01
Kasım

Court and Cosmos: The Great Age of Seljuqs

01 Kasım 2016 Yazar: Aslıhan Kazancı | Köşe adı: GÖKADA
Tüm Yazılar

Orta Doğu'daki gelişmelerin, özellikle DAEŞ'in Batı'da İslam dünyasına ve bölgenin tarihine olan merakı arttırdığı söylemek mümkün. Bu doğrultuda konuyla alakalı özellikle terörle yok edilen kültürel mirası konu alan sergilerin, sempozyumların vb. revaçta olduğu da bir gerçek. Doğrudan bahsettiğim amaçla oluşturulmadıysa da Court and Cosmos: The Great Age of Seljuqs İslâm sanatları odaklı sergiler içinde nitelikli ve vizyoner bir ölçü oluşturdu. Hiç değilse burç kuşağı altında, büyülü Selçuklu bahçelerinde rastlanabilecek hayvanlar kadar gerçek, efsanevi ve her ikisiydi.

 

AYKIRI AKADEMİ – Aslıhan KAZANCI

Metropolitan Sanat Müzesi'nde 27 Nisan ve 24 Temmuz tarihleri arasında istisnaî bir sergi gerçekleşti: Court and Cosmos: The Great Age of Seljuqs. Türkiye'de “kültür-sanat" haberlerinde pek rastlayamadığım, rastladıklarımda ise Saray ve Kozmoz: Selçukluların Yükselme Dönemi diye bahsedilen sergiyi ben biraz daha farklı çevirmeyi uygun buldum. Bana kalırsa hem bu yazı hem de serginin kendi için Saray ve Gök ve hatta Saray ve Âlemler: Selçukluların Altın Çağı olarak çevirmek daha uygun. İngilizce ismine gelince, Selçuklu deneceği vakit sadece Amerikalıların değil müzenin uluslararası ziyaretçilerinin de büyük bir çoğunluğunun hiçbir fikri olmama riskine karşı, hem dönemin hem de sergi için derlenmiş 270 objenin taşıdığı özü ve sıçrayışları temsil edecek ilgi çekici bir isim kullanmanın serginin tanıtımı için makul olduğu tartışılmaz. Ancak ilgili dönem bizim tarihimiz olduğu için serginin Türkçe anlatımında seçilen kelimelerin nüanslarının, tarihi hiç bilmeyen bir kimse için bile, bir şeyleri açığa çıkarma veya saklaması bakımından sihirli olduğunu düşünüyorum. Özellikle bu sergide Selçuklu'ya dair anlatılan hikayenin, o kültürün akışkan devamlılığında yaşadığımızı düşündüğümüzde, hikayeyi anlamlandırabilmek ve canlandırabilmek bakımından da çok hassas olduğu su götürmez bir unsur.

Sergi sanat müzelerinin genellikle yaptığı gibi kronolojik, ikonik bir kişi ya da belirli bir şehir merkezli oluşturulmamış. Küratörler döneme dair belirledikleri altı temayı lineer sirkülasyon üzerinden ilgili objeler ve sergi tasarımı ile daha önce anlatılmadık bir şekilde eklemlemişler. Altı tema sırasıyla: sultanlar ve elitler ve onların farklı ölçek ve mecralarda temsilleri; saray ritüelleri; bilim, tıp ve teknoloji; astroloji, büyü ve ifritler; dinî ve edebî hayat ve mezar sanatları olarak belirlenmiş. Her şeyin merkezinde, Tanrı'nın dünyadaki temsili olan sultan; iyiye ve kötüye, yerlere ve göklere, görünür ve görünmez âlemlere ve ilmî ve batıl olana eşzamanlı hükmederken tüm bu zıt kutupların koordinatları arasında kalan alandaki geçişler ise Selçuklu sanatının heterojen desenini kendiliğinden tanımlıyor.

İlk kısımda: koruyucu olduğuna inanılan saray heykelleri; ikonografik figürler; paganik, şamanik ve islamî desenlerinin etkileşimlerini sunan dekoratif işler, tarihi olayları mitleştirerek anlatan minyatürler; geleceği zodyak ve gezegenleri kontrol ederek şekillendiren tılsımlı aynalar; muktedire referans verecek anlamlar yüklenmiş gök cisimleri, hayvanlar, bitkiler ve bunların sembolik soyut yorumlarını taşıyan paralar ve saray objeleri etkileyici bir girizgâh yapmak üzere kullanılmış. Cihana merkezden hükmeden sultanın, sultanın çevresindekilerin ve onun himayesinde ışıyanların temsilleri; sultanın, hükümdarlığın ve onlara güç verenin ne olduğu, nasıl yorumlandığını anlatmaya başlayarak bana kalırsa tesirli ve tanıtıcı bir başlangıç yapmayı başarmış.

İkinci kısımda ise sultan ve saray mensuplarının faaliyetleri ve ritüelleriyle ilişkilendirilen eserlere yer verilmiş. Temel olarak av, talim, askeri tatbikat, şenlik ve edebi faaliyetlerinden bahseden kısım: Tanrı'nın düzenini iyi ve kötü zamanlarda yeryüzünde uygulandığını tasdik eden sultanın, hiyerarşide en üstte olduğunun altını bir kez daha çizmiş. Bahçelerin: hükümdarlığın görkemini gösterdiği, refah ve öbür dünya cennetinin bu dünyadaki temsili olduğu, musiki ve raks şenliklerinin yapıldığı devlet geleneğinden günümüzdeki kofluğa nasıl gelindiği ise Türk ziyaretçiler için düşünülmeden edilemeyeceklerdendi.

Dönemin bilim, tıp ve teknolojisini sunan kısımda ise patronajın sanatta, bilimde ve ikisinin birbirini beslediği alanlarda sıçrama yapmak için kaçınılmaz olduğunu bir kere daha kanıtlar nitelikteydi. Tabii patronların da yetkin ve münevver kişiler olması şartıyla. Şamanizmin kültürde devam etmesinin ve İslamiyet'e adaptasyonun müşterek sonucunun göklere dair titiz hesaplamalar yapılmasını teşvik ettiği sergilenen eserlerde aşikardı. Dünya'nın küresel olduğunun henüz bilinmediği dönemde, Selçukluların hem coğrafyanın hem de dinî sistemlerin biriktirdiği kümülatif bilgiyi büküp müthiş seviyeye getirdiklerini görmek mümkündü. Küresel yıldız haritaları, sahih usturlaplar, “mu’teber"ler, hiyeller, simyalar…Serginin isminde "Cosmos" olarak nitelendirilen de muhtemelen buydu: dönemin bilhassa astronomi tutkusu ve takibinde ilmî ve sanatsal türevleri. Bence, Cosmos ya da Kozmoz işte sırf bu yüzden o altın çağı ifade etmeyen bir kelime. Çünkü Hayyam bu dönemde "Şu durmadan kurulup dağılan evrende bir nefestir alacağın, o da boştur boş” diyor. Çünkü cosm kökünden gelen cosmos düzen demek ve Hayyam modern fiziğin yakın zamanda önerdiği ve kanıtladığı bilgiyi: evrenin en az Selçuklu geometrileri kadar kompleks kaoslar ve düzenler içerdiğini, biliyordu. O dönemde böylesi bir tasavvurun mümkün olduğu bir âlem kurulmuştu.

Görünenler görünmeyenleri de tetiklemiş ve elbette mitler de usa rağmen ve us ile zenginleşmişti. Şâhnamemsi. Bilginin düşü beslemesi ve Türk, Türkmen, Fars, Arap, İslam, Bizans, Ermeni, Haçlı ve Hristiyanlık kültürleri sentezi dışında belirsizliklerle dolu dünyanın alâmetlerini okuma, musibetlerinden korunma ve hatta tılsımlarla âkıbetini kontrol edebilme arzusu da dönemin astroloji meyilli işlerini beslemişti. Dördüncü kısımda bu motivasyonla yapılan işler sergilenmiş. İlmî ve batılın ardarda olduğu sergide yıldız haritalarındaki yıldız gruplamalarının, bilimsel illüstrasyonların mitsel figürler kullanarak yapıldığını görmek mümkündü ve bu etkileşim bence dönemin hezârfen çıkarabilmesine dair bir durum.

Dinî ve edebî hayatı anlatan beşinci bölümde Selçuklu hat sanatının müthiş işleri, nihaî, formuna ulaşmış mukarnas örnekleri, kündekârî yapı elemanları, kubbe formları, el yazmaları, medreselerde kullanılan ders gereçleri sergilenmiş. Aynı kısımda sergilenen işlerden porselen kase üzerine resmedilmiş nizamiye medresesinde, görmeyi bilenlere efsunlu bir hikaye vardı. Tüm figürlerin tek bir yöne baktığı ve tek bir figürün yanındakine yöneldiği tasvirde ikilinin Leylâ ve Mecnun olduğu tahmin ediliyormuş. Leylâ ile Kays'ın medresede ilk karşılaşmalarını anlattığı düşünülen işin beni de inanılmaz etkilediğini söylemeliyim.

Son kısım mezar sanatlarına ayrılmıştı. Tam da Met tavrıyla belirlenmiş, sergi tasarımı konusunda tutucu ancak kimi objelerin hikayesine göre çok değerli mekanından ya da âdetinden biraz ödün verebilen, nispeten geniş bir mekanda sergilenen mezar taşları, balbalımsı anıt mezarlar, mumyalama için kullanılan kumaşlar ve cenaze törenlerine ait takımlar hafiften mezarlıkta yürüyor hissi yaratıyordu. Kozmopolit yapının bu sanatlara da kaçınılmaz etkisini görmek mümkündü.

Orta Doğu'daki gelişmelerin, özellikle DAEŞ'in Batı'da İslam dünyasına ve bölgenin tarihine olan merakı arttırdığı söylemek mümkün. Bu doğrultuda konuyla alakalı özellikle terörle yok edilen kültürel mirası konu alan sergilerin, sempozyumların vb. revaçta olduğu da bir gerçek. Dolayısıyla pragmatik ve niteliksiz işler de bir o kadar çok. Doğrudan bahsettiğim amaçla oluşturulmadıysa da Court and Cosmos: The Great Age of Seljuqs İslâm sanatları odaklı sergiler içinde nitelikli ve vizyoner bir ölçü oluşturdu. Hiç değilse burç kuşağı altında, büyülü Selçuklu bahçelerinde rastlanabilecek hayvanlar kadar gerçek, efsanevi ve her ikisiydi.

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri