21
Eylül

Kafamda bir kulaklık...

21 Eylül 2016 Yazar: Aslıhan Kazancı | Köşe adı: GÖKADA
Tüm Yazılar

“Kültürsüzleşme” maddeye dönüşebilseydi aynen o binalara dönüşürdü herhalde. Kültür devamlılığı bakımından ne kendinden öncesi ne kendi dönemiyle en ufak bir ilişki kurmayan, kurması bile beklenmeyen hatta kendi cinsleri arasında bile pespaye olmaları dışında bir tutarlılığı ya da tasarlanmış tutarsızlığı olmayan o binalar.

 

AYKIRI AKADEMİ – Yazan: Aslıhan Kazancı

Yazının ismini belirlerken hafif bir intihal yaptığımı kabul ediyor ve fakat kafada kulaklık olmasının, en azından, dilbilgisi bakımından bir tuhaflık yaratmadığını düşünerek yayınlamakta bir sakınca görmüyorum.

Babaannem doğduğundan beri müstakil evlerde yaşamış ve bu durum alıştığı gibi yetmiş yedi yaşına kadar sürmüştü. Bahçeyle iyi kötü ilgilenebiliyor, bahçeye açılan üç basamak yükseltilmiş balkonda oturduğunda sarmaşıkların ardından görünen manzarayı seyrederek hoş vakit geçirebiliyordu. Gördüğü toprağın, çiçeklerin, ağaçların onu tüm içtenliğiyle mutlu ettiğini biliyordum. Sarmaşıkların balkonu kuşatmasından rahatsız olduğunu söylese de onları budamak babaannem için yaşıyor olduğunu hissettiği, bundan büyük bir coşku duyduğu ama yaşı vurgulanmasın diye daha gençken yaptığı gibi hayıflanarak görev başı yaptığı bir kuttörendi. Topraktan gönderilen efsunlu güçlerle balkonu soyutlayıp başka dünyalara köklendirmeye niyetli asmalar itikat ile temizlenir, töreni yeniden gerçekleştirebilmiş olmanın gururu sarmaşıklardan kurtarılmış güneş, balkonu saran ferforje korkuluğun yerde oluşturduğu ilahî desenler ve kutsal makas eşliğinde kutlanırdı.

Bu âyinin süregeldiği ev ise mükerreren takdis edilmişliğine rağmen zamana bağlı olmaktan kurtulamamış ve epey eskimişti. Gölcük depremi sonrası oluşan ve devamlı dallanan çatlaklar duvarlarda ve tavanda hoşnut eden mukaddes semboller yaratmıyor, yine topraktan gelen ama pek efsunlu olmayan fiziksel güçler bu sefer kâgir yapıyı hakikaten soyutlamaya meylediyordu. Aynı zamanda Anadolu platosunun salgın hastalığı babaannemin semtini de ele geçirmiş ve sakinlerini yeni, çok katlı ve rahat apartmanlarda yaşamaya ikna etmişti. Babaannem ve kurtarılmış topraklar üzerinde kalan evi de bu patojen mikroba fazla dayanamadı, yeni, çok katlı ve rahat bir apartmanda oturması gerektiğine kanaat getirdi. Bu kararı aile meclisinde destekleyenler, desteklemeyenler, vesaireler vesaireler ve falanlar filanlar sonrasında, ve hatta öncesinde, o hepimizin bildiği tarzda apartman artık zaten ordaydı. Ev daha yıkılmadan üstüne dikilmiş ve hatta balkonu geleneksel zanaâtlarımızın en gelişmişi sürgülü cam sistemleriyle bile kaplanmıştı. Komşular arka bahçeye arabalarını park etmeden babaannemin torunları için diktiği ağaçların fotoğrafını çektim. Çocukluktan beri boyumu tespit etmenin biricik ölçü sistemi olan ağacımla; ondan uzun, onunla eş ve ondan daima kısa kaldığım fotoğraflarıma son fotoğrafı o gece ekledim.

Evet, senaryonun devamını Türkiye'de yaşayan herkes biliyor. “Kültürsüzleşme” maddeye dönüşebilseydi aynen o binalara dönüşürdü herhalde. Kültür devamlılığı bakımından ne kendinden öncesi ne kendi dönemiyle en ufak bir ilişki kurmayan, kurması bile beklenmeyen hatta kendi cinsleri arasında bile pespaye olmaları dışında bir tutarlılığı ya da tasarlanmış tutarsızlığı olmayan o binalar. Görgüsüz kimselerin devlet bünyesinde ya da bağımsız olarak yaptığını bildiğimizden başka hiçbir şey bilmediğimiz, cisimlerini hiçbir sınıfa koyamadığımız ve artık normalleşmiş "şey"ler. İstanbul'un İstanbul tarafından fethedilmesinden, Anadolu'nun kendi kendini yok edişinden yakınırken olayın lokomotifinin herkesin mikro çevresinde mikro kültürsüzlüklere izin vermesiyle işlediğini unuttuğumuzu da tekrar unutmayalım. Murat Germen'in Muta-Morfoz (*) başlığı altında topladığı çarpıtılmış biçimde eklemlenen panoramik fotoğraflar yanılsama yaratmayı dil olarak benimsediyse de aslında hissedilenin ta kendisi. Sıkıştırılmış imajlar, muzdarip olunan hastalığın yarattığı mutasyon ve metamorfozun sahici temsili. Hem şekilde hem içte.

Babaanneme dönelim. Babaannem mutasyona uğramamış olacak ki verdiği karardan ötürü epey pişman. Yeni balkonu karşı binanın balkonuna bakıyor ve sarmaşıklar yok. Ne birkaç metre ötede komşusunun camında oluşan yansıması yeni mitler oluşturabilir ne de yaşamaya dair ritüeller oluşturacak bir etki ikinci kata dokunabilir. Saf cehaletin biçimlendirebileceği adi bir "gerçeklik" var artık bir metreye dört metre balkonda. Kulakları iyi duymayan babaannemin kulağında ise kulaklık. Müstakil evinde sesini rahatça açtığı, yalnızken vakit geçirmesine yardımcı olan televizyonunu artık kulaklıkla izlemek durumunda. Çünkü komşular yüksek sesten rahatsız ve rahatsızlık vermeyi hazmedemeyecek babaannem için apartman dairesinde tek çözüm bu. Kafasında bir kulaklık. Şiirsel, romantik ya da etkileyici olsun diye demiyorum ama babaannemin gözlerinde kulaklığı takarken gördüğüm hüzün artık bayağı, kültürsüz, sihirsiz şehirlerimizin de hüznü.

Bir şeylerin âdabıyla yapılması için uğraşmalıyız...

 

 

(*) Murat Germen'in Muta-Morfoz isimli çalışmasından örnekler

(Fotoğrafların büyük hallerini görmek için üzerilerine tıklayınız)

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri