28
Eylül

Yalancının değil, yalancıya ‘yalancı’ diyenin yargılandığı ‘Kabataş’ davası yarın görülecek

28 Eylül 2016 Yazar: Serdar Nâzım Yüce | Köşe adı: CEZA SAHASI
Tüm Yazılar

Yarın, en hafifinden “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten yargılanması gereken Kabataş yalancılarının değil, Kabataş yalancılarına “yalancı” dediği için “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten yargılanan Enver Aysever’in davasının ikinci duruşması görülecek.

 

 

AYKIRI AKADEMİ - HABER: Serdar Nâzım Yüce

Büyük Haziran’ın ilk günleri, sokaktaki milyonlar arttıkça artıyor. Önce “Parkta fuhuş yapılıyor” dediler. Hatta bunun için, parkın çevresinde birkaç açıdan kamera kuranlar bile oldu. Başarılı olamadılar, Türkiye ayaktaydı. Sonra “Taksim’deki işyerlerini yağmalıyorlar” dediler. Bu da tutmadı. Su ve benzeri ihtiyaçlar için kapısını günde birkaç kere çaldığımız esnaf televizyonda bunları izleyip gülerken bir yandan da “Bari maliyetini alıver. Bak böyle giderse batarsın” deyişimize aldırmadan “Çorbada tuzumuz olsun” diyordu. Perde böyle birkaç kez açılıp kapandı. Sonra mı? Hayır, pes etmediler…

Buraya kadar olan kısım, işinden çıkıp Taksim’e ve yurttaki diğer meydanlara koşanları engellemek içindi. Yahu nereden bilsinlerdi, 11 milyon insan sokağa çıkacak! Dışarıdan baltalama şansı yoktu, içeriden sızmaya çalıştılar. Olmadı. “Flamasız Gezi” gibi garip istekler de karşılığını bulmadı. Rota tümden çevrildi. Artık bir iç savaş paklardı bu işi. “Camiye ayakkabıyla girdiler, camide içki içtiler” dendi televizyonda, bağıra çağıra. Sonra ona caminin imamı bile karşı çıktı. Tabii o zamanlar “FETÖ” falan da yoktu, imamı görevden almakla yetindiler.

‘ELLERİ DERİ ELDİVENLİ, BAŞLARI TUHAF BANTLI…’

7 Haziran 2013 tarihli grup toplantısında Recep Tayyip Erdoğan “Çok önemli bir yakınımın gelinini yerlerde sürüklediler” dedi. Tabii, “çok önemli” deyince yeterli mesaj verilmiş oluyordu. Nitekim bu ortaya da kafasını uzatan çıktı. Şimdilerde Erdoğan’la epey limoni olan Elif Çakır’dı kafayı uzatan. O dönemde çalıştığı Star gazetesi için bu ‘Gelin’le röportaj yaptı Çakır. Gelin Zehra Develioğlu, Kabataş’ta saldırıya uğradığını söylüyordu. “Arkama baktığımda 25-30 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim kadınların bana karşı öfkeli bakışlarını görünce benden bahsettiklerini anladım. Ne olduğunu anlayamadığım bir anda üzerleri çıplak, elleri deri eldivenli, başlarında tuhaf bantlı 70-100 kadar adamın ortasında kaldım. Bebek arabam elimden gitti” diyordu ünlü gelin, “Üç dört kişi üzerime idrarlarını yaptı. Bana cinsel saldırıda bulunan, darp ve hakaret edenlerin arkasından baktığımda ellerinde bira şişeleri vardı. Şişeleri tokuşturup içtiklerini ve kahkahalar atarak güldüklerini gördüm” diye devam ediyordu.

İLK ‘KANDIRILDIK’ ÖRNEKLERİ

Bu röportaj eldeki en iyi fırsattı, değerlendirmek icap ederdi. Yeni oyuncular sahaya sürüldü. İsmet Berkan, Balçiçek İlter, Halime Kökçe, Abdülkadir Selvi, Sevilay Yükselir, Nihal Bengisu Karaca ve Nagehan Alçı bunlardan ilk akla gelenler.

İsmet Berkan, saldırı görüntülerini izlediğini iddia etti önce. “Durum vahim” diyen İsmet Berkan, köşeye sıkıştığı anda su koyuverdi. Aslında böyle bir görüntüden haberi olmadığını söyleyen Berkan, “Bir bahane arıyor, bahanelerin arkasına sığınmaya teşebbüs ediyor veya 'ama'lı, 'fakat'lı cümleler kuruyor değilim; hatamın farkındayım... Üzgünüm ve özür diliyorum” diye yazdı. Balçiçek İlter de Zehra Develioğlu’ndaki morlukları gördüğünü söylemişti aynı günlerde. O da köşe yazısında özür diledi, “Yanıltıldım… Evet yanıltıldım” dedi.

Albülkadir Selvi ve Elif Çakır hakkında “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla suç duyurusunda bulunuldu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Yeterli delil vardır” demesine rağmen hiçbir işlem yapılmadı.

Sonra aylar Erdoğan’ın görüntüleri paylaşmasını beklerken geçti. Oysa ne gelen vardı ne giden…

‘DİLİNİZ KABA, VİCDANINIZ TAŞ’

İmdada yine “köşeyazarı” formalı oyuncular yetişti. 13 köşeyazarı “Diliniz kaba, vicdanınız taş” ortak başlığını attıkları yazılar yazdılar. Bu yazılara göre, Kabataş’ta bir saldırı yaşanmıştı; yani deri eldivenler, idrarlar ve çıplaklık vardı.

BÖYLE MESAİ GÖRÜLMEDİ

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında, bölgedeki mobeseler ve Kabataş'a çıkan yollardaki güvenlik kameraları izlendi ama herhangi bir saldırıya rastlanmadı. 81 farklı kameranın kayıt ettiği mobeselere ait 1800 saatlik kayıt, Radyo TV ve Foto Film Şube Müdürlüğü görevlilerince kayıt edilen 200 saatlik kamera kaydı, Güvenlik Şube Müdürlüğü’nden alınan 50 saatlik kamera kaydı, TEM Şube Müdürlüğü’nden alınan 450 saatlik kamera kaydı ve Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’ne bağlı TOMA araçlarındaki kameralardan elde edilen 60 saatlik kayıtlar; toplamda 2560 saatlik kayıtlar birleştirilerek incelendi. 1 Haziran günü paylaşılan sosyal medya fotoğrafları tarandı. Soruşturma boyunca bölgedeki seyyar satıcılar, kamu görevlileri ve baz istasyonundan yakında olduğu tespit edilen kişilerin ifadesi alındı ama görgü tanığı bulunamadı. 161 kişi yakın takibe alındı, bu kişilerin Facebook adreslerinden telefonda konuştukları kişilere kadar inceleme yapıldı. En sonunda, Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın herhangi bir görüntünün bulunamadığını söyledi. İdrarlı olduğu söylenen kıyafetler DNA testi için istendi, ancak bu kıyafetler teslim edilmedi. Talep edilmesine rağmen Zehra Develioğlu, bebeğini adli tıp muayenesine getirmedi. Savcı Rasim Işık ve Mehmet Akıllı herhangi bir delil bulamadığı için soruşturmayı kapatma kararı aldı ancak soruşturma kapatılmadı.

‘GELİN YALANLA SÜSLEDİ, DİĞERLERİ EKLEME YAPTI’

Olayın gerçekleştiği iddia edilen tarihin üzerinden 9 ay geçti. Bir televizyon kanalı, Zehra Develioğlu'nun Kabataş İskelesi önünde beklediği süreyi içeren kamera görüntüsünü yayınladı. Bu görüntülerde Develioğlu'nun yanından küçük bir grup yanından geçip gidiyordu ve saldırı yoktu. Bir süre sonra Develioğlu'nun eşi geliyordu ve birlikte gidiyorlardı. Zehra Develioğlu'nun avukatı, Facebook sayfası üzerinden “Şu gerçek ki; o ana kadar olaya herkes inanmıştır. Olayın gerçek olmadığını sadece gelin bilmektedir. Olayı ilk abartan yalanlarla süsleyen gelindir. Diğerleri ise yalanlara ekleme yapmıştır” diye yazarak Kabataş olayının yaşanmadığını itiraf etti.

‘YARGILANACAKSINIZ’

Türkiye’nin son yıllarda gördüğü en örgütlü yalanı, böylece en örgütlüsünden fiyaskoya dönmüş oldu. Yalan söyleyen onlarca isim “meslek” hayatlarına kaldıkları yerden devam ettiler. Derken mesele burada bitmedi. Geçen yıl 28 Şubat’ta Habertürk’te canlı olarak yayımlanan bir televizyon programında, gazeteci Enver Aysever, Kabataş yalancılarından Star Yazarı Halime Kökçe’ye “Bu yalanlardan dolayı yargılanacaksınız” dedi. Halime Kökçe, programı terk etmek zorunda kaldı, “Allah sizin elinize kimseyi düşürmesin” diyebildi.

‘DAVA BİTTİ AMA ERTELİYORUZ’

Kısa bir süre sonra Enver Aysever hakkında, Kabataş yalancılarına ‘yalancı’ dediği için dava açıldı. “Hakaret” suçlaması yapılan ve hakkında hapis istenen Aysever’in ilk duruşması 7 Nisan’da yapıldı. İstanbul 15. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmada görüntüler izlendi, ‘savunma’ verildi. Hakimin duruşmayı ertelerken “Dava aslında bitti ama erteliyoruz" demesi dikkat çekmişti.

Yarın, en hafifinden “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten yargılanması gereken Kabataş yalancılarının değil, Kabataş yalancılarına “yalancı” dediği için “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten yargılanan Enver Aysever’in davasının ikinci duruşması görülecek.

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri