19
Ekim

Neve Şalom yani "Barış Vahası", İstanbul'un serin bir gününe ev sahipliği yapıyordu

19 Ekim 2016 Yazar: Aykırı Akademi

Saldırıların olduğu gün benim oturduğum koltukta oturan da kalbini Yaradan'a açmıştı. Buna kim engel olabilirdi? Ayrıca olmaya da hakkı var mıydı? Hayır, dünyaya gelen her insan, kalbini Yaradan'a özgürce ve sınırsızca açabilirdi. Sinagog bunun en doğal yeriydi. Fakat bunu elbette Neve Şalom ve Beth İsrael'i  bombalayanlar anlayamazlardı. 

 

AYKIRI AKADEMİ – KONUK YAZAR: İdil TÜTÜNCÜ

Yıldızın içi maviydi, bir çift göz gibi, Akdeniz gibi. Çevresinde ise mavi ve yeşilin tonları birbirine karışmış, yıldız da pencerenin üst kısmından öylece sinagogu seyrediyordu. Nasıl bir huzur, nasıl bir mutluluk, Shalom Aleihem'deki gibi, Yaradan'ın sevgisi ve esenliği benimle birlikte, benim ruhumsa hem orada hem de oradan çok uzaklardaydı.

Neve Şalom yani "Barış Vahası", İstanbul'un serin bir gününe ev sahipliği yapıyordu. İstiklal Caddesi sakindi. Galata Kulesi'ne bakan sokakta, 500.Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi ile yan yanaydı. Neve Şalom Sinagogu o gün İstanbul kadar özel, İstanbul kadar keyifliydi. Kapısından adımımı attığımda, içim heyecandan tir tir titriyordu. Çünkü o anı çok beklemiştim. Bir mevsim, iki mevsim, üç mevsim, dört mevsim ve beşinci mevsimde, ben ve kalbim, Neve Şalom'da buluşmuştuk.

Nisandan bu yana ne çok günün geçtiğini düşündüm ki, aylardan en güzelidir; çiçeklerin açmasının habercisidir. Zamanlamama uymuş, başladığım bir işi tam da vaktinde bitirmiştim. Öyle mutluydum ki. İçim içime sığmıyordu. Fakat tek bir eksik vardı, aylar ardı ardına yağmursuz geçiyordu. Ben yine de nisana kadar sabretmiş ve çiçeğimi açmıştım. Çünkü ben Itzhak Perlman'ın kemanından yayılan tangonun o sıcak melodisi ve heyecan dolu ritmiyle dans eden bir kadındım.

Sinagogun duvarlarındaki açık kahverengi ve krem renkleri, sırlarla birbirinden ayrılıyordu. Tavan ve duvarlardaki avizelerden yayılan ışık, içerisini çok güzel aydınlatıyordu. Benim ışık damlam da onların arasında sessizce yerini almıştı. O zaten hep sessizdi. Fakat ben onu içimde korumuş, o gün de oraya götürmüştüm. Uzunca bir süredir, henüz karanlık çökmeden sarhoşlaşan bir ruhun, kendinde kalmak zorunda olan adımlarıydım. Günbatımlarını hep çok sevdim. Fakat doğmayan bir gün nasıl batabilirdi ki? Uzunca bir zaman kendime açıklamakta zorlandığım ne varsa, ben o günbatımlarında bunları çok düşündüm. İstesem de kızıla boyandıkça yakalayıp tutmak istediğim o sıcak gökyüzüne elimi bu sebeple uzatamadım.

Beyt Knesset'in yani sinagogun ortasında, kırmızı halıyla kaplı bir sahne, sahnenin ortasında bir kürsü, kürsünün arkasında ise her iki yanda kırmızı birer koltuk ve büyük bir kapı bulunuyordu. Yer hizasından tavana kadar duvarı kaplayan mermer, bana Yeruşalayim'in (Kudüs) doğal taşlı evlerini anımsatmıştı. Ağlama Duvarı gibi karşımda duruyordu. Fakat ben ağlamak yerine, o sonsuz maviliğin güzelliğinde sınırsızca gülümsemeyi seçmiştim. Çünkü o gün ben Sen'dim.

Duvarın her iki yanında da iki küçük pencere bulunuyordu. Pencerelerin alt kısmında birer şamdan (Menorah, Yedi Kollu Şamdan) vardı. Kudüs'ün güneşli sabahlarıydı o gün Neve Şalom. Bilirsin ben güneşli sabahları çok severim. Çünkü ben aydınlıktan asla vazgeçmeyen, bir iyimserim. Çünkü ben Hanuka Bayramı'nda yanan ateşim. Çünkü ben o eşsiz sabahlarda seni bulduğum için, öyle neşeliydim. İçimi kaplayan o tarifsiz sevinç duygusunu, mevsimlerdir, sessizce yaşayabilmeyi başarabildim. Çünkü ben zaman ve mekanı yeniden yarattıkça parlayarak doğan bir güneşin, seninle uyanan sabahlarıydım.

Ahşap koltuklardan en ön sıradakine oturdum. Birdenbire oldu. Kendime engel olamadım, artık  olmak da istemiyordum doğrusunu ifade etmek gerekirse. Karşıya baktığımda, duvarın sol tarafında kurşun ve bomba izleri bulunuyordu. 6 Eylül 1986'da Cumartesi günü, saat 09:17'de yabancı uyruklu teröristler, Şabat dualarını eden Yahudilere bomba ve makineli tüfeklerle saldırmışlardı. Saldırıda David Behar(Haham), Aşer Ergün(Hazan), Daniel Baruh(Gabay), Eliezer Hara (Gabay), Yuda Leon Atalay (Şamaş), Josef Alhala, Salamon Anjel, İsak Barokas, Salamon Çitone, İbrahim Ergün, Avraam Eskenazi, Binyamin Ereskenazi, İshak Gerşon, Bensiyon Levi, Leon Musaoğlu, Yakop Matalon, Robert İsrael Özfis, Dr.Moiz Şaul, Moiz Levi, Sefanya Şenkal, Rafael Rafi Nesimiha ve Mirza Babezadeh hayatlarını yitirmişlerdi. Oysa o gün onlar oraya dua etmeye gelmişlerdi. Onlar, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, hâlâ ve hâlâ aşkla yaşayan Yahudilerdi. Sonsuzluğa uğurlanmak için orada değillerdi.

Yıllar sonra, takvimler 15 Kasım'ı 2003'ü gösterirken saat 09:18'de bir başka saldırıyla karşılaştı Neve Şalom. Bomba yüklü bir kamyon, tüm nefretiyle Yahudileri hedef almıştı. Aradan iki dakika geçmişti ki bu kez de Şişli Beth İsrael Sinagogu hedefteydi. Saldırılarda Annette Rubinstein Talu, Anna Rubinstein, Ahram Varol, Bülent Bostanoğlu, Fasıl Süslü, Hakan Yüksel, İsrael Yoel Üçler, Kaya Kaya, Mehmet Ateş, Mesut Gürol, Binyamin Ereskenazi, Mustafa Yenier, Naşit Güler, Nurettin Aydın, Oğuz Kızılırmak, Ömer Yazar, Saadet Güneş, Yona Romano, Ahmet Özdoğan, Berta Özdoğan, Emin T.Yakupoğlu, Murat Şahin ve Serkan Balcı'yı yitirmiştik. Ölen 25 kişiden bir kısmı çevrede bulunan esnaftı, 600'den fazla da yaralı vardı.

Saldırıların olduğu gün benim oturduğum koltukta oturan da kalbini Yaradan'a açmıştı. Buna kim engel olabilirdi? Ayrıca olmaya da hakkı var mıydı? Hayır, dünyaya gelen her insan, kalbini Yaradan'a özgürce ve sınırsızca açabilirdi. Sinagog bunun en doğal yeriydi. Fakat bunu elbette Neve Şalom ve Beth İsrael'i  bombalayanlar anlayamazlardı. 

Oysa artık bütün dünya bu gerçeği görmeli ve kabullenmeliydi. Herkes anlamalıydı ki hangi inançtan olursa olsun, her insanın tek bir kalbi vardı ve burası onun en özgür alanıydı. Kimse kendisini Yaradan'ın yerine artık koymamalıydı. Hiç kimse inancı sebebiyle bir başka insana zarar vermemeli, onu yok etmemeliydi. Çünkü evrenin bahçesinde herkese yer vardı.

O serin İstanbul gününde ben Neve Şalom'da yanan kırmızı bir mumdum, sen de sonsuzluğun alevi. Bir öğretmenin sınıfta tahtaya yazdığı gibi, Anadolu. Uygarlıkların beşiği, evren döndükçe alacağımız her nefesin eşsiz yeri.

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri