11
Eylül

Mahfuz'un sızlayan kelimeleri...

11 Eylül 2016 Yazar: Esra Karaduman Okay | Köşe adı: KİTAPLARIN FISILTISI
Tüm Yazılar

Mısır’a nereden bakmalı?

Medyanın göstermek istediği yerden mi, kalemi eline geçirenin kendini sosyolog ya da siyasetçi sandığı yazılardan mı?

Mahfuz’un sızlayan kelimelerinden mi?

 

 

AYKIRI AKADEMİ - KİTAP

Yazan: Esra Karaduman Okay

Tasvir ettiği kahvelerin içindeki tütsü kokusu yayılır cümlelerinden Necip Mahfuz’un...

Şehrinin sokakları, kahveleri, evleri ve insanlarının düşünceleri, duyguları edebiyatının temel taşını oluşturur. Karakterlerini sever, sevdiğinden olsa gerek her biri okurun da yüreğinde ayrı ayrı yer eder. Onları Kahire’nin farklı renk ve çizgi taşıyan yerlerinden alıp ustaca işler. Mahfuz’u dünyaca okunur kılan da kuşku yok ki, yereli evrensele taşıyabilen bu ustaca işleme becerisidir. Kitaplarının her biri, yazıya olan aşkı kadar memleketine duyduğu aşkın ilanı gibidir. İçinde yaşadığı toplumun derdiyle dertlenen yazarların soyundandır o. Toprağının kokusu yazısına sinmiş yazarlardandır Mahfuz. 

Bana bu yazıyı yazdıran kitaplar 1950'lerde yazdığı Kahire Üçlemesi… 

Kahire Üçlemesi adı altında toplanan Saray Gezisi, Şevk Sarayı ve Şeker Sokağı Mahfuz’un iki dünya savaşı arasında Mısır‘ın siyasi ve sosyal açıdan değişen yüzünün yansıması.

Abdülcevat ailesi, ülkelerinin sancılı geçen kabuk değiştirme sürecinde yaşayan Kahire’liler. Ahmet Abdülcevat, gezmeyi, eğlenmeyi, içkiyi ve güzel kadınları hayatının merkezine koymuş bir tüccar. Aile reisi olarak ise İslam’ın ve İslam etkisiyle gelenekselleşmiş davranış kalıplarının dışında hiçbir yaşam şekline izin vermeyen birisi. Kafes arkasında hayatını geçiren eşi Emine, toplumun ve diğer tüm etkenlerin kocasına, erkek olması sebebiyle verdiği, sınırsız hakların destekçisi. Şikayet etmez, sorgulamaz. Babanın despotlukları çocukların her birinin kişiliği üzerinde farklı etkiler yapsa da, kendi kişiliklerini istek ve arzularına göre şekillendirme çabaları, babalarına duydukları saygı, sevgi ve korku karışımının etkisinde sürecektir. Ahmet Abdülcevat’ın çocukları tıpkı özgürlüğünü arayan Mısır gibi, değişik esen rüzgarların etkisiyle şekillenip, başka başka fikir ve davranışlarda kök salarak büyüyeceklerdir.

Mısır’ın bu döneme denk gelen siyasi iklimi oldukça sert. Krallık, özgürlük ve bağımsızlık için mücadele verenleri arkasına alan Vafd partisi ve İngilizler arasında geçen sürekli bir denge oyunu siyaset. Zaman zaman ikili ittifakların menfaat hesaplarıyla kurulduğu, özgürlük düşlerinin ayak oyunlarının, çıkar hesaplarının altında ezildiği zor yıllar. Bir tarafta bilimi, özgür düşünceyi, okumayı, yazmayı önemseyen Mısırlı aydınlar, diğer tarafta sosyal yaşamın, adaletin ve diğer gerekli her şeyin tek başvuru kaynağını kutsal kitap olarak kabul eden radikal İslamcı gruplar.

Şimdi, Mısır’a nereden bakmalı? Medyanın göstermek istediği yerden mi, kalemi eline geçirenin kendini sosyolog ya da siyasetçi sandığı yazılardan mı? Mahfuz’un sızlayan kelimelerinden mi?

Sağ elini kullanamaz hale geldiği, görme ve duyma yetisini kaybettiği bir kökten dinci saldırıya uğradığında, bu saldırıyı gerçekleştiren kişi için;

“Saldırgan hakkında ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum, şüphesiz efendileri onu kitabımın İslam’ı aşağıladığına ikna etmişlerdir. O yalnızca itaat ediyordu. Yetkililere yaptığı açıklamalarda kitabı okumadığını doğruladı.”  

diyen Necip Mahfuz, insanı şekillendiren etkenlerin, iyiliklerin ve kötülüklerin, günahların ve sevapların, istek ve arzuların kökenine insan olma halini merkeze koyarak iner. Sonuçları sebeplerinden ayrı düşünmez. 

Ve ülkesinde laik bir devletin kurulacağı günün umudunu hiç kaybetmez.  

 

 

Kahire, İskenderiye ve Asvan sokaklarından...

Kahire'de yaşam 1940lar

Bir dergi sayfasından 1948

Kahire sokakları 1954

Mısır'da devrim 1952

Kadınlar Nasır'ın evinin önünde, 1956

İskenderiye'de halka açık plaj 1950ler

Kahire Üniversitesi 1960lar

Aswan 1966

 

“Yazmayı her şeyden çok seviyorum”

“Ben edebiyata âşık biriyim. İşine inanan ve işini samimiyetle yapan biriyim. İşini, paradan ya da şan ve şöhretten daha çok seven biriyim. Elbette, para ve şöhret de gelirse, hoş gelirler! Ama onlar asla hedefim olmadı. Neden mi? Çünkü yazmayı her şeyden çok seviyorum. Belki çok sağlıklı olmayabilir ama edebiyat olmasa, hayatımın anlamsız olacağını düşünüyorum. İyi dostlarım olabilir, seyahat edebilirim, lüks bir yaşantı sürebilirim ama edebiyat olmasa, hayatım korkunç olurdu. Tuhaf bir şey bu. Ya da aslında pek de öyle sayılmaz, zira birçok yazar böyle düşünüyor. Ama bu demek değil ki, ömrüm boyunca yazmak dışında bir şey yapmadım. Evliyim, çocuklarım var. Ayrıca, 1935 yılından beri, gözlerimdeki rahatsızlık nedeniyle yaz aylarında okuyup yazamıyorum. Bu, hayatımda bir denge sağladı. Allah tarafından gönderilen denge! Her yıl üç ay boyunca, yazar olmayan biri gibi yaşamak zorundayım. Bu üç ay boyunca arkadaşlarımla buluşuyor ve sabahlara kadar dışarda kalıyorum.” (The Paris Review, 1992)

Alıntı: Yeşim Kasap , Milliyet Sanat, Ağustos 2016

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri