10
Kasım

Proje okulları nedir, ne değildir: Prof. Dr. Rıfat Okçabol’la Söyleşi

10 Kasım 2016 Yazar: Serdar Nâzım Yüce | Köşe adı: CEZA SAHASI
Tüm Yazılar

 

 Gericiliğin ve Piyasacılığın Kıskacında Eğitim – 1

İlk bakışta belli sayıda okulu kapsadığı düşünülse de ‘Proje okul’ aslında tüm öğrencileri ilgilendiren, eğitim sisteminde köklü değişikliklerin habercisi bir ‘çılgın’ proje. Eğitimcilerin eğitimcisi Prof. Dr. Rıfat Okçabol Aykırı Akademi’ye AKP’nin ‘Proje okul’unu değerlendirdi.

 

AYKIRI AKADEMİ - DOSYA - Serdar Nazım Yüce

AKP’li yıllarda eğitim alanına dönük müdahaleler “4+4+4” projesiyle beraber sistematikleşti, irili ufaklı birçok başlık bunu peşi sıra izledi. İmam hatipleştirme dalgasıyla beraber saldırının şiddeti daha iyi kavrandı ve bazı bölgelerde AKP halkın tepkisine dayanamayarak geri adım atmak zorunda kaldı. Bu gündem halen yakıcılığını korur, ülkenin çeşitli yerlerinde imam hatipleştirmeye karşı direnişler devam ederken iktidar bu kez yıllar önce açtığı ama kapamak zorunda kaldığı “proje okul” kartını tekrar oyuna aldı, hem de bu kez daha yaygın ve daha sert bir şekilde.

AKP daha hızlı adımlar atmak, büyük direnişleri engellemek için yandaş medyanın da yardımı, daha doğrusu sessizliğiyle “proje okul” hakkında işini zorlaştıracak belge ve yorumların halka ulaşmasını engelliyor. Ama İstanbul’daki “köklü” liselerden başlayarak tüm yurtta öğrenciler ve öğrenci velileri eylemler düzenleyerek “Projeniz değiliz” diyor. İşte rakamsal verilerle ve Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü’nden emekli profesör Rıfat Okçabol’un görüşleriyle AKP’nin projesi…

 

İmam Hatipten Devşirme Proje

2014 yılında başladı “Proje okul” çalışması. Bakanlık, yaklaşık 100 imam hatip ve meslek lisesini “Proje okul” ilan etti. Kısa sürede bundan vazgeçildi ve rota Türkiye’nin en köklü liselerine çevrildi. 2015’te yeni eğitim-öğretim yılı başladığında ise kıskaca alınan bu okulların öğretmenleri ve yöneticileri değiştirildi. Bunun nedeni ise yönetmelikteki “geçici madde”lerden biriydi.

Kamuoyunda “Proje okulları” diye bilinen “Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumları”yla ilgili yönetmeliğin “Amaç” kısmında “Eğitim reformu”ndan bahsedilirken bu reformları Milli Eğitim Bakanı tarafından onaylanarak yürürlüğe gireceği anlatılıyordu. Yani Milli Eğitim Bakanı’nın belirlediği okullar “Proje okul” olarak belirlenecek ve bu okulların öğretmen atamaları, yönetici görevlendirmeleri yine Bakan tarafından sorgusuz sualsiz yapılacaktı.

 

Öğretmen Sürgünü

Yönetmeliğin sonuna ise şöyle bir “geçici” madde eklendi:

“GEÇİCİ MADDE 1 - (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte valiliklerce ataması yapılmış olan öğretmenler ile görevlendirilmesi yapılmış yöneticilerden dört veya sekiz yıllık görev süresini tamamlayanların görevleri sona erer. Bunlardan sekiz yıldan az, dört yıldan fazla çalışanlar bu okullarda sekiz yıllık görev süresi tamamlamak üzere atanabilir/görevlendirilebilirler. Görev sürelerini dolduran yönetici ve öğretmenler istekleri de dikkate alınarak ilgili mevzuatı uyarınca durumlarına uygun okullara öğretmen olarak atanırlar. Bu öğretmenlerden herhangi bir okul/kuruma atanmak üzere başvuruda bulunmayanların veya tercihlerinden birine atanamayanların görev yerleri il içerisinde valiliklerce resen belirlenir.”

Böylece tarihi birçok okul, yıllarca görev yapmış öğretmenlerinden “ayıklanmış” oldu. 170 “Proje okul”da 8 yılını doldurmuş yaklaşık bin 200 öğretmen başka okullara sürgün oldu. Bu okulların arasında İstanbul Erkek, Vefa, Kabataş Erkek, Kadıköy Anadolu, Cağaloğlu Anadolu, Hüseyin Avni Sözen, Çankaya Fen, Ankara Atatürk, İzmir Cahit Kora ve Bornova Anadolu Lisesi bulunuyor. Örneğin, bu liselerden biri olan Kadıköy Anadolu Lisesi’nin 71 öğretmeni aynı anda okuldan gönderildi. Öğrencileri, mezunları ve velilerse okulun kapısı önünde bekleyen TOMA’ların gölgesinde eylem yapıyorlar. Bu süreçte Kadıköy Anadolu Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi, Vefa Lisesi ve Bornova Anadolu Lisesi’nin mezun dernekleri ortak hareket etme kararı aldı.

 

Prof. Dr. Fıfat Okçabol İle Söyleşi

“Proje Okul” nedir, ne değildir; Boğaziçi Üniversitesi’nde “Öğretmen yetiştirme”, “Yetişkin eğitimi” ve “Eğitim politikaları” gibi konularda yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Rıfat Okçabol’a sorduk. Aynı zamanda soL Haber Portalı yazarı olan Okçabol’la yaptığımız söyleşiyi paylaşıyoruz.

AKP'li yıllarda herhalde en çok duyduğumuz kelime "proje" kelimesi, ben artık duyduğumda irkiliyorum. Bugünse eğitimin karşısında "Proje okul" duruyor. Yeterli hiçbir bilgi verilmiyor, haberlerde ismi var bu projenin ama cismi yok. "Proje okul" nedir, ne değildir?

Ben de sana katılıyorum. Proje deyince irkilmesek bile dikkat etmemiz gerekiyor. Proje dediğimiz şey nedir? Var olan durumu analiz etmek için bir proje üretirsiniz ya da bir sistemi iyileştirmek, geliştirmek için. AKP öncesinde de projecilik vardı ama özellikle AKP dönemiyle birlikte bu projeler arttı. Birincisi, çoğunlukla yabancı kaynaklı projeler var. Bunlar sistemi daha çok piyasaya açıyor, bir kere bunun için rahatsız olmamız gerekiyor zaten. İkincisi, bu sistem daha hızlı piyasalaşsın diye Avrupa Birliği başta olmak üzere dış kaynaklar AKP’nin o projeleri gerici içerikle uygulamasına göz yumuyor. Üçüncüsü, Milli Eğitim Bakanlığı yerli projelerini hep gerici kuruluşlarla yapıyor. Bir tane gerçekten laik, halkçı bir kuruluşla yaptığı yok. Dolayısıyla kötü.

AKP’nin kafası karışık. Hem toplumun kafasını karıştırıyorlar, hem de kendi kafaları karışık. İnsan ne bekliyor bu projeden? Alacaklar niteliksiz okulları, onların niteliğini arttıracaklar. Öyle düşünüyorsun. Ama senin yazdığından öğrendim, önce imam hatiplerle başlamışlar projeye. Sen niteliği arttırmak istiyorsan bilimselliğe, laikliğe, çağdaşlığa önem vereceksin. Bunlarsa AKP’nin tamamen uzaklaştırdığı, yabancısı olduğu değerler. Tahminim, imam hatiplere baktılar ve ‘Burada neyi değiştireceğiz, zaten bunlar istediğimiz doğrultuda gidiyor’ dediler. Dedikleri kendi açılarından haklı. Neredeyse 15 yıldır iktidardalar ve Anadolu liselerini istedikleri kıvama getiremediler. Hâlâ Anadolu liselerinde tepkiler görüyoruz; çocuklar laik, bilimsel, çağdaş eğitime sahip çıkmaya çalışıyor. Proje şimdi bu. Kabataş’ın müdür yardımcısı demiş ya, ‘bütün okulları imam hatibe çevirme zamanı’ diye, odur özet.

Zamanında dershane yasasını okumuştum ama ‘proje okul’ maddesini önemsememiştim. Kulağa, göze hoş geliyor belki ama şimdiye kadar yapılanın olumlu bir tarafını göremiyorum. Zaten olumlu bir yanı olsa ne öğrenciler ne de veliler ayağa kalkar.

Bu projeye önce imam hatip okulları için başlanılmıştı. "Proje okul" kılıfını imam hatiplerden çıkartıp Türkiye'nin en köklü 170 okuluna giydirmek, bu bile yine bir "çılgın proje" ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor sanırım. Proje okullarının eğitimin gericileştirilmesine yapacağı katkı nedir?

Güzel soru. Şimdi… Nasıl bir eğitim istiyoruz? Benim gibi senin gibi yurttaşlar eğitimin bireyleri özgürleştirmesini, bireyleri insancıllaştırıp yurttaşa dönüştürmesini, evrensel değerlere sahip olmasını istiyoruz. Ama AKP böyle bir şey istemiyor. Bunun yanında, piyasalaşma da bir gericilik. Devletin bir kamu hizmeti olarak sağlandığında insanların bu eğitimden yararlanma hakkı var ama eğitim piyasalaştığı vakit insanların bundan yararlanma hakkı sınırlandırılmış oluyor. Yoksul, emekçi insanlar bu haktan yararlanamıyor. Dolayısıyla eğitimin piyasalaşması, toplumun yıllar içinde kazandıklarında geriye gitmesi anlamına geliyor. Bu da bir gericilik. Ama bizim günlük söylemimize yerleşen gericilik ağırlıklı olarak laiklikten, bilimsellikten uzaklaşmayla ilgili.

İmam hatiplerse toplumu bizatihi din toplumuna dönüştürecek okullar. Artık imam da yetiştirmiyor, din toplumuna uygun kul yetiştiriyor bu okullar. Temelde insan, temelde çocuk. Çocuğun geleceğini 1400 yıl öncesinin anlayışı doğrultusunda şekillendirmek bu. Böyle şekillenince ne oluyor, örneklerini görüyoruz işte. Darbeye karşı tekbir getiriliyor, şimdi bu demokrasi savunusu mudur? AKP’nin demokrasi dediği şey de zaten insanların dini kurallara göre yürümesinin önünü açmak. Geçen çıkan bir haber; FETÖ’den yargılananlar ‘yemin ettik, yeminden dönmek günahtır’ diyorlarmış. Koca cumhuriyet savcısı da Diyanet İşleri Başkanı’na soruyor ‘günah mıdır, değil midir’ diye. Düşünün yani! Savcı kendini kadı görüyor işte, o kadar yabancılaşmış. Proje okulları da bugüne kadar böyle yabancılaşmamış, yarın da yabancılaşma olasılığı az olan okulları hedefine koyuyor. Yani çocuğu kendisine, ailesine, toplumuna yabancılaştıracaklar.

Önce 4+4+4, sonra hızla bir imam hatipleştirme, eğitimin adım adım daha paralı bir hale getirilmesi, aralarda alttan alta yapılan müfredat değişiklikleri ve bugün ‘proje okul’... Eğitimin AKP iktidarında yaşadığı değişimi nasıl okuyorsunuz?

Şimdiye kadar söylediklerim değişime dair ipuçları veriyor ama daha genel konuşursak… Çağdaş insanın değişimden beklentisi daha insancıl, daha evrensel, daha bilimsel, daha doğayı koruyacak, daha insan haklarına uygun olması doğrultusunda. Ama AKP’nin çabası bunun tam zıttı. Değerler eğitimine bakın, hiç insan hakkı başlığı yok o değerler eğitiminde, toplumsal cinsiyet eşitliği yok, ırkların eşitliği, inançların eşitliği yok. Onun için bunların değişimi Osmanlı’ya dönüşün bile ötesinde. Osmanlı’da baktığımızda çok küçük bir kesim dini eğitim alıyordu, gerisi almıyordu. Büyük çoğunluğun dini eğitimle alakası aile içinde aldığı ya da camiye gidenlerin camiden aldığı eğitimden ibaret. Dediğim gibi onlar da büyük çoğunluğu oluşturmuyordu. Medreseye giden kaç kişiydi sanki. 1924’te kapandığında 6 bin öğrencisi var medresenin. 13 milyonda 6 bin nedir ki, hiçbir şey. Üstelik onlar askere de gitmiyor. Dolayısıyla Osmanlı’da dini eğitim asıl olarak aile içinde. Bir başka boyutu, sübyan mekteplerine, medreselere Osmanlı’nın ‘Şu müfredatı okutun’ gibi bir baskısı da yok. Bir de şimdiyi düşünün. Okullar zorla imam hatiplere dönüştürülüyor, çocuklarını buraya yazdırmaları için insanlar teşvik ediliyor vesaire.

Yine başka bir haber… Bursa’da bir ortaokulda imam hatip sınıfları açılmış. Bu sınıflardan birinde müdür yardımcısı kız çocuğuna ‘Önce başını ört, ondan sonra soru sor’ diyebiliyor. Zaten dertlerini de açıkça ilan ediyorlar. Kadın 5 çocuk yapıp eve kapanacak, kadın çalışıyorsa ekonomi sıkıntıya giriyor, kadın kapanacak, erkekler de camiye gidecek. Çocuklar içinse camilerde cami gençliği, yurtlarda imam danışmanlar. Yani amaç Türkiye’yi bunların kafasındaki dini kurallara göre yaşanacak bir ülkeye dönüştürmek. Cumhurbaşkanı arada sırada ‘Biz farklı inançlara saygılıyız’ dese de ‘Hanefileri yedirmeyiz’ diyebiliyor. Oradaki Türk kökenlileri, Alevileri yedirmeyiz demiyor mesela. Değişim bu. Değişim, özetle piyasalaşma ve gerileşme.

İkinci Abdülhamit’i neden göklere çıkartıyorlar, kimdir Abdülhamit? Abdülhamit Osmanlı topraklarının yüzde 30’unu kaybetmiş, ekonomiyi Düyûn-ı Umumiye’ye devretmiş, adaları, Kıbrıs’ı, yeraltı zenginliklerini, tarihi, Zeus’u birilerine teslim etmiş birisi. Onun zamanında bile Protestan okulu sayısı Osmanlı’daki okul sayısından fazla.

Cismi yok demiştim ama... ‘Proje okul’ meselesinde en görünen başlık eğitimci kıyımı. Örneğin Kadıköy Anadolu Lisesi'nden bir günde 70 öğretmen sürgün edildi, diğer okulların da aşağı kalır yanı yok. Bu okulların kadrosunu değiştirmek ne anlama geliyor, Türkiye'nin en köklü 170 okulunu nasıl bir gelecek bekliyor sizce?

Bence eğitimci kıyımı demek doğru değil. Tabii ki kıyım yapıyorlar. Zaten iyi niyetli olsalar proje okulundaki 8 yıllık öğretmeni değiştirirler mi? Özel okullar bile öğretmen alırken devlet okulundaki kıdemine bakıyor, 1 yıl kadar tecrübesi olanı kolay kolay almıyor. Çalışma süresi uzadıkça insanların bilgi ve uygulama deneyimi artıyor. O öğretmenleri yollayacağına öğretmeni gittiği okulda daha uzun süre kalacak bir yöntem bul. Öğretmen alıştığı okula tüm benliğini de yansıtıyor. Bütün hayatı okulu oluyor, başka bir derdi olmuyor. Ama siz öğretmeni sürerseniz yeni yerine alışana kadar tükenmişlik yaşayıp hayattan kopuyor.

Tabii kıyım var. Ama kıyım öğretmen değil, öğrenci kıyımı. Öğretmenlerini, okulunun yapısını değiştirerek öğrencinin geleceğine ipotek koymuş oluyorlar. Düşünebiliyor musun, imam hatipleştirilen okuldan bir balerinin çıkması, ressamın, heykeltıraşın çıkması, bir düşünürün çıkması mümkün mü? Dolayısıyla ne yapıyorsunuz, o çocuğun geleceğini kafanıza göre sınırlandırıp şekillendiriyorsunuz.

Piyasacılaşmanın ve gericileşmenin bir başka tanımı da öğrencinin kendisine yabancılaşması. Özel okula gönderiyorlar çocuğu, öğrenci kendisine yabancılaşıyor. Bir, ‘Ben para verdim’ diyor, her şeyin parayla alınıp satılır olduğunu sanmaya başlıyor. İki, Türkiye’ye yabancılaşıyor ve gözü hep dışarıda oluyor. Dini eğitim verdiğinizde de her şeye din gözünden bakıyor, insanlığın diğer öğelerini unutuyor; yine kendisine yabancılaşıyor. Kendisine yabancılaşınca da özgüveni azalıyor. O yüzden cemaatler bu kadar yaygınlaşıyor işte. İnsanlar güveni ya başbakanda, ya cumhurbaşkanında ya da tarikat liderinde arıyor. Bunların işine o geliyor. Kul yetiştirmek, yurttaş yetiştirmek değil. Yurttaş soru soracak, eleştirecek, öğrenme meraklısı olacak. Bunların derdi o değil, çocukların da kendi bildikleri sınırlı bilgileri bilmesini istiyor; düşünmemesini, eleştirmemesini istiyor. 3 yıl önce ortaokul yönetmeliğini değiştirdiler. O yönetmelikte düşünen, araştıran, eleştiren öğrenciyle ilgili maddeyi kaldırdılar, bu kadar basit. Dediğim gibi tabii öğretmen kıyımı var ama asıl kıyılan öğrencidir burada. Bu çocuklar yarın toplumu oluşturacaklar. Şimdi bu sistemden geçen çocuk senin benim gibi laikliği, insan haklarını savunacak mı? Savunmayacak, bu ayan beyan ortada.

8 yıllık öğretmeni okulundan alıp başka okula gönderirken yine 8-10 yıllık deneyimi olan bir başka öğretmeni yerine getirseler ‘neyse’ diyeceksin. Onu da yapmıyorlar. Bakan kendi kendine atama yapıyor. Bakan kimi atar? Diyanet Vakfı kurdular, 1-2 ay önce de mütevelli heyeti açıklandı. Heyette bir tane çağdaş eğitimci yok, hepsi AKP’de bakanlık, milletvekilliği yapmış kişiler. Kim mülakatı yapacak, performansı kim denetleyecek; AKP’li il-ilçe yöneticileri ya da müdürler. Çoğunlukla ilahiyatçı, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni, Din-Bir Sen üyesi, laikliğe, cumhuriyete karşı insanlar. Karşılarına çıkan öğretmende ne arayacaklar bunlar? Kadınsa başı açık mı, kapamaya niyetli mi; ona bakacaklar.

Böyle giderse bu okullar, adı Anadolu lisesi olan ama içeriği tamamen dinle bezenmiş okullara dönüşecekler. Ben öğretmen olsam, Milli Eğitim Bakanı beni okula getirmez ki.

Nerede hata yaptı toplum, biliyor musun? 12 Eylül 2010’daki Anayasa değişikliğinde ‘evet’ dedi, Cumhurbaşkanlığı seçiminde ‘evet’ dedi. Başkanlık seçimlerinde de ‘evet’ derse sonumuz belli. Anadolu liseleri tamamıyla imam hatip olacak, kızlarla erkekler ayrılacak, eğitimcilere camiye gitme zorunluluğu getirilecek; artık bunu görmek gerekiyor.

Vefa Lisesi - Veda

Bu radikal değişimi 15 Temmuz'un ardından Milli Eğitim Bakanlığı'nın başlattığı tasfiye operasyonuyla yaratılan öğretmen açığıyla birlikte düşündüğümüzde, zaten ağır aksak yürüyen eğitim sisteminin onarılamaz bir hal alacağını düşünüyorum. Siz, on yıllarca eğitimci yetiştirmiş biri olarak, bu açığın kapatılabileceğini düşünüyor musunuz?

Şimdiye kadar 40 binin üzerinde öğretmen görevden el çektirilmiş durumda. Tabii bu eğitime büyük bir darbe vuruyor. Ama hep söylediğim gibi zaten eğitime yeterince darbe vurulmuş durumda. Dert öğretmen eksikliği değil. Öğretmen eksik olur ama niyet çağdaş olursa o eksikliği diğer öğretmenler giderebilir. Hem de kısa sürede. Burada başka bir gerçek var. Şimdiki öğretmenlerden sendikalı olanların yüzde 60’ı gerici eğitim sendikalarına üye. Yahu bir öğretmen ‘Önce başını kapa, sonra sorunu sor’ diyebilir mi? Aynı, savcının Diyanet İşleri Başkanı’na ‘günah mı, değil mi’ diye soramayacağı gibi bir öğretmenin de ‘bütün okulları imam hatip yap’ diyememesi gerekir. Bunu diyenin sıfatı öğretmense… Öğretmen dediğiniz imam değildir. İmam belli, topluma kendi bildiği inancı anlatan kişi. Öğretmen kendi inancını anlatan kişi değil, öğrencisinin dünyayı anlamasına, kendini anlamasına yardım eden kişidir. Ama bizim öğretmenlerin büyük çoğunluğu öğrencinin geleceğini sınırlama misyonunu benimsemiş durumda. Yüzde 60’ı öyle sendikalara üyeyken kaç bin öğretmenin açığa alındığı ne kadar önemli?

Tabii ki eğitim aksayacak. Zaten 70-80 bin açık vardı, şimdi bu 120 binlere kadar çıktı. Başka parametreler de var. Mesela sözleşmeli öğretmen 4 yıl çalıştıktan sonra kadroya alınabilecek. 4 yıl öğretmenin nesine bakacaklar; AKP’ye ne kadar uyumlu olduğuna. Aynı zamanda ucuz iş gücü. İstediği zaman da kapı önüne koyacak.

‘Proje okul’ ilan edilen okulların dışında, proje kapsamına alınmayan okullarda bu uygulamanın etkisi olacak mı?

Fiili etkisi olacak. Sen kendini düşün mesela. 8 yıl İstanbul Erkek Lisesi’nde çalışmışsın, başarılı olduğun sürece emekli olana kadar çalışacaksın bu okulda; seni bir anda alıp başka bir yere sürüyorlar. Gittiğin yere yabancılaşacaksın, sisteme, haksızlığa kızacaksın. Senden verim alınamaz ki. Ha gittiğin yerde çağdaş bir eğitim var mı; o da yok. O öğretmenin gittiği okulda başarılı olma şansı yok. 12 Eylül’den sonra İhsan Doğramacı zamanında kararlar alıp insanları Anadolu’ya gitmeye mecbur ettiler. Böylece köklü üniversitelerin değer yitirmesini sağladılar. Bunu iyi bir şey yapmış gibi pazarlıyorlar ama AKP okul sayısını 200’e çıkartırken bütün nitelikli okulları böldü aslında. Hem böldüğü okullar kan kaybetti, hem de açtığı okullar dikiş tutturamadı. Mesela Gümüşhane Üniversitesi; rektör aynı zamanda 6 dekanlığı birden almış, tüm yönetim kurulu adamdan oluşuyor. Benzer bir durum ‘proje okul’ kapsamındaki okulların da aynı yolu izleyerek bozulması şeklinde olacak. Ki zaten yeterince bozulmuş durumda. Bu yapılanların her şey üzerinde etkisi olur, dolayısıyla ‘proje okul’ dışındaki okullara da etkisi olacak.

Bence mesele şuraya geldi… Öğretmensek öğretmenliğimizi mümkün olduğu kadar yaşayabilmek. Yani dış baskılardan uzak, öğretmen olarak ne yapmamız gerekiyorsa yapabilmek. Yine düşün insanıysak gereğini yapabilmek, gerçekleri olabildiğince anlatmak. Çünkü insanların büyük bir kısmı farklı bakıyorlar olaylara, ne yazık ki. Erdoğan çıkıp ‘Kandırıldık’ dediği vakit toplumun büyük bir bölümü ‘kandırıldık’ diyor, açıp da gerçeğin ne olduğunu öğrenmeye çalışmıyor. Proje okulları da bizi kandırma projesi, geleceğimizi karartma projesi. Bu kadar net. Bunu böyle görmediğimiz sürece ‘Yetmez Ama Evet’çi durumuna düşüyoruz.

 

 

YARIN

Zorunlu Din Derslerinin Tarihçesi: Din Eğitimi 2 yaşındaki bebeklere kadar nasıl indirildi?

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri