06
Ekim

#gelecekuzayda!(2.Bölüm)

06 Ekim 2016 Yazar: Selnur Aysever | Köşe adı: abcde
Tüm Yazılar

“Şu minicik gezegendeki en tehlikeli virüs zaten insanoğlunun ta kendisi. Yani Ajan Smith’in Morpheus’a sorgulama esnasındaki serzenişleri doğruydu.”

Dr.Selçuk Topal

 

 

AYKIRI AKADEMİ – Selnur AYSEVER

TÜBİTAK’ın reddettiği İlayda Şamilgil’in projesi 70 ülkenin katıldığı bir yarışmada birinci oldu. Hatta Mars Projesi’nde çalıştırılmak üzere kabul gördü. İlaydalardan ülkemizde çok olduğuna hiç kuşkum yok. Peki, bu çocukların önü nasıl açılacak?  

Öncelikle bu derece başarılı ve orijinal fikirleri olan arkadaşlar için özel olarak devlet tarafından desteklenen bir proje havuzu oluşturulup tek çatı altında toplanabilir. Diğer yandan absürt projelerin değerlendirmeden geçmesi engellenmeli. Aksi halde ‘Papaz Eriğini İmam Eriğine Çevirme’ projesi gibi saçmalıklar ilk aşamayı geçerken gelecek vaat eden araştırmalar hak ettiği takdiri göremez. TÜBİTAK’tan eğer bu tarz saçma projeler geçebiliyorsa kusura bakmayın ama millet de sizinle dalga geçer. Elbette TÜBİTAK ülke genelinde birçok güzel projeyi destekliyor. Ancak böyle absürt projelere geçit vermemeliler. Öyle görünüyor ki proje değerlendirme kısmında TÜBİTAK’ta bazı sorunlar var.

Sorunuza tekrar gelirsek bu tarz gelecek vaat eden çocukların böyle bir toplumda zorlanması, kendilerini yalnız hissetmeleri elbette çok doğaldır. Çünkü ne yazık ki toplumumuzda bilim öncelikli bir konu değil. Bu parlak arkadaşlara daha özel ilgi gösterilmeli. Hem okullarında hem de devlet düzeyinde. Kendilerini yalnız hissetmemeliler. Belki bu öğrencileri desteklemek için özel bir bütçe oluşturulabilir. Diğer yandan iyi bir öğrencinin yetişebilmesinde öğretmenin görevi hayatidir. Başarılı okulların başarılı olmasının nedeni tam olarak budur. Bunlar öğrenci-öğretmen iletişiminin gayet iyi olduğu okullardır. Böyle okullara özel ihtimam gösterilmeli. Bu okullar değişik tip okullara dönüştürülmemeli veya bu okulun öğretmenleri başka yerlerde görevlendirilmemeli.

 

“Belediyelerde park bahçe elemanı olarak çalışan astronomi mezunları var”

Astronomi öğrencileri/mezunları için yaptığınız bir ankete rastladım. Neden bu bölümü seçtiniz, okulunuzdan memnun musunuz, mezunsanız işiniz nedir gibi sorularınız var. Mezun olanların ne kadarı bu işle meşgul? İçlerinde bir banka müfettişi var mı mesela?

Yakında anketin tüm sonuçlarını açıklayacağım. Anketten kısaca birkaç sayı vereyim. Katılımcıların yarısı aldıkları astronomi eğitiminden kısmen memnun. Sadece %25’i ise tam anlamıyla memnun olduğunu söylemiş. Katılımcıların neredeyse hepsi, %99’luk bir kısım ise ülkemizde astronomi biliminin sorunlar yaşadığını söylemiş. Mezunların %38’lik kısmı yüksek lisans veya doktora yaparken %35’i işsiz. Bir daha şansınız olsa astronomi okur muydunuz? sorusuna ise hayır diyenlerin oranı %44. Bence bu çok büyük bir oran. Sonuç olarak ülkemizde astronomi bilimine gerekli önem verilmediği, iş olanağı olmadığı ve üniversitelerde en çok kadro sorunu yaşayan bölümlerin başında geldiği için anketin böyle sonuçlar ortaya çıkarması bence normal.

Astronomi mezunlarının bir kısmı çok değişik iş kollarında hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Bunlar içerisinde küçük bir kısım özel eğitim kurumlarında ve bilim merkezlerinde astronom olarak çalışabiliyor. Bankacılık ve yazılım sektöründe çalışanlar da var. Özel sektörde matematik öğretmenliği yapanlar olduğu gibi belediyede park bahçe elemanı olarak çalışan da var! İMKB’de broker olan da var, grafik tasarımcı olan da. Peki, bu arkadaşlar bu bölüme başladıklarında hayalleri bu meslekler miydi? Tabii ki hayır. Peki, astronomi ile direkt alakası olmayan konularda çalışmak zorunda kalan bu arkadaşlar o işlere astronomi diplomasına sahip oldukları için mi alındılar? Elbette hayır. Bir birey olarak hayatınızı idame ettirmek zorundasınız. Ve bu zorunluluk sizi hiç hayal etmediğiniz mesleklere itebilir. Seminerlerimde genç arkadaşlarıma söylediğim bir şeyi burada tekrarlamak istiyorum: Ülkemizde astronomi bölümü sadece bilim insanı yetiştirir. Eğer bir bilim insanı olmak ve akademik kariyer yapmak isterseniz bu bölümü tercih edin. O zaman da şöyle bir sorun var: Akademik kadro sorunu. İleride ne olur bilinmez ancak durum şu an bundan ibaret. Diğer yandan artık yurt dışında akademik kariyer yapmak geçmişe göre daha kolay. Yani yaptığı işi seven başarılı insanlar her zaman hedefine ulaşabilir. Her zaman dediğim gibi ya sevdiğin işi yap ya da yaptığın işi sev. Başarının sırrı bu.

Dünya’nın evrende ne kadar küçük bir yere denk geldiğini biliyoruz. Bu bilinmezle baş edebilmek sıradan insan için bile zorken bir bilim insanı kendini nasıl koruyabiliyor?

Aslında bence bilim adamına bilimi sevdiren şey de tam olarak bu: Bilinmezlik. Bu onu araştırmaya sevk ediyor. Ben bilinmez şeylerden korkmuyorum. Bilinmez şeyler olmasaydı zaten şu an yaptığım işi yapamazdım. Örneğin, yıldızların nasıl oluştuğuna dair teorilerimiz var. Ancak tam olarak nasıl olduğunu hâlâ bilmiyoruz. Çünkü olaya etki eden çok fazla parametre var ve biz henüz birçoğunu bilmiyoruz bile. Ama her geçen gün yıldızların oluşumunu daha iyi anlıyoruz. Çalışmaya devam ediyoruz. Bilimin bir başka güzel yanı daha var. Örneğin, bir keşif yapıyorsunuz. Ancak bu keşfe sevinmeniz pek uzun sürmüyor. Çünkü o keşif yeni soru veya soruların ortaya çıkmasına neden oluyor. Evrenin sahip olduğu bilginin hepsine ulaşamayacağımızı düşünüyorum. Sonsuz bir evrende sonsuz sayıda problem çözülmeyi bekliyor. Ancak ne kadar soru çözersek bu evrendeki yerimizi bir o kadar daha iyi anlıyoruz. Ve işte bilim insanını sevince boğan şey de budur. Evren hakkında minnacık da olsa bir şey daha öğrenebilmek.

“Tarih boyunca gelir adaletsizliğinin hüküm sürdüğü bu gezegende değişen bir şey olmayacak.”

“İnsanoğlunun hayat bulduğu bu gezegende yok olmayacağına ve Evren dediğimiz bu sonsuz kozmik denize bir gün yelken açacağına” inanıyorsunuz. Sloganınız ise “gelecek uzayda”. İnsan, ölümsüzlüğe erişecek mi bir gün?

İnsanoğlu ölümsüzlüğe erişemese bile birçok ciddi hastalığa çözüm bulacak. Bu da insanoğlunun hayatını uzatacak. Ama burada aşmamız gereken ciddi bir sorun var. Maddi kazanç uğruna Dünya’ya yaptıklarımız ortada. Doğaya ciddi anlamda müdahale ediyoruz. Doğanın dengesi çoktan bozuldu. Bu da hiç hesaba katmadığımız başka ciddi hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Yani tıp alanındaki gelişmeler memnun edici olsa da sanki her zaman başa çıkmamız gereken en az bir ölümcül hastalık olacak gibi geliyor bana. Bence hiçbir zaman tam anlamıyla tüm hastalıklara çözüm bulamayacağız. Bu da ölümsüzlük önündeki en büyük engel bence. İnsanların her geçen gün daha uzun yaşayacağına inanıyorum ancak her zaman kapımızda bir salgın riski olacak. Bu da beraberinde toplu ölümleri getirecek. Gerçi insanlığın yok olması için öldürücü başka bir virüs aramaya gerek yok. Şu minicik gezegendeki en tehlikeli virüs zaten insanoğlunun ta kendisi. Yani Ajan Smith’in Morpheus’a sorgulama esnasındaki serzenişleri doğruydu. Son olarak diğer sorun ise her alandaki adaletsizlik. Gücü elinde tutan devletlerin ciddi bir hastalığın tedavisi için geliştirdiği ilacı Dünya’nın mazlum ülkeleriyle adilce paylaşacağını sanmıyorum. Herkes sağlıklı olsa kime ilaç satacaksınız? Yani tarih boyunca gelir adaletsizliğinin hüküm sürdüğü bu gezegende değişen bir şey olmayacak. Bu da ölümsüzlük yönünde diğer bir engel. Yani tüm insanlık toplu bir şekilde ölümsüz olamayız. Birileri ölümlü olacak ki ölümsüz, ölümsüzlüğün tadına varsın. Şahsen ben ölümsüz olmak istemem. Neden biliyor musunuz? Çünkü ölümsüzlüğün formülü keşfedilince devletlerin ilk yapacağı şey hemen emeklilik yaşını sonsuz yapmak olur. Çalış babam çalış. Şafak sonsuz...

 

Söyleşinin ilk bölümünü okumak için;

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri