08
Ekim

"doğup batmasaydım nereden bilecektim var olduğumu"

08 Ekim 2016 Yazar: Uluer Aydoğdu | Köşe adı: KERKENEZ
Tüm Yazılar

 

AYKIRI AKADEMİ - Uluer AYDOĞDU

İcabında kuş, icabında tırtıl, icabında şiir gibi davranabilen ansiklopedidir. Dünya hakkında dünya, kuşlar hakkında kuş, “var olan her şey yok olmayı hak eder” diyen o her şeyi yadsıyan ruh hakkında bir ruh… İyi gider yanında Gustav Mahler’in İkinci Senfonisi.[1]

-Bu bir şiir mi?

-Hayır efendim, bir düşün çözümü.

-Düş bozumu öyleyse?

-Hayır, hayır “bir düşün çözümü devrimdir” efendim.

Kırlangıç değil, kelebek değil, arı değil niye uçar bir şiir? Başka diyarlara inanalım diyedir, umbah, umbah, ne kadar isabetli şey şu kuşlar, başka bir şey olmasa da olur. Bu dizeleri tekrarlarsan, başka bir gökyüzüne, kuş gibi kanat çırpıyor, kuş gibi şakıyor, kuş gibi yerinde duramıyor, yani kuş gibi davranıyorsa hayattır o, dersen Nazım Hikmet’e çıkarsın, muazzam bir açıklığa alamet fırtınalara, devrim gürültüsüne ve şimşeklere... Budur işte ‘ok-yay düzeneği’. Hem yay gibi gerili tutup beni hem de yaya ok olarak yerleştiren o ruh. Düş ile, isyan ile kainatın ağrıyan yeri kalbimde kurduğum fırlatma rampası budur işte. Uyuklayan bir kayalık bile ısrarla, inatla geleceği gösterir. Ona ne kuş, ne şiir, ne de hayat diyebiliyorum zamanın oku geleceği göstermiyorsa, madde kördür çünkü, insan kördür, cümle mahlukat kördür. Böyle buyuruyor Ilya Prigogine, süperzerdüşt’tur.

Şu halis muhlis dünya işi aşkın yaptığına bak hele Hülya!

Tam anladım, çözdüm derken başka birisi oluyorsun hep.

Hobaaa, yeniden koklayıp öpmeye giriştiğim.

Meğerse içimdeymiş içinde yaşadığım dünya. Bir yerinde kuş geçmeye görsün havalanır dize. Dalından kopup savrulur yaprak aşk deyince. Gidiyorum öyleyse; gitmek, ters dönmüş gelmek diyerek gidiyorum. Güller, sevişmelerimiz, hasretim bir kenarda dursun, gidiyorum. İnsan aşılması gereken bir şeydir, diyor Niçe. Pekiyi: Ben bir bedenin içinde değilim beden benim içimde. Tırtıl önce gerilir (yay) sonra yayın içine yerleşir (ok), fırlar geleceğe. O yaylanıp yaylanıp oklanmalar, o oklanıp oklanıp yaylanmalar benim içimde. Tabii, bir anne-baba gerekliydi bunlar için, bir coğrafya, bir tarih. Onlara gebe kalıp onları doğurmam ne alengirli iş. Fanilamı tersyüz etmek gibi bir şey aslında. Tamam, senin için ölürüm sevgilim, ne olacak ki! Nereden çıktı sanıyorsun şu rüzgâr, yürüdüğüm yollar, varyantların belirmesi... Aha işte, seni seviyorum dediğimde su’dan bahsediyorum, Tibet’ten, Dodo’lardan başka neyim var ki! Su söylerim hep, su bizi söyler. Girişiriz birbirimize, suyumuzda koklaşmak da var dövüşmek de, sevişelim öyleyse Bonobolar gibi, olmazsa dövüşürüz de, su’dan daha iyi mi bileceksin.

Bir damla suyun okyanus gibi davrandığını görmüyor kimse, ne aleni çılgınlık öyle, ah ceplerinde solucan delikleri taşır kuşlar, bir de bakmışsın pırrr, zarlar yuvarlanıyor, zarlar gelmedi daha, armağan sayalım bunu hiç yoktan, bir ıslık tutturup gidelim, bir masal tutturup, bir gelecek tutturup gidelim. Kalbimde zorbalığa karşı nüktedan Sidikli Kontes oturur, durmayarak durma ilmi tahsil etmekle meşgul birisiyim ben, onlardan sorun beni, arasız devrim diyor kuşlar.

Kendi kendine kendisiyle beslenir dünya. Her sabah bolca kuşku atarım önüne, kallavi sorular, işim budur benim. Epey kalp otu atarım, bazen kan, çokça ter. Hiç yoktan gökyüzünde hiç yoktan kuşlar uçar, soyum onlardandır.

Altüst olmalar toprağıdır aşk. Altüst olmak ne ki, altüst olmak altüst oldu senle beraber, ben sonsuzluğa baktım, ben Yokşey’e, ben tekliğe, biricikliğe, eşsizliğe, ağaçları ters çizerler doğuda, ben o tepetaklak oluşa gittim. Yurdumsun sen, yurtsuzluğum. Hiçşey’in merdivenlerini tırmandım ben, kökleri gökyüzündedir iyi şeylerin.

Doğup (ölüp) ölmek (doğmak) usuldendir, esasa gelince durmayarak duruyoruz.

şöyle diyebilir miyim

  -vitae nomen quidem est vita, opus autem mors[2]

   hayat, hayat ismiyle anılır, ama gerçekte ölümdür o

     yeniden doğum

     kaçış çizgisi, sıçrama tahtası…

 

Büyük bir içe karıştım dışarı çıkınca, kamusal evimiz meydanlara vardım, pek bereketli bir gezegen şu kalbimle, masum mu masum bir gaddarlığı var bu dünya ile, şu gülüşünle, şu tekerleği patlamış bir otomobil gibi yürüyüşünle namussuz bir masumiyet değildir de nedir aşk kuzum, o kuzgunla dalınca içine kavganın gövdem ateşe davrandı. Hey gövdem, ateşle imtihan bu! Sen yanmasan solacağı halde açan çiçekler açmaz bir daha. Aşk olsun onlara, biliyor musun, bil, bunu şiir olsun diye yapıyorlar, sürsün diye aşk, ben sana gökyüzü verdim, sen bana kanat.

Yapraktan ağaca ağaçtan rüzgâra akan şefkati gördüm. Kapılmış gidiyorum işte varoluşumun bahtına, karınca olmuşluğum da var, Çömlekçi’de bir asma. Ben bağın içinde değilim bağ benim içimde. Çavuş üzümleri, mürdümler, sarılıp vedalaşmalar benim içimde. Gemiler var halatları çözülü, atlar var şiire kalkmış, sen varsın nihavent makamında aheste beste bağrıma akan. Şaklat ulan kırbacı, şaklat, içgüdülerim şaha kalksın. Savrulup sürükleneyim senin peşinde, perişan olayım, söylesene sevdiğim başka türlü nasıl anlarız sonsuz olduğumuzu, kaçış çizgileri olmasa, çalgılar olmasa, hokkabazlar.

Ben yolda değilim yol bende aşka çıkar ne yapıp edip, meşke çıkar, hadi oradan be zalimler, yol bende kıvrıla kıvrıla dağlara çıkar, Che’ye, Bedrettin’e. Turnalar hükümdar olur dünyaya. İşi şiire bağlarız, ama şair unutmuş, kör müdür nedir, masaya yumruğunu vurup duranlar var, buyurun, hepimiz birden sevinebiliriz, bir de buradan göğe bakalım, kavgaya koyulduğumuz, dünyanın virajı alarak geleceğe büküldüğü yerden. O zaman da bana mısın diyebilecek mi masa acaba, kalabilecek mi öylece. O isyan benim içimde, o ısrar, o inat.

O küheylanlar, o solucan delikleri, o dişbudakların gölgesi benim içimde.

Dene istersen, kırmaya çalış bir dalı, direnecektir ta Büyük Patlama’dan, ilk proton ve nötronlardan beri, direnmek yaratmaktır, sen çok yaşa emi Deleuze!

Mevziiye girmek çerçeveye girmek demektir, bir biçim edinmek şiirlisinden, değilse yoksun. Bir tarihe, bir coğrafyaya, bir rüyaya girdim: Gözlerim sende kulağım Kâinattan Sesler Korosu’nda. Şimdi, ah, saçlarına tutturduğun rengârenk tokalar gibiyim. Uyandırdın geleceği gidiyorum. Bir cana kıyma ve yaratma cesareti derinlerden ellerime, gidiyorum.

Borsaya karşı salto pozisyonu alışım da var. Yiğidim aslanım burada yatıyor’ken bir garip sigara yakışım. Ama önce kendimi kündeye getirmem gerek, kendi kendine, kendini alt etmektir benim işim.

Bir aslan dolanıyor içimde bak, timsahlar, iguanalar… Uzayı zamanın ağzına bırakıyor kerkenezin biri, pek güzelim diyor döşün hep, sığırcık yuvasıyım diyor, çekirdeğin içiyim, şiirin ortası… Ortanın, ortalamayla alakası yok biliyorsun değil mi, inceden takılıyor, ince ince örüyoruz birbirimizi.

Israrla burada kalamazsın diyor rüzgâr, gidiyorum. Kapattım bu faslı, oluşmaktan başka bir varlığım yok, gidiyorum. Doğumcul bir şey bu, ölümcül ve termodinamik. Hayatı bir de buradan yakıyorum. Hayatı bir de buradan, gülümcül yanından yakıyorum anne. Her defasında kendimle savaşıyorum. Kendime yenilip yenilip kendimi yeniyorum.

Zebralar timsahlarla dolu bir nehirden geçiyor. Vay canına o nehir benim içimde. Ben ne bilirim şiiri, sümbülteberlerle beraber karatavuğun biri yazıyor:    

 çilli

     çotlu

           çilli

                çotlu

                       çilliçotluçilliçotluçilliçotlu…

Hicazkar şarkıların içinden geçen tren sayardım kendimi senin karşında keşiş kılığında pandomim yapan bir kuş. Ah o simya… Karmakarışık dalları var hayatın. Oradan geliyorum, senden, başka nereden geleceğim minerallerden, balıklardan. Aha işte şu çitleri aştık mı sonsuzluk. Ölmüyor, budanıyoruz aslında. Geriye kuşlar kalıyor yalnızca. Sonsuzluğa varmanın arifesiyim sanki, derin uyanmalardayım, upuzun nöbetlerde. Gittikçe gelip geldikçe gidiyor sel, duygu tarlası oluyorum, akıl bahçesi matematik ve felsefe ekili. En eski yeni halim bu, en yeni eski.

Şimdi kalbinden çıkarıp yukarıma serersin afili bir gökyüzü, pekiyi. Kuş oluş tezgâhından geçtim nasıl olsa, gidiyorum. Kendimi geçip, ülkeleri geçip, milletleri gidiyorum. Devrim oluyor, bak, devirip kendimi gidiyorum. Durmayarak durma diyor buna bilge, gidiyorum. Yaratmaktan daha cana kıyıcı, cana kıymaktan daha yaratıcı bir şiir yok, gidiyorum.

Her şey şartlı tahliye burada. Gelincikler, gelincik olmanın mağlubu. Kediler, kedi olmanın; ben,  yeryüzünün. Açılan her kapı kapatıyor insanı başka bir dünyaya. Savrulup sürüklenmekten başka yapacağı bir şey yok yaprağın. Bütün tafrasıyla dineldikten sonra bir dalda, hobaa… Çıkışlar girişlerden sorulur burada, hicranlar vuslatlardan. Şu meydanlarda biriken enerji kim bilir neredeki kelebeğin işi. Gülümsediğin birisi kuş olup gelir bir gün, dünya ellerinden tutar, güzel elleri vardır böyle, akide şekeri koyar ceplerine, şiirler, sihirler.

Sonsuzluk, kendini var etmek istedi sonlu bir alana girip kendine bir parantez

açtı, değilse yok, değilse hiç.

 

Bir gülü koklayıp içine çek: Om mani padme hum… Ölümden daha doğumcul doğumdan daha ölümcül bir kaçış çizgisi yok, gidiyorum. Ellerinden başka bir iyilik yok, gidiyorum.

Şu rüzgar büyücü kadınlardan aldığım, senin yüreğinin yapımında çalışan şu mercan balıkları, Moby Dick, Uğultulu Tepeler... İnsan ölümden korkmadığı gün özgür olacak, diyor Ecinniler  tayfasından Krilov,  hepsi benim içimde.

Ağzın var sonra şiirin merkezine yolculuk, boynun, sırtın, sevişme başların. Memelerini saymıyorum daha, an ve an, yeniden, yeniden kendi canına kıyıp kendini yaratan özyıkım öğretiyorsun bana özyapım. Hülya’lı kuytular, ücralar indiriyorsun zembille, iyinin ve kötünün ötesinde satıhlar. Burada kalmamaya çağrılıyım, gidiyorum, ‘go’ kursundan geçiyorum kendi kendime gidiyorum. Bir solucan deliğindeyim Karlı Kayın Ormanı’ndan Leyla ile Mecnun diyarına bükülen. Belirir ve kaybolur kuşlar gökyüzünde, ötüşürler taze ve diri tarih başları hakkında, ‘hey ahbap, dünyaya düştün, düşmek ters dönmüş çıkmaktır hakkında. Halin nedir diye soracak olursan, bahtiyar Ulu ne cevap versin, bahtiyar olmak bile bahtiyar demekten başka, sen ce diyorsun, bahçe anlıyorum ben.

‘Alaybey Vapuru, 7 Nisan 2001, Güzel, İyi Talihim’ pervazlı bir pencere açabilir miyim buraya sonlu alandan sonsuzluğa bakan?  Hâlâ, orada, Karşıyaka Vapur İskelesi’nin önünde, boynumu senin kemendine uzatmakla meşgulüm. Geçmişten bir yudum içmem artık, seni geleceğinden öptüm ben! Nice kadın sevdim bir tek seni seveyim diye.

 

Yaratmanın ve cana kıymanın zamanı gelecek, henüz zamanımız gelmedi diyor Eliot… İlahi Eliot, daha ne zaman kabilesi’nden geliyorum ben, ‘bütün yapıp ettiklerimiz yapıp ediyor bizi soyu’ndan, evet, evet Avignonlu kadınlardan, aha işte, başka bir dünyaya davetiyedir bu dünyayı reddiye, o başkaldırıdan geliyorum. İyi de diyemem kendime kötü de. Olumlama ya da değilleme yapmadan konuşmak isterim seninle. Bu bir erdem dersem olumlama yapmış olurum, siktir et. Bu bir erdem değil dersem değilleme yapmış olurum, boş ver. Gel, aynın, benzerin Ma Rlan Kû’dan konuşalım biraz da: -Orion’a götürmüştü beni upuzun sarı yeleleri olan bir küheylanla.

Sol yanımda dolanan şu küçük gök cismine benzer bir yıldıza götürmüştü beni, dönmedi, bir yanım hala orada- Guernica var tam ortada, eşsiz, mat ve sürekli. O sarıasma kuşundan konuşalım, gel. Sonsuzluk şimdi, burada uzaylaşıyor ve zaman inşadır. Bunlardan konuşalım, gel, ey kalbimi militanlaştıran, kırılan dalın sesi, direnişin sesi değildir de nedir kuzum. Nerval’in, Paris sokaklarında yanında dolaştırdığı ıstakoz, zannımca, kendisiydi. Kendi kendine kendini gezmelere çıkarmıştı işte, o ıstakozdan geliyorum ben, hiçlikten, çamın altındaki kozalaklardan, düşleyip düşleyip kalmalardan.

Bütün, gerçek değildir diyor Adorno, sen çok yaşa emi, gerçekler de bütün değildir, bildin mi bunu, o diyalektikten geliyorum. Karşıt dünyalarının da işin içinde olduğu alacalı ve sıracalı bir geometrim var benim. Oluş, oluş diye kulağıma fısıldadığından beri kuşlar, git, git bitmez bir yolum. Gökadaları, bulutumsular, gravite ırmakları benim içimde. Biliyorum, bu gitmeler gelmek olacak yarın, damlaya damlaya devrim olacak. Gidelim öyleyse kalbim, kuşlardan ve rüzgârdan bir alaşım gibi, eğilmişken başım göğe doğru, merhaba diyerek gidelim. Aşktan kalp irisi bir ısırık, saçlarından bir demet ve savrulup sürüklenme halinde, yaprak ve o yaprağı uğurlayan ağaç halinde. Kuş halinde, isyan halinde...

Gidip potin bağı olayım bir devrimcinin.

Akşam oluyor bak, varıyorum var olamayacağım yere doğru, bütün istikametler, başlangıç ve son, yin-yang benim içimde. İşte doğdum işte batıyorum, şen olasın dünya parçacığıyım ben. Vay anasına be seyirciler, herifçioğlu kendini kündeye getirip getirip kendine yenilerek kendini yeniyor parçacığı.

Hırpalayan ve onaran ellerinden öperim Hülya. Sana olduğu kadar harman yerinedir övgüm. Harman ola, harman ola, harman.        

      Güzel ve bitiriyorum

  başlayıp sonlanmayan yoktur

  doğup batmasaydım nereden bilecektim var olduğumu

  kaderimi seviyorum[3]

 

   


[1]“Hiç durmayan hareket ve yaşamın akıl sır ermez koşuşturması”ndan söz ediyordu Gustav Mahler, “Max Marschalk’a Mektup”ta.

[2] Herakleitos.

[3] Amor fati.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri