04
Ekim

#gelecekuzayda!

04 Ekim 2016 Yazar: Selnur Aysever | Köşe adı: abcde
Tüm Yazılar

 

SpaceX firması, geçtiğimiz günlerde, 2025’te Mars’a ilk yolculuğun yapılacağını açıkladı. İnsanlığın Ay’la başlayan uzay yolculuğu, Mars’a koloni kurmaya evrildi. SpaceX’in CEO’su Elon Musk, en az 40 yıl sürecek kolonileşme sürecinde çok insanın çalışmasına ihtiyaç olduğunu, söyledi. Marslı işçi olmayı kaç kişi ister, bilemiyorum. Ama uzaylı da olsa bir patron varsa evren üzerinde gidilecek her yerde sonucun aynı olacağını biliyorum. Latife bir yana, her gün beni ve eminim pek çoğumuzu heyecanlandıran bir gelişme yaşanıyor bilim dünyasında. Biz papaz eriğini imam eriğine çevirmekle meşgulken, Küba’da kanser aşısı bulundu örneğin. Jüpiter’in uydusunda bulunan su buharı, sözde NASA’dan yapılan burçların kaydığı haberi kadar itibar görmemiş olabilir. Ama bu bilim dünyasındaki gelişmelere gölge düşürmez. Bizde bile…

Selçuk Topal, bir astrofizikçi. Kendisiyle Europa haberi için tanıştım. “Uzaya gidecek ilk Türk” olmak için yarışmış bir bilim insanı. “Hâlâ dünyanın düz olduğuna inananlar var ve bunun için her yerde astronomi anlatmaya çalışıyorum” diyen bir mücadele insanı aynı zamanda. Sosyal medyadan gazete yazılarına, seminerlerden etkinliklere fırsat bulduğu her yerde evreni anlatıyor. İnançla ve ısrarla.

 

Söyleşi – Selnur AYSEVER

Kennedy Uzay Merkezi’nde uzaya giden ilk Türk olmak için yarıştınız. Nasıl bir yarıştı?

Bir firma tarafından NASA ile işbirliği içerisinde gerçekleştirilen uluslararası bir yarıştı. Yarışın amacı yakın bir zamanda sıradan bir şey haline gelecek olan uzay seyahatine bir hazırlık aslında. Uzay derken atmosferde 100 km ve üzerine çıkmaktan bahsediyorum. Uzay 100 km’den itibaren başlar. 60 ülkeden 100’ü aşkın kişi finallerdeydi. Toplamda ise dünya çapında 2 milyon kişi katıldı. Ben de ülkemizi temsil eden 3 Türk’ten biri olarak ilk 100 kişinin içinde yer alıp finallerde yarıştım. Ülkemizi en iyi şekilde temsil ettik ve genç bir arkadaşımız 23 kişiden oluşan uluslararası ekibe seçilip ülkemizi temsil etmeye hak kazandı. Finaller esnasında bazı anlar var ki, hiç unutamam. Ay’a ayak basan ikinci insan Buzz Aldrin ile tanışmak harikaydı. Diğer yandan araba kullanmayı bilmem ve ehliyetim de yok. Ancak finaller esnasında eski tip bir savaş uçağını kullanma fırsatı buldum. Bu hayatımda kullandığım ilk motorlu araçtı. Eğitimlerden biri de savaş uçağıyla akrobatik hareketler yapmak ve bu esnada artan G kuvvetine vücudun verdiği tepkiyi ölçmekti. Eğer bir kez daha dünyaya gelme şansım olsa kesinlikle pilot olurdum. Ancak benim uçurduğum ticari uçağın pilotu olmak istemezdiniz. Çünkü havada birkaç akrobatik hareket yapmadan Sabiha Gökçen Havaalanı’na inmezdim.

#gelecekuzayda!

Doktoranızı Oxford Üniversitesi Astrofizik bölümünde yaptınız. Ve Türkiye’de herkese astronomiyi anlatmak için çalışıyorsunuz. Neden?

Bu sorunun en kısa yanıtı olarak bir süredir slogan olarak kullandığım sözü burada tekrar söylemek isterim: #gelecekuzayda! Kariyer hedefinde uzay bilimleri olsun ya da olmasın herkese astronomiyi sevdirmek, en azından doğru anlatmak zorunda olduğumu düşünüyorum. Bize sadece işini iyi yapan astronom veya astrofizikçi lazım değil; bize temel düzeyde astronomiyi bilen, uzay bilim ve teknolojilerinin önemini kavramış, en azından parçası olduğu şu evreni tanıyan bireylerden oluşmuş bir toplum lazım. Bu sayede uzay bilimlerinin önemini kavramış yönetici, bürokrat ve devlet adamlarının sayısı artacaktır ki bu da ülke olarak bu alanda ilerlemeniz için çok gerekli. Bugüne kadar binlerce genç dostuma seminer verme fırsatı buldum. Daha fazlasına ise sosyal medya aracılığı ile ulaşıyorum. Her geçen gün sayısı artan, bilim tutkunu uzay severlerden oluşmuş güzel bir kalabalığız biz. Ben bir kişinin bile ülkenin kaderini değiştirebileceğine inananlardanım. Tarih böyle örneklerle doludur. Mustafa Kemal Atatürk gibi.

Jüpiter’in uydusunda su buharı bulunması, burçların kayması kadar itibar görmedi. Siz de astronomi yerine astroloji anlatsaydınız sanırım daha “popüler” ve “sözü dinlenen” biri olurdunuz. Yanılıyor muyum?

Ne güzel bir eleştiri. Katılıyorum. İnsanlar geleceğini bilme konusunda çok istekli. Böyle bir şeyin olasılığı onları cezbediyor. Acaba o erkek veya kadın onun için iyi bir eş olacak mı? Çocuğu sınavı geçebilecek mi? Bu yıl onun için şanslı geçecek mi? Ne olacak bu kilolar? Yeni işinde acaba sorun yaşayacak mı? Bu tarz soruları çoğaltabiliriz. Ancak bazı soruları sormak da boynunum borcu. Uzayda başıboş dolaşan bir kaya parçası sizin kaynananızla olan probleminizi bilip sizi nasıl etkilesin? Selülit sorununuzu ya da bu mevsimde ne giyeceğinizi Ay, Merkür ya da başka bir gök cismi nasıl bilsin? Sizi nasıl etkilesin? Ben sözde bilimle savaşıyorum. Yaptığım paylaşımlar ve yazılarımla yapıyorum bunu. Her bilim insanı gibi bilim dışı her şeye karşıyım. Evet, evlilik programları benim yazılarımdan ve paylaşımlarımdan daha fazla rağbet görüyor olabilir. Naçizane amacım, bilimin sesini, gelecekteki evimizin yani uzayın sesini daha fazla insana duyurabilmek. Diğer yandan zaten hiçbir bilim insanı evlilik programlarının reytingini geçemez. Ne yapsam acaba? O programlara eş arıyor gibi katılıp gök cisimlerini içeren iltifatlar mı yapsam? Örneğin, ‘Güneş sisteminin en sıcak gezegeni Venüs gibi aşkın yaktı kül eyledi beni!’ gibi bir iltifat. Bundan güzel de türkü olur sanki. Bu sayede alırdım elime sazımı ve inanılmaz bir kalabalığa alttan alttan doğru astronomi bilgilerini vermiş olurdum. Bu tarz programlara katılanlar kadar iyi rol keseceğime emin olsam da sanırım bu plan işe yaramazdı. Eşim anında canıma okur.

Geçenlerde SpaceX, 2025’te Mars’a yolculuk yapacağını açıkladı. 50 yıl içinde Mars’ta bir koloni kurmayı da planlıyorlar. Mars’a gitmeyi düşlemek neredeyse imkânsızdı şimdi birkaç kuşak sonra yaşanılabilir bir hal alacak deniyor. Ne diyorsunuz bu konuda?  

Heyecan verici. İnanılmaz. Ve aynı zamanda kaçınılmaz bir gerçek. Bir gün Güneş sistemini tam anlamıyla fethedeceğiz. Başka gök cisimlerinde yapılar inşa edeceğiz. Tüm gezegen için atmosfer oluşturamasak bile kendi kendine yeten kaynakları olan kapalı yaşam alanları kurabileceğiz. Bu hedefe doğru ilerlerken ilk durağımız Mars olacak. Orada çok şey öğreneceğiz. O nedenle SpaceX’in Mars’a koloni kurma planlarını bir fantezi olarak değil de olabilirliği çok yüksek kaçınılmaz bir gerçeklik olarak değerlendiriyorum. Şu an için yolculuk pahalı. Kişi başı Mars’a yolculuk masrafı 10 milyar dolar. Bu fiyatı düşürmek için bazı planlar var. Örneğin seyahat başına düşen yolcu sayısını arttırmak gibi. SpaceX 100-200 kişilik seyahatlerle masrafı kişi başı 100 bin dolara düşürmeyi planlıyor. Atmosferde 100 km’ye çıkıp bir uzay seyahati yapmanın şu anki masrafı zaten 100-150 bin dolar. Aynı paraya bir gün Mars’a gidecek olmak inanılmaz! Ancak böyle uzun uzay yolculuklarının bence en belirsiz ve kestirilmesi en zor yanı yolculuğu yapacak kişilerin psikolojik yeterliliği. Bizler 10 saatlik otobüs yolculuğunda bile ikide bir mola ihtiyacı hisseden canlılarız. Aylarca, dışı ölümcül radyasyonla kaplı daracık bir uzay aracında nasıl yolculuk edeceksiniz? Derin uzay yolculuğu, İstanbul’da Eminönü’nden Rami’ye gitmeye benzemez. Başın ağrısa en yakın aspirin milyonlarca kilometre ötede Dünya’daki bir eczanede olacak. Yani psikolojik olarak bu yolculuğa tam anlamıyla hazır olmanız gerekir. Yoksa hem kendi hayatınızı hem de tüm mürettebatın hayatını riske atacak davranışlar içine girebilirsiniz. Uzay aracının kalkışı esnasında tüm yolcular sevinç çığlıkları atabilir ancak derin uzaydaki 4 aylık yolculuktan sonra bir bakmışsın girdiğin bunalımdan dolayı kendin dahil tüm mürettebatı telef etmişsin. Yani Mars yolculuğunda teknolojik gelişmişlik tek başına yeterli olmayacaktır. SpaceX’in kurucusu Elon Musk geçen günlerde açıkladığı Mars’a yolculuk planlarında bu konulara hiç değinmedi sanırım. O özellikle mühendislik anlamında olayı ele aldı. Oysaki derin uzay yolculuğu esnasında insan vücudunun vereceği reaksiyon çok hayati bir konu. Yaklaşık 200 bin yıldır bu gezegenin toprağına basan homo sapiens sapiens türü daha dün 1969’da Ay’da yürüdü. Ay Mars’a kıyasla burnumuzun dibinde sayılır, ancak Mars en yakın konumda bile bize 55 milyon km uzaklıktadır. İnsanlık ilk kez bilmediği sularda yüzecek ve Ay’dan öteye gidecek. Peki, insanoğlu böyle bir yolculuğa hazır mı? O kadar uzağa, bilmediğimiz birçok riskle dolu bu uzay yolculuğuna çıkmak ister miydiniz? Bu soru hızlıca yanıt verilebilecek bir soru değil.

SpaceX Mars Yolculuk Posterleri

 

“AVM Uygarlığı”

Eylül ayı içinde Dünya dışında bir yaşam için pek çok bilgi edindik. Bunlardan biri de, Dünya’ya 95 ışık yılı ötede yer alan bir yıldızdan gelen sinyaldi. Bizim anladığımız dille sorarsak, uzaylılarla tanışmamıza az kaldı diyebilir miyiz?

Hayır. Hatta belki hiçbir zaman zeki bir yaşam formu ile iletişime geçemeyeceğiz. Bahsettiğiniz sinyalin ise zeki bir yaşam formuna ait olmadığını düşünüyorum. Çünkü bir defaya mahsus sadece 2 saniyelik sinyal göndermek pek de zekice bir hareket değil. Dünya dışı zeki yaşamın olma olasılığı çok yüksek olmasına rağmen onların varlığını kanıtlayacak bir delil henüz yok. İşte bu çelişki Fermi Paradoksu olarak bilinir. Peki, neden Dünya dışı yaşam olma olasılığı yüksek? Galaksimizde Güneş’e benzeyen ve ondan daha yaşlı milyarlarca yıldız var. Büyük bir olasılıkla bu yıldızlardan bazıları Dünya benzeri gezegenlere sahip. Eğer Dünya’da zeki yaşam formu bir şekilde oluşabilmişse o gezegenlerde de zeki yaşam olduğunu düşünmek gayet mantıklı. Bugün insanoğlu olarak bizlerin başarmaya çalıştığı yıldızlararası yolculuğu bu Dünya dışı uygarlıklardan bazıları çoktan başarmış olmalı. Bizden çok daha önce yıldızlararası seyahat yapabilme kabiliyetine erişmiş bu canlıların tüm galaksimizi (yaklaşık 400 milyar yıldız içerir) fethetmesi yaklaşık 1 milyon yıl sürerdi. Bu süre bize çok uzun görünse de Evren’in yaşına kıyasla (13.8 milyar yıl) adeta bir göz kırpması gibidir. Yani zeki yaşam formları bizleri de çoktan ziyaret etmiş olmalılar. Ancak ne gelen var ne giden (UFO saçmalıklarını dikkate almıyorum elbette). Peki nerede bu uzaylılar? Belki evrende ‘zeki yaşam’ çok fazla yok. Ya da var ama henüz buraya ulaşamadılar. Veya çoktan kendilerini yok ettiler. İnsanlığın bugün geldiği noktaya baktıkça son seçenek bana makul gelmiyor değil. Çünkü insan dahil doğadaki tüm canlıları yok etmek, gezegenin kaynaklarını düşüncesizce tüketmek ve kirletmek konusunda kimse elimize su dökemez. Gezegen olarak ölüme koşuyoruz. Hem de hiç olmadığı kadar hızlı. Bir gün zeki bir yaşam formu bu gezegeni ziyaret ettiğinde bizden arta kalan yıkıntıları bulacak. Ve gezegeni saran o yıkıntılar üzerinde şu üç harfi görecekler: AVM. Ve kayıt defterlerine bizim uygarlığı ‘AVM uygarlığı’ olarak not alacaklar.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na ödenen bütçe, Bilim ve Sanayi Bakanlığı bütçesinden fazla. Ülkeler arasındaki uzay yarışına seyirci bile olamamış ülkemizin bir yerden başlayabilmesi için çok uluslu uzay projelerine dahil olmasını öneriyorsunuz. Sizce bunu yapabilecek bütçeyi kim verecek? Ve o projelerde çalışabilecek bilim insanlarına sahip miyiz?

Şu an Erzurum’da Dünya standartlarında son teknoloji ürünü 4 metrelik bir kızıl-öte teleskop yapılıyor. Maliyeti 120 milyon TL’ye ulaştı bile. Bu güzel bir gelişme çünkü ülkemizin sadece görsel dalga boylarında değil kızıl-öte ve radyo dalga boylarına özgü teleskoplara da ihtiyacı var. Hem de ivedilikle. Örnek vermek gerekirse bu tutarın minik bir kısmını her yıl uluslararası teleskoplara veya uzay ajanslarına ödeyerek çok uluslu projelere dahil olabilirdik. Bunu hâlâ yapabiliriz. Bence para var ama ülkenin ana gündem maddesi ne zaman bilim oldu ki? Sorunumuz bu. Öncelikler sıralamasında bilim ülkemizde hiç ilk sırada olmadı, olamadı. Çünkü kılcal damarlarımıza kadar işlemiş olan siyaseti kendi alanına çekemiyoruz bir türlü. Bir her yere siyaseti soktuk. Öncelikle siyaset olmaması gereken alanları terk etmeli. Önemli olan tek şey liyakattir. Tüm kurumlarda görevlendirmeler yapılırken liyakat esas alınmalıdır.

Dünya’nın birçok kuruluşunda çalışan veya en iyi üniversitelerde eğitim görmüş bilim insanlarımız var. Ben bilim insanı olarak yeterli olduğumuzu düşünüyorum. Ancak uzay teknolojileri yani olayın mühendislik kısmında yeterli deneyimimiz yok. Mühendislik anlamında kendimizi geliştirmemiz gerek. İşte bunun da yolu özellikle uzay teknolojilerinde ileri ülkelerle uluslararası ortaklıklar yapmaktan geçiyor. Uzay ajansımız kurulsun önümüzü daha iyi göreceğiz bence. Şahsen ben bu ajansa çok önem veriyorum ve görev almaya hazırım. Derhal uluslararası ortaklık kurmalı ve yetişmiş insan gereksinimini karşılamalıyız. Ancak ülkemiz şu an başka sorunlarla boğuşuyor. Olağanüstü hal devam ediyor. Hain darbe girişiminin şokunu hâlâ atlatmış değiliz. Bu ve buna benzer olaylar hayatın her alanını etkiliyor. O nedenle kısa vadede ciddi bilimsel projeler hayata geçirilemez diye düşünüyorum.

 

 

(Söyleşinin devamı yarın yayınlanacaktır.)

 


Dr.Selçuk Topal'ın fotoğrafının kolajlandığı illustrasyon Joseba Elorza'ya aittir.

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri