26
Ekim

İki kadın, İki Dost, İki Yetenek...

26 Ekim 2016 Yazar: Selnur Aysever | Köşe adı: abcde
Tüm Yazılar

 

İklim Tamkan ve Senem Demircioğlu, iki genç kadın. İkisi de pek çok yabancı ülkede değer gören, sanatları ilgiyle izlenen, yetenekleriyle hayranlık uyandıran sanatçılar. İkisi de memleketini dert etmiş, Madımak’ta katledilmiş şairlere ağıt yakmış; bir yandan sanatlarının peşinde koşarken bir yandan da ülkenin aydınlarına kendilerini borçlu hissetmiş. “Birlikte susabiliyoruz” dedikleri köklü dostlukları, çok yakında kulaklarımızın pasını silecek bir albüme dönüşmüş.

Albüm için fotoğraf çekimi biter bitmez soluğu yanlarında aldım. Biraz albümü biraz sanatlarını biraz da bizim memleketin hallerini konuştuk.      

 

 

AYKIRI AKADEMİ – SÖYLEŞİ – Selnur AYSEVER

Şairlerin şarkı olmuş şiirlerini albüm yaptınız. Biraz albümden söz eder misiniz?

Senem: Evet, şairlerin, şiirlerinin bestelenmiş hallerini şarkı olarak sunuyoruz. Bize “tarzınız ne?” diye gelen çok soru var. Bu soruya spesifik cevap veremiyoruz. Çünkü bu albümde caz var, operatik şarkılar var, Türk müziği de var. Yıldızların Altında’yı caz versiyonuyla söyledik. O yüzden tarzımıza her şey diyoruz.

İklim: İçerik derseniz, genelde kendi damak tadımıza uygun, kendi sevdiğimiz, beğendiğimiz evde kitabını alıp, karşılıklı okuduğumuz ve “ne kadar güzel yazmış” dediğimiz bazı şiirleri birlikte seçtik. Ve ondan sonra onları duymak istedik, şarkıları bunlardan yapmak istiyoruz dedik.

Hangi şairler var?

Senem: Behçet Aysan, Metin Altıok, Cemal Süreya, Edip Cansever, Ahmet Erhan var. Bir tane İklim’in piyano solosu var. Azeri bir türküyü cover’ladı. Bir tane de “Yıldızların Altında”.

İklim: Aslında Madımak katliamında kaybettiğimiz şairler var. Senem’in bir Metin Altıok tutkusu vardı. Benim daha çok Cemal Süreya ve Turgut Uyar. İlk Atlas’ı (Metin Altıok şiiri) Senem seçti; çünkü onu çok seviyordu.

"Herkesin elinden en iyi gelen iş yapılsın istedik"

Niye daha “popüler” bir iş yapmıyorsunuz? (Gülüyorlar)

İklim: Aslında ben popüler iş yapamam. Herkesin elinden en iyi gelen iş yapılsın istedik. Ben, “Bu Kekre Dünyada” ve “Şey Şey” de olduğu gibi düzenleme yapmak istedim. Kendimce bir versiyonu yapmayı daha doğru buluyorum. Çünkü piyano çalmak ve parçaları düzenlemek bana göre daha ilginç. Senem’in de ben yorumculuğunu beğeniyorum. Birini bulup, bize söz yaz deseydik ya da biz yazsaydık anlamsız olurdu gibi geliyor.

Senem: Ben de popüler iş yapamam. Çok konservatif olduğum için kızarlar bana. İklim de çoğu zaman eleştirmiştir bu konuda beni. Operacı olduğum ve çok uzun yıllar konservatuvarda eğitim aldığım için çok konservatif bir kafa yapısına sahibim. Bu şarkılara bile kendimi evirerek geldim.

Seçtiğiniz şairlere bakınca, albümün bir mesajı olduğunu düşünmemek elde değil.

Senem: Özellikle mesaj vermek için o şairleri seçmedik. O şairler zaten bizim hep hayatımızda olan ve hep okuduğumuz şairler. Tabii ki yönü belli bir albüm çıktı ortaya ama bunu spesifik olarak böyle yapmadık.

İklim: Biz gerçekten kendi damak tadımıza göre şiirleri seçtik. Ahmet Erhan’ın 80 darbesiyle ilgili bir şiiri var mesela. 15 Temmuz öncesinde bizim seçtiğimiz bir şiirdi. Bu da ilginç bir tesadüf oldu.

15 Temmuz’dan sonra albüm OHAL’den etkilendi mi?

İklim: Biz albümde repertuar değişikliğine gitmedik. Ama darbe şarkısı gerçekten tesadüf oldu. Biz onu çok daha önce yapmıştık. Kayıtları bitmişti.

Senem: Daha Nisan’da kaydını yapmıştık şarkının.   

İklim: Senem orada fısıltıyla “sokağa çıkma yasağı başlıyor” diyor. Denk geldi. Ama tabii ki bu şairler çok önemli ve kıymetli. Biz olmasak da varlar. Ve olmaya da devam edecekler. Neden kaydedilmesinler?

Biraz Avusturya’yı anlatır mısınız? Nasıldı orada hayatınız?

Senem: Ben 2012 senesinde gittim. İklim çok uzun yıllardır oradaydı. Yaklaşık 12 yıl kalıp döndü. Biz orada tanıştık. Avusturya’da hayat koşturmaca ile geçmiyor. Her şey çok düzenli ve kompakt olduğu için zamanımız kalıyordu. Biz de okulda İklim’le – onun uzmanlık alanı Barok müzik – boş vakitlerimizde Barok aryalar çalıp, söylerdik. Ondan sonra baktık ki, şiir ve edebiyat zevkimiz de birbirine çok uyuyor, bunlarla ilgili de bir şey yapalım dedik. O sıralarda Fazıl Say daha İlk Şarkılar albümünü yapmamıştı. Ama şarkıların varlığından haberdardık.

İklim: Güvenç Dağüstün’le Rumelihisarı’nda bir konserleri vardı ve bende de onun CD’si vardı.

Senem: Evet şarkılar vardı ama daha gün yüzüne çıkmamıştı. Notaları isteyelim ve kendimiz için çalıp, söyleyelim, dedik. Aslında adımlarını öyle öyle attık bu işin.

İklim: Bir yandan da beste yapmaya cesaret edemiyoruz. Çünkü hiç yaptığımız, denediğimiz işler değil. Sonra Ajlan Akyüz sağ olsun, bize bir – iki beste yapmaya başladı. İlk Atlas yapıldı. Tentürdiyot yapıldı (Behçet Aysan albümünde göreceksiniz). Öyle öyle gelişti ve biz konserler vermeye başladık. Metin Altıok, Uğur Mumcu, Behçet Aysan gibi pek çok anma konserine yer almaya başladık. Biz de o aileye girdik ve oradan devam etti. Kendimize ait parçaların olması çok tatlı geldi tabii. Onlar oldukça Fazıl’ın şarkılarını düzenlemeye başladık.

Nasıl buldu peki?

Senem: Albüm yapma fikri Aykırı Sorular’daki Bu Kekre Dünyada’yı dinledikten sonra oldu. Çok beğendi ve programdan birkaç ay sonra “Bu Kekre Dünyada kaydedilmeli muhakkak” dedi ve bence haklıydı. (Gülüyorlar)

İklim: İlk başta çok ciddiye almadı bence. (Gülüyor) Ben açıkçası programdayken “Fazıl ne tweet atacak” diye çok gerildim. Programa çıkıyoruz. Bakalım ne olacak, dedik. Sonra canlı yayında biri söyledi, “Çok güzel olmuş, dostlara selamlar” diye tweet atmış, ben şöyle bir nefes verdim. Çünkü o kadar değiştirdik ki…

 

Bestecinin ne düşüneceği önemli ama bir de dinleyicinin alıştığı ses ve müzik var. O da bir risk.

İklim: Ben bunu cesurca buluyorum özellikle Senem açısından. Çünkü Senem şarkıyı söylüyor ve herkes Serenad Bağcan’dan alışmış şarkıya. Bir parça ilk nasıl çıktıysa kulak ona alışıyor. Bu yorumu çok beğenenler oldu. Ben arkadaşımı tebrik ediyorum. (Gülüyorlar)

Senem: Farklı tepkiler, beğenen veya beğenmeyen mutlaka olacak. Ben yaptığımız işin iyi olduğuna inanıyorum.

"Kadıköy seyircisi başka"

Türkiye’de seyirci sizce nasıl?

Senem: Bizi sahiplenen çok kemik bir seyirci var. Uzun zamandır aradığı damak tadına hitap ettiğimizi söyleyen insanlar var. İyi ve inandığımız bir iş yapıyoruz. Tabii ki bütün Türkiye’ye bu repertuarla hitap edemeyiz ama daha fazla kitleye ulaşmak isteriz.

İklim: Ama şu anda her yerdeki yozlaşma, nasıl ifade etmek doğru olur bilemiyorum, kimseyi de kırmak istemiyorum ama popüler müzik piyasasının ne olduğu ortada. Şu dönemde böyle bir şey yapmak evet şövalyelik. Bizim konserlerimiz sohbetli oluyor. Seyirciyle iletişim kuruyoruz. Klasik müzik konseri havasında hiç geçmiyor. Biz tüm parça yapma süreçlerimizi anlatıyoruz. Seyirciyle bağ kuruyoruz. Ve söylememek ayıp olur, Kadıköy seyircisi başka.

Neden?

Senem: İletişim. İnsanlar bizi çok tanıyarak geliyorlar. Konser arasında, hatta sonrasında bile seyirci bizi bırakmıyor. Konuşuyoruz onlarla. Çok keyifli.

İklim: Çekinmiyorlar, konuşuyorlar, varlar ve bunu hissettiriyorlar. Orada gerçekten ciddi bir diyaloğumuz oluyor. Şakalaşıyoruz vs. Başka bir seyirci Kadıköy seyircisi.

Konser salonlarını nasıl buluyorsunuz?

Senem: Güzel salonlar tabii Devlet Opera ve Balesi’nin elinde daha çok. Almak için çok önceden talepte bulunmak gerekiyor, kuruldan geçmesi gerekiyor.

İklim: Biz daha çok kültür merkezlerinde konser verebiliyoruz. Aslında salonda konser vermek istiyoruz. Yurtdışında bu işler tabii oldukça profesyonel. Burada maalesef öyle değil ama bizim de böyle bir beklentimiz yok. Sahnelenmesi ticari olmayan, repertuar sebebiyle de “hoş geldin” demeyecekleri bir repertuarla mümkün olduğu kadar çok sahneye çıkmak isteyeceğiz albümden sonra. Tiyatro sahnelerini de düşünüyoruz.

Bölgeler bakımından nedir durum?

İklim: Bu projeyle henüz Adana'ya kadar gittik. Ülkede savaş var. Her yere gidemezsiniz ki. Bu çok kötü tabii. Ankara, İzmir, İstanbul yazın da Bodrum yapabildik. Ama çok istiyoruz kocaman turnelerimiz olsun ve her yere gidebilelim.

 

“Hande Yener ve onun gibi iktidarın sanatçılarının duruşunu sevmeyeceğim ve hep itiraz edeceğim.”  

Bu sorum İklim Tamkan’a. CHP’li belediyelerle ilgili bir tweet attınız ve sosyal medyada linç edildiniz adeta. Siz neden o tweeti yazdınız? Sonra ne oldu? Biraz anlatır mısınız?

İklim: CHP’li belediyelerden bize çeşitli anmalarda düzenli talep gelir. Demin de söz ettik, biz küçük bir aileyiz. Ve biz de seve seve kabul ediyoruz. Gönüllü olan bir konserde tek beklentimiz nezaket; iyi davranılsın, nazik olunsun istiyoruz yalnızca. Bunun dışında maalesef CHP’li belediyelerle bir derdimiz olmasa da tesadüf olamayacak kadar sık ciddi kabalıklar yaşadık. Benim tweetleri yazmama sebep olan şey, ajandamızı planlıyor olmamız. Maddi beklentimiz olduğundan da değil. En azından maddi - manevi kayba uğramamak istiyoruz. Yalnızca konser anında değil, sonrasında da nezaket bekliyoruz. Bizim bu belediyelerle 10 tane konserimiz olduysa 2 tanesi kaşelidir. Ve bunlarda mesela kesinlikle muhatap bulamadık, telefonlarımız açılmadı, son dakika konserler iptal oldu. Ve bize hiçbir şekilde değer vermediklerini gördük. Bunlar olurken Beşiktaş Belediye Başkanı Hande Yener konseri yapıyor. Bunlar çok büyük bütçeli işler. Bizim gibi değil. Hem son dakika iptalleri hem iş sonrasında muhatap bulamamak, nezaketsizlikler, 3 kuruş alacağımızı da 7-8 ay sonra zar zor alabilmemiz "artık yeter" dedirtti. 

Orada şöyle bir eleştiri yöneltildi size: CHP’li belediyeler değil de hangi belediye ise onu söyleyin, dediler. 

İklim: Benim amacım CHP’li belediyeleri yermek asla değildi. Ben bu tweetleri attıktan çok kısa bir süre sonra, Kemal Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanlarından biri bana ulaştı. Ve kendisine hemen teker teker bütün belediyelerin isimlerini verdim. Çok teşekkür etti ve çok üzgün olduklarını, söyledi. Üstelik kimseye tek tek belediye ismi vermekle mükellef de değilim. Birilerini bir şeylere ikna etmek zorunda hiç değilim.

Sorumlulara verdim isimleri. Açıkçası o süreçte beni CHP’nin içerisinden birtakım vicdanlı ve ahlaklı insanlar rehabilite ettiler. Çünkü orada ben CHP’li bir kısım faşist seçmenin linçine maruz kaldım. Benim derdim, CHP’nin kültür-sanat politikası ve emek sömürüsüydü. Onların derdi ise CHP seçmeni olmamam.

Yine olursa yine yazarım. Kimseden korkum yok.

CHP’li belediyelerden böyle bir davranış beklemiyorsunuz tabii…

İklim: Tabii, onlar da böyle davranırsa biz ne yapacağız? Bana göre ben yapmam gerekeni yaptım. Söylediğim gibi amaç kimseyi yermek değildi. Fakat olay o kadar farklı bir yere gitti ki… CHP’li seçmenin aksine, partiden pek çok isim beni arayıp, "nasılsınız, bugün daha hissediyorsunuzdur umarım" diye hal hatır sordu, çok destek oldu. Nasıl yıprandığımı, yorulduğumu gördüler. Eski screenshotlarım çarpıtılarak yayımlandı. "CHP’ye oy vermiyor, o halde bizden de para kazanmayacak" dediler. Hatta bir kadın, "bunu aç bırakalım da sonra piyanosuna hacze gidelim" gibi bir şeyler yazdı. Üstelik avukat. İnanabiliyor musunuz? "Sen git dağa çık" diyenler oldu. Kafamı duvara vurup, öldürmek isteyen bile vardı. İşimi yapıyorum ve insan gibi muamele bekliyorum. Bu da hakkım, vermezlerse alırım, bu kadar.

Ne yaptınız bu linç karşısında?  

İklim: Tweetlerin büyük bir kısmına bakmadım. Çünkü hayatımda böyle bir şey başıma hiç gelmedi. Arkadaşlarım bir kısmını biriktirdi. Avukatıma gönderdim. Fakat etrafta öyle bir yangın var ki; avukatıma, "hadi dava açalım", demiyorum, diyemiyorum. Bir kısmının kimlik tespiti yapıldı. Ama o kadar yoruldum ki. Kemal Kılıçdaroğlu’nun telefonunu bile "yazmazsam ayıp olur" diyerek yazdım. Ben Avusturya’dayken kendisiyle görüştüm. Çok nazikti, çok üzgün olduğunu, söyledi. Belediye bambaşka davranıyor. Parti yönetimi başka. Benim spesifik olarak CHP’li belediyelerle ne derdim olabilir? Emeğin sömürülmesinin CHP’ye oy verilmesiyle ilgisi yok ki. Başka müzisyen arkadaşların da bu olayın yanında durması lazımdı bence. Hepsi aynı şeylerden şikayetçi.  Ben biraz gemileri yakarak çıktım.

Türkiye’de sanatçıların mevcut koşullar içerisinde ne kadar özgür olduğunu düşünüyorsunuz? Otosansür uygulanıyor mu?

İklim: Biz tırnaklarımızla kazıya kazıya sahneye çıktık. Hande Yener ve onun gibi iktidarın sanatçılarının duruşunu sevmeyeceğim ve hep itiraz edeceğim.  

CHP’li belediyeleri eleştiriyoruz çünkü onlardan beklemiyoruz. Bir yandan da bu kadar azken, kol kırılır yen içinde kalır, deniyor.

İklim: Ben bu söylemi çok ilkesiz buluyorum. AKP’lilerin bunu alkışlamasını engellemeye çalıştım ama CHP ve AKP’li seçmen bir arada beni linç etti. Hepsini huzurlarınızda tekrar tebrik ediyorum.

"Ben Türkiye’de şarkıcıyım, Avrupa’da operacıyım."

Bu sorum da Senem Demircioğlu’na… Türkiye’de konservatuvar eğitimi aldınız ama biz sizi burada dinleyemiyoruz?

Senem: Ben piyano ile başladım. Sahnede şarkı söylemeyi çok istediğim için üniversitede opera bölümüne geçtim. Opera eğitimi 6 yıldır ülkemizde. Bu da camianın nasıl işlediğini görebilmek için çok uzun bir süre. İklim bazen benim söylemlerime kızar, “Bir gün dönersin, iş kapılarını kapatma” der. Ama ben mezun olur olmaz kendimi yurtdışına atmak istedim. Hem master yapmak için hem de orada opera sahnelerine çıkabilmek için. Çünkü burada her şey birilerinden geçiyor. Çok hiyerarşik. Eğitimde bu iyi bir şey ama mezun olduktan sonra artık aynı seviyede insanlarız. Kim hak ediyorsa onun seçilmesi lazım.

İklim: Tabii burada seçecek insanların da aynı seviyede olması lazım.

Senem: Burada zaten belirlenmesinin sağlıklı olmadığını okurken de gördüm. Çok çalıştım ben operanın içinde korist ve figüran olarak. Dedim ki, ben bu döngünün içine düşmek istemiyorum.  

İklim: Senem iyi bir operacı. Tabii ki kariyerini taçlandırması için bu gerekecekti.

Senem: Ben bunu iç huzurumla yapmak istedim. Gider gitmez roller almaya başladım. Viyana’da çocuk operası yaptım. Almanya’da Barok festivaline çağrıldım. Türkiye’nin çok bilmediği operacı yönümü ben orada içime sinen bir şekilde sürdürüyorum. Ben son iki yıldır söylüyorum, ben Türkiye’de şarkıcıyım, Avrupa’da operacıyım. Ben burada olanak olduğunda opera da yapıyorum. Fazıl Say, Madımak katliamı için Ses eserini yazdı. Oda operası. Onunla her konseri yapıyorum. Gezi Parkı 3’ün Türkiye prömiyerini yaptım. Kafamın uyuştuğu işler olduğu sürece burada da yapıyorum. Burada kurumlarla uğraşmak istemiyorum.

İklim: Senem bu konuda fazla mütevazı davranıyor. Orada seçilmek hiç de kolay değil. Üstelik öğrenciyken. Bir sanat komitesi seçmeleri yapar. Söyleyemezse seçilemez. Kişisel ilişkiler söz konusu olamaz. Türkiye’de klasikçilere baktığım zaman iyi olan bir şekilde parlıyor diye düşünüyorum.

Türkiye’de sanatçıların tatmin sağladıklarını düşünmüyorum.

Senem: Kurumlar kendi içlerinde kısır döngüdeler. Takip ettiğim kadarıyla yeni eser konamıyor. Bu sanatçıyı da seyirciyi de etkiliyor. Beş yıl boyunca aynı eserin sahnelendiğini düşünemiyorum.

İklim: Bu arada bunların bile hâlâ oynanabiliyor olmasına seviniyoruz. Burada bunlarla uğraşacağına orada seçilmesi çok daha tatmin edici tabii.

Sizce bir mücadele var mı ülkemizde bu anlamda?

Senem: Ben bir mücadele olduğunu düşünmüyorum. Sanatçılarda memur zihniyeti var. Kendilerini geliştirmek adına bir şey yapmıyorlar. Elbette kimseyi aynı kefeye koymuyorum. Ben genel bir portre çiziyorum. Yanlış da anlaşılmasın.

Ben aslında mücadele etmeyi şundan dolayı sordum. Sanatçıların kendi alanlarını korumasından söz ediyorum.

İklim: Konserlerimizin yüzde doksanında hep o alanı biz açtık. Anmalar hariç tabii. Sezonda yer bulamadık, ret aldık. Dolu vs. diye. Ben mesela Kadın Cinayetleri için sahne almak istiyorum. İki kadınız. Onlara ulaşmadım ama onlar keşke bizi arasalar, talep etseler.

Buradan çağrı yapalım mı?

İklim: Tabii.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na buradan seslenelim öyleyse… İklim Tamkan ve Senem Demircioğlu iki kadın olarak Türkiye’de kadına karşı şiddetle mücadelede destekçi olmak istediklerini söylediler. Biz de bu anlamlı çağrıya aracı olduğumuz için mutluyuz. Hadi dayanışmayı birlikte büyütelim!

 

 

Fotoğraflar: Serdar Nazım Yüce

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri