’nin oğluydu aynı zamanda. Suriye’nin en çok izlenen dizilerinden birinde aldığı rolle şöhreti yakalamıştı. Aslen Filistinliydi. Filistinlilerin ‘Nakba’ yani ‘Felaket Günü’ diye adlandırdıkları İsrail devletinin kuruluşundan (1948) sonra Filistin’den ayrılıp Suriye’ye sığınmıştı dedeleri.  Sürgün edilen bir halkın, sürgün çocuğuydu yani. Suriye’den ayrılmamıştı. İkinci vatanından da ayrılıp bir kez daha sürgünde yaşamak istememişti belki de. Ancak ona hiçbir türlü yaşama şansı tanınmadı. Muhammed, Suriye’de katledilen ilk sanatçı oldu.

2012 yılında Şam’ın Berze semtinde önce kaçırılıp sonra infaz edilen Muhammed Rafi’nin adından söz eden olmadı hiç dış basında. Ve Suriye’de bir kez daha gördük ki savaş sadece topla tüfekle değil, çok farklı yöntemlerle de yapılıyor. Medya artık yazdıkları ve yazmadıklarıyla bombalardan daha etkili bir silaha dönüştü.

Geçtiğimiz hafta Muhammed Rafi’nin ölüm yıldönümüydü. Bu yazıyla onu anmak istedim. Rahat uyusun Muhammed. Çünkü Suriye hâlâ direniyor!

 

 

 


Kapak tasarımında kullanılan illustrasyon: Tammam Azzam

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri