02
Ekim

. . . . . . . . . . . . . . . . .

02 Ekim 2016 Yazar: Selnur Aysever | Köşe adı: abcde
Tüm Yazılar

Geçtiğimiz günlerde Başbakanlık emriyle pek çok radyo ve televizyon kanalı kapatıldı. RTÜK’ten hiçbir uyarı almamış Yön Radyo, çizgi film kanalı olan Zarok TV, Hayatın Sesi TV ve aylar önce benzer sürecin yaşandığı İMÇ TV dikkat çeken kanallar oldu. Sosyal medyada ve çeşitli basın açıklamalarıyla kapatmalara tepki gösterildi. Meclis Başkanlığı’na konuyla ilgili araştırma önergesi verildi. Süreç işlemeye devam ederken, kapatılan kanallardan İMÇ TV’ye ve Hayatın Sesi Televizyonu’na sorularımızı yönelttik. Neden kapatıldıklarını ve bundan sonra ne yapacaklarını Aykırı Akademi’ye anlatmalarını istedik.

 

AYKIRI AKADEMİ – HABER: Selnur AYSEVER

 

“Bu ikinci kapatma dalgası, birincisi cemaatçi medyaya karşıydı, ikinci dalgayı da demokratik kesimlerin sesinin kapanması olarak okumak gerekiyor.”

EYÜP BURÇ – İMÇ TV GENEL KOORDİNATÖRÜ

İMÇ TV neden kapatıldı?

Epeydir İMÇ TV’yi susturmak, kapatmak istiyorlar. Şubat ayında zaten Türksat’tan indirdiler. RTÜK’te de bizimle ilgili epey cezalar kesiliyordu. Lisans iptalini bile gündemlerine almışlardı. Böyle bir prosedür de sürüyordu. İMÇ’nin bir şekilde susturulmasını istiyorlardı. Anayasal bir kurum olan RTÜK tarafından denetleniyoruz. Bizi, yayınlarımız ve yaptıklarımızla, herhangi bir şekilde sisteme dayanarak kapatma istekleri olabilir. Bu hukuksal bir mücadele gerektirecekti. OHAL Kanunu’nda 668 sayılı kanun hükmünde kararnameye dayanarak, 23 radyo ve televizyon kanalıyla birlikte kapatılıyor olmak doğrusunu isterseniz bizi üzüyor. Nasıl üzüyor? Çünkü darbeciler için çıkartılmış bir kararnameyle biz kapatılıyor oluyoruz. İMÇ bütün darbelere karşı duran bir gelenektir ve bütün darbelerden bir şekilde etkilenmiştir; bedelini ödemiş bir kuşağız biz aynı zamanda. Dolayısıyla bizim darbeciler için çıkartılmış KHK ile kapanıyor olmamız bizi üzüyor. Bu ikinci kapatma dalgası, birincisi cemaatçi medyaya karşıydı, ikinci dalgayı da demokratik kesimlerin sesinin kapanması olarak okumak gerekiyor. Çünkü bütün bu televizyon ve radyo kanalları demokratik çevrelerin bir şekilde ses ve soluğudur. Hayat TV, sol, sosyalist güçlerin, emekçilerin, sendikaların sesi olmaya çalışıyor. YÖN Radyo, Alevi cemaatinin sesi olmaya çalışıyor. İMÇ de Türkiye’de demokratik medya akımının kanalı olmaya çalışıyordu. Bunun yanında deyim yerindeyse bu kapatmalara bir de eşantiyon verdiler: Zarok TV ile çocuk kanalı kapattılar. Şirinler’i, Tom Jerry’i yayınlayan bir kanal. Tom ve Jerry darbeci mi şimdi? Akıl tutulması! Tümüyle demokratik seslere tahammülsüzlük. Bütün bunları görmek gerekiyor. Bir darbe girişimini gerekçe yaparak kendisine otoriter bir sistemi inşa etme çabasıdır bu. Zaten diktatöryel eğilimleri olan birisinden söz ediyoruz. Bu çabanın karşısında durabilecek tek güç demokratik güçlerdir. Cemaatçilerin hiçbiri kendi davalarını savunmuyor. Biz, demokratik güçler olarak biz, moral üstünlüğe sahibiz ve yaptıklarımızdan utanmıyoruz. Biz sonuna kadar da kendimizi savunuyoruz. Şimdi tabii ki demokratik güçleri otoriter sistemler hedef alır. Aslında şimdiye kadarki mücadele, devleti ele geçirmek isteyenlerin yani oligarkların arasında bir mücadele idi. Şimdi başarılı çıkan AKP oligarşisi, bunu da bahane ederek, otoriter bir sistemi kuruyor. İnşa ediyor. Ve tabii ki otoriter sistemin inşasının ilk hedefleyeceği kesimler de provakatif kesimlerdir. Önce sesimizi kesiyorlar. Sonra arkasından bütün demokratik kesimlere yönelecekler. Daha dün, bir yazar gözaltına alındı. Kim bilir ne bahanelerle insanları tutuklayacaklar? Şimdi olan budur. Bu bir otoriter sistem inşasıdır ve ilk hedefi de demokratik kesimlerdir. Kapatma kararı aldılar ve çoğunu Türksat’tan düşürdüler. İki televizyonu, üç radyoyu kapattılar. Geride 18 kanal var. Bekliyoruz. Tepkiler yoğunlaştı. Askıya aldılar sanıyorum. Ama her ne olursa olsun son saniyemize kadar yayınımızı sürdüreceğiz.

Şimdi ne olacak?

İMÇ gibi bir televizyon hareketi Türkiye’de karşılığını buldu. Biz Türkiye’de geniş kesimlere ulaştık. Çoğulculuğu, farklılıkların bir aradalığını yaşattık. Bir doku uyumu ortaya çıktı. Biz bununla bir gelecek medya hareketi öngörüyoruz. Başka mecralarda başka imkânlarla yolumuzu bulup, yayınımızı sürdüreceğiz. Susmayacağız, vazgeçmeyeceğiz, yılmayacağız. Biliyoruz ki, tüm tarihsel bilgimiz bize şunu söylüyor; nihayetinde demokratik güçler kazanır.

Kapatılmaya karşı dayanışmanın bir anlamda fren görevi gördüğünü söyleyebilir miyiz?

Evet, bir Araf’ta kalma hali var. Dün Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş bizim televizyonumuza bir açıklamada bulundu. Dediğine göre, bu kapatma meselesi için RTÜK’ten yeni bir değerlendirme istemiş.  RTÜK bu değerlendirmeyi hazırlayıp, gönderecekmiş. Sonrasında kapatma kararlarını bir daha gözden geçireceklermiş. Böyle bir bilgi var. Benim de tahminim şuydu: Bu listeyi MİT hazırladı ve MGK’nın gündemine getiriyorlardı. Bu tepkilerden sonra kapalı kapılar ardında istihbarati bilgiler hazırlanan raporların demokratik olmayacağı, kamuoyunun çıkarına olmadığı ortada. Bu işten sorumlu kurum, bizi denetlemekle sorumlu kılınmış kurumdan bir değerlendirme isteniyor. RTÜK’ten bir rapor isteniyor. Oradan çıkacak değerlendirmeden sonra karar verilecek. Ama yine kararı Bakan verecek. OHAL çünkü bakanlığa bu yetkiyi veriyor. Daha büyük bir tepki olmasını bekliyoruz. Ne işe yarar, diyerek insanlar etkisizleştiriyorlar. İnsanlar her tepkinin çok anlamlı olduğunu ve işlevsel olduğunu bilmeli. Dayanışma çağrımızı her seferinde yineliyoruz. Bizim gibi düşünmeseniz de basın ve düşünce özgürlüğü için dayanışma çağrımızı yineliyoruz.  

 


“Biz, Hayatın Sesi çalışanları boyun eğmeyen bir geleneğin, Metin Göktepe gazeteciliğinin temsilcileriyiz.”

ARİF KOŞAR – HAYATIN SESİ TELEVİZYONU PROGRAM KOORDİNATÖRÜ

Hayatın Sesi neden kapatıldı?

Hayatın Sesi Televizyonu, belki de Türkiye ve dünyada örneğine az rastlanan bir emek ve halk televizyonudur. 9 yıl önce, işyerlerinde ve semtlerde yapılan bağış kampanyaları ve kumbaralara atılan 1’er liralarla kuruldu. İlk günden bugüne emekçi halk yayıncılığını eksenine aldı. 2 kez kapatılma girişimine maruz kaldı, ikisini de dayanışma ve direnişle aşmayı bildi. Gezi direnişi boyunca kesintisiz canlı yayın yaptı, nerede grev, eylem, hak alma mücadelesi varsa orada oldu.

Niye kapatıldık sorusunu içinden geçtiğimiz siyasal konjonktür gayet iyi açıklıyor. Tek adam diktatörlüğünün tesisi, işçi sınıfı ve emekçilerin kuralsız sömürüsü, Suriye’de savaş, cihatçı terör ittifakı ÖSO’nun desteklenmesi, içeride Kürt sorununda çatışma ve ölüm politikası, her alanda muhafazakâr-dinci dayatmalar, kadın düşmanlığı... Bunun adı faşizmin inşasıdır. Ve bu süreçte temel ilkeleri emek, laiklik, demokrasi ve barış olan Hayatın Sesi başta olmak üzere aykırı ses çıkartan televizyonlara tahammülleri yok. “Tek adam” tek ses istiyor. Gerçekler gün yüzüne çıkmasın istiyor.

Şimdi ne olacak?

Biz, Hayatın Sesi çalışanları boyun eğmeyen bir geleneğin, Metin Göktepe gazeteciliğinin temsilcileriyiz. Bugün anti-demokratik OHAL düzeni ile keyfi bir biçimde televizyonumuz kapatılabilir. Ancak biz yılmayacağız. Yeniden ve yeniden doğacağız. Bizden kurtulamayacaklar ve kurmak istedikleri bu gerici faşist düzenin karşısında durmaya devam edeceğiz. Gerçekler oldukça onları cesaretle yüzlerine çarpanlar, yani bizler her zaman var olacağız.

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri