28
Ekim

Cumhuriyet Senin İçin (1.Bölüm)...

28 Ekim 2016 Yazar: Orhan Gökdemir | Köşe adı: LE'BİDERYA
Tüm Yazılar

 

AYKIRI AKADEMİ - Orhan GÖKDEMİR

Cumhuriyet, hükûmet başkanının, halk tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği yönetim biçimi. Egemenlik hakkının belli bir kişiye- aileye ait olduğu monarşi ve oligarşi kavramlarının tersi.

Demek ki usul şu: Yönetimi herhangi bir âdeme vermeyecekseniz. Hiç kimse orada sonsuza kadar kalmayacak. Kendisini ülkenin sahibi sanmayacak…

Ne yazık ki biz bir “cumhuriyet” kavramına sahip değiliz. Mevcudu Arapça kökten üretilmiş Osmanlıca bir terim. Cumhur, "bir araya toplanma, topluluk oluşturma", bu kökten türeyen cumhūr ise "cemiyet, toplum, kamu" anlamına geliyor. Respublica’nın Türkçe karşılığıdır ki o da “kamusal alan” demek. Demek ki cumhur olmak için bir kamusal alana ihtiyaç var. Bir kamusal alan yaratacağız ve o alan bizi birleştirecek.

18. yüzyılda monarşi ile yönetilmeyen iki ülke, Hollanda ve İsviçre birer respublica idiler. Erken kapitalist ülkelerdir. Buna Fransa katıldı. “Üçüncü sınıf”, içinde aristokrasi ve kilise babaları dışında kalan burjuvalar, işçiler ve köylüler vardı, ayaklandı. Monarşiyi, onunla birlikte ona güç veren aristokrasi ve kilise babalarını devirdi. Bastille’de toplandılar, önlerine ne çıktıysa sürüyüp attılar. Alanı temizlediler ve toplandıkları alan “respublic” oldu. 1789 Devrimi budur. Üçüncü sınıfın, bundan böyle aristokrasinin ve kilisenin etki-yetki alanın ötesinde bir alana sahip olduğu anlamına geliyor bu.

Biz de cumhuriyeti kurarak, sarayın, sultanın, şeyhülislamın alanından çıkıp seküler yeni bir alanda bir araya gelerek respublic olduk. Cumhuriyetimizin özeti budur.

Evet, Kemalistler kurdu ama fikrin onlara ait olduğunu söylemek haksızlık olur. Fransız Devrimi’nin rüzgârından etkilenen Genç Osmanlılar tartıştı. Mithat Paşa yazdı. İttihat ve Terakki amaç edindi. Mustafa Kemal orada öğrendi. Uygulama onuru onundur.

Bunlarla birlikte Fransız Devrimi ile başlayan dönemi, dünyada bir halk olma döneminin, mücadelesinin başlangıcı sayıyoruz. Bir kamusal alan yaratma ve o alanda aristokrasinin, kilisenin, dinin etkisini sıfırlama mücadelesidir cumhuriyet. Demek ki cumhuriyet “fıtratı gereği” laiktir, laik olmak zorundadır. Olmazsa, toplananları uygun bir biçimde birleştirecek bir kamusal alan yaratmamış oluyoruz ki, eksik cumhuriyettir. Cumhuriyetin eksiğinin olmadığını, eksik ise başka bir şeye dönüştüğünü biliyoruz.

Tezimiz şu: Cumhuriyet, eski toplumun temel biçimi olan cemaatleri dağıtıp kalanlardan, özgürleşenlerden bir halk yaratma girişimidir. Elbette devrimle olur. Ama bu da ancak ekonomik bir devrim kendisine eşlik ederse mümkündür.

Piyasa, bunu kolaylaştırmıştır. Piyasa, İngiltere’de kırsal ekonomiyi kendi ihtiyaçlarına göre şekillenmeye zorlayıp dağıtarak işe koyuldu. Piyasanın zoruyla topraktan kopup şehre gelenler, acımasız piyasa koşulları ile tanıştı. Artık emek güçlerinden başka satacak bir şeyleri yoktu. Böylece organik olmaktan çıkıp “inorganik” olmak zorunda kaldılar. Terim “Büyük Dönüşüm”ün yazarı Karl Polonyi’nindir. Piyasa toplumu üzerine bu çok değerli kitabı kaleme alan Polonyi, piyasa toplumunu “inorganik toplum” olarak tanımlıyor ki gayet yerindedir. Cemaat organik bir yapıdır, insanların mülkiyet, din vb. ile birbirine bağlanması halidir. Kapitalizm içinde geliştiği bütün organik yapıyı dağıtır, parçalar.  Böylece “özgürleştirdiği” insanları ekonominin gereklerine göre yeniden bir araya getirip örgütler. Ortaya çıkan yeni bir bütünlüktür ama yine de organik bir yapı değildir. Böylece bireyler bir yandan toprağa bağlılığından koparılmış, öbür yandan da piyasada sonsuz sayıdaki dolaşım odaklarından biri olmak dışında bir seçenek bırakılmamıştır. Emek güçlerini satacaklardır artık.

Cumhuriyetle ilgisi ne? Şu; “özgür bağımsız bireyler” başlangıçta bu iktisadi gelişimin getirisi olmuştur. “Feodal bağlılıklarından koparılmışlardır” anlamında söylüyoruz. Deyim yerindeyse, cumhuriyetin alt yapısını piyasa hazırlamıştır.

Burada Fransız Devrimi’ni bir prototip olarak kullanıyoruz. Oradan Ekim Devrimi’ne ulaşıyoruz.  Arada 1848 Devrimi ve 1871 Paris Komü’nü var. İkisini de yeni bir cumhuriyete hazırlık sayıyoruz. İçinden Ekim Devrimi çıktı, sosyalist cumhuriyete dönüştü. Birkaç yıl sonra kıyısında Anadolu Kurtuluş Mücadelesi başladı. Anadolu hareketinin önderleri sosyalizmden ürkmüşlerdi ama nihayetinde bir cumhuriyet kurdular.

Fotoğraf: Uşak Kent Müzesi Koleksiyonu

 

Üç Devrim, İç Cumhuriyet

Üç devrimin etrafında cumhuriyet fikriyatını tartışıyoruz. Fransız Devrimi ile gelen cumhuriyet, Rus Devrimi ile gelen Sosyalist Cumhuriyet ve içinde bulunduğumuz için Türkiye Cumhuriyeti. Üç devrimin ortak noktası cumhuriyettir. Bunun politik olarak neye tekabül ettiğini tartışabiliriz. Ama her üçü de, içinde geliştikleri toplumların dinsel-feodal-aristokratik yapısını dağıtmış ve yerine bir halk yaratmaya girişmiştir.

Öyleyse cumhuriyet halk olmayandan bir halk yaratma işidir.

Fransız Devrimi mutlak monarşinin devrilip, yerine cumhuriyetin kurulması ve Katolik Kilisesi'nin etki alanın daraltılmasıdır. Ekim Devrimi, monarşinin devrilip yerine sosyalist cumhuriyetin kurulması ve Ortodoks Kilisesinin etkisinin kırılmasıdır. Türk Devrimi monarşinin yıkılması ve hilafetin sıfırlanması işidir. Sıfırlanmıştır. Şimdi büyük geri çekilme dönemindeyiz.

Elbette altyapısı ekonomiktir. Devrimin öngünleri iktisadi yıkım zamanlarıdır. Kıtlık, açlık, yoksulluk, eşitsizlik, azgın sömürü üç devrimde de ortak noktalardır. Şehirlere göç vardır, ancak şehirler bu göçü karşılamaya hazır değildir. Bu göçler kırsal yoksulluğun şehirlere taşınmasıyla sonuçlanmıştır sadece. Üstelik artık şehirde yoksulları kapsayacak, içinde eritecek, huzura kavuşturacak “organik” yapılar da yoktur.

Devrimde, emperyalist hayallerin yıkılması etkilidir. Fransa, Kuzey Amerika’daki tüm kolonilerini 1763’te İngiltere'ye kaptırdı. İngiltere, Yedi Yıl Savaşları'nın mali yükünü, yeni vergilerle kolonilerden çıkarmaya kalkışınca Kuzey Amerika kolonileri ayaklandı. 1774 yılında 13 kolonide başlayan Amerikan Bağımsızlık Savaşı iki yıl sonra bağımsızlık ilanıyla sonuçlandı. Fransa bu çatışmalara mali destek vererek dolaylı olarak katıldı. Yine de bu harp harcamaları ve giderek artan saray masrafları dolayısıyla Fransız monarşisi mali yönden tükendi, çöktü. Yağma yoksa çökersiniz.

Rusya monarşisinin sonunu hazırlayan ise Rus-Japon savaşında alınan ağır yenilgiydi. Birinci Dünya Savaşı bu etkiyi ağırlaştırdı, yıkımı geri dönülmez noktalara taşıdı. Türk Devrimi ise bizzat bu büyük savaşın tahrip ettiği bir imparatorluk bakiyesinde mümkün olabilmiştir.

Fransa’da üçüncü sınıfın ayaklanması sonucu iki önemli şey oldu. Birincisi İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi'nin uygulamaya konulması ve ikincisi, bir halk meclisinin yürütme erkini ele alması. Bunlar Fransa’da feodal kurumların bütünüyle yıkılması anlamına geliyordu. Altyapısı zaten hazırdı. Yoksul köylü yığınlarının soylulara karşı duyduğu öfke, pek çok soylunun topraklarını bırakarak diğer Avrupa ülkelerine kaçmasına yol açmıştı.

Üstelik bu gelişmeler daha parlak bir Fransa vaat ediyordu. Avrupa’da herkes, feodal sınırlamalardan kurtulan bir Fransa ekonomisinin büyük bir gelişme göstereceğini, bunun Fransa’yı rekabet edilmesi çok zor bir güç haline getireceğini öngörebiliyordu. İnsan haklarından, eşitlikten ve özgürlükten yana Fransız işi bu düşünce hareketinin tüm Avrupa’ya yayılması ve mevcut monarşilerin geleceğini tehdit etmesi kaçınılmazdı.

İdeolojik arka planını hatırlayalım; Kant tanrıyı tahtından indirmişti, Robespierre buna dayanarak ayaklanıp kralı tahtından indirdi. Cumhuriyet bir taht devirme işidir. 14. Louis ve Kraliçe Marie Antoinette’in bıraktığı boşlukta yeşerir cumhuriyet. Kral varsa, kraliçe varsa, sultan varsa cumhuriyet yoktur. Böylece yıkılmaz sanılan tanrısal mutlakıyetlerin bertaraf edileceği ortaya çıktı, anlatıldı ve anlaşıldı.

 

 

Yarın:

CUMHURİYET LAİKLİĞİN GETİRİSİDİR, KARŞI DEVRİM

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri