11
Eylül

Yetmez Ama Hayır!

11 Eylül 2016 Yazar: Sebla Kutsal | Köşe adı: NÖBETÇİ MEDYA
Tüm Yazılar

"Azınlıkların savunucusu olarak konumlanan “Tarafgirler”, Türkiye’de demokrasi karşısındaki tek tehdit unsuru orduymuş gibi, dini azınlıkların “gâvur” olarak adlandırıldığı ve düşman gösterildiği bir dünya görüşünün içinde büyüyüp, bunu benimseyenlerle kol kola yürüyorlardı."

 

Yazan: Sebla Kutsal

Ahmet Altan, kardeşi Mehmet Altan ile birlikte FETÖ operasyonu kapsamında gözaltına alındı. Altan kardeşlerin gözaltına alınma gerekçesi AA tarafından; darbe girişiminden bir gün önce katıldıkları programda, "darbe çağrışımıyla subliminal mesaj içeren söylemlerde bulunmak" şeklinde açıklandı.

Böyle ilginç gözaltı nedenleriyle karşılaşınca, hele de gözaltına alınan Ahmet Altan olunca insanın aklına ister istemez Taraf gazetesi ve onun 5N1K dâhil olmak üzere gazetecilik ve etikle bağdaşmayan haberleri geliyor.

Haydi, beraberce hatırlayalım Taraf’ın geçmişini…

"Düşünmek taraf olmaktır" sloganıyla 2007 yılında yayın hayatına başlayan gazete yıllarca, FETÖ’nün (elbette o dönemde bu örgüt ismi ortada yoktu) desteklediği yayın organı olmakla itham edildi. Bu sav ne ispatlandı ne de çürütülebildi.

Gazete, yayınlanmaya başladığı ilk günden itibaren, Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili sızıntı belgeler yayınlıyor ve bu sebeple farklı çevrelerde büyük övgü veya suçlamalarla karşılaşıyordu. Adına uygun bir biçimde, Taraf gazetesi etrafında taraf olma hali yaşanıyordu.

Taraf sayesinde/yüzünden TSK’nın “güven duyulan kurum” imajını yerle bir edecek belgelerin mucizevi bir biçimde ağaçtan toplanıp tabakta sunulduğu günlere şahit olduk. Ardından Ergenekon soruşturması geldi. Yaşın yanında kurunun da yandığı süreçte, Ergenekon yapılanması ve soruşturma hakkında pek çok bilgi ve belgenin yayımlandığı gazetede, mağdur olanların mağduriyetlerini destekleyen yazılar, söylemler de gözden kaçmıyordu.

“Ergenekon davası kapsamında tutuklanan gazeteci Ahmet Şık’ın yazdığı kitap Ergenekon projesidir” diyen bile olurken, Mart 2009’da Fethullah Gülen bir röportajında, “Taraf, Bugün ve Vakit gibi bazı gazetelerde yüklenmeler oluyor. Bundan 10 sene önce bunlar yapılamazdı. Bazı söylenmezler söylenir oldu.” diyordu.

Gazete maddi çıkmaza düştüğünde, bir imza dahi istemeden (açıklanamayacak kadar) büyük bir meblağı koşulsuz bir yardım olarak veren iyilik meleği Mehmet Betil yetişiyordu imdada. Kendi sözleriyle Betil; ABD’de okuyup Türkiye’ye dönen, gençliğinde moda olduğu için solcu olan, sonra fikirleri değişen bir bankacıydı. Gazetenin Gülen bağlantısı iddiasını anımsatan T24 muhabirine şöyle diyordu: “Velev ki Fethullah Gülen Cemaati destekledi. Biz buna mı bakacağız, ortaya konan ürüne mi? Ortaya konan gazetecilik ciddi gazetecilerin beğenisini kazandı.”

Kısacası; sivil yönetimler üzerinden elini çekmeyen ordunun zayıflatılması hedefine doğru başarıyla ilerlenirken, “düşmanımın düşmanı dostumdur” diyenler, kurdukları ittifakın meyvelerini afiyetle yiyordu. Azınlıkların savunucusu olarak konumlanan “Tarafgirler”, Türkiye’de demokrasi karşısındaki tek tehdit unsuru orduymuş gibi, dini azınlıkların “gâvur” olarak adlandırıldığı ve düşman gösterildiği bir dünya görüşünün içinde büyüyüp, bunu benimseyenlerle kol kola yürüyorlardı. BDP’nin boykot ettiği, CHP’nin “hayır” oyu kullandığı AKP dayatması 2010 Türkiye anayasa değişikliği referandumu için “Yetmez ama evet” diyerek, iktidar partisinin elini iyice güçlendirmekten de geri durmadılar.

 

15 Temmuz sonrası…

15 Temmuz’da “Darbe girişimi” yaşandıktan yani “Yeni Türkiye”, “Brand New Türkiye” distopyasına dönüştükten sonra, eskiden “-mı acaba?” dedirten parçaları eksik yapboz gün be gün tamamlanarak, akıl kurcalayan nice soruya yanıt oldu. TSK içindeki FETÖ yapılanmasının ne kadar derin olduğunun anlaşılmasıyla, Taraf muhabiri Mehmet Baransu’nun TSK’yı zor duruma düşüren belgeleri nasıl edindiğine dair iddialar da oldukça güçlenmiş gibi görünüyor.

Ahmet Altan, “Kandırıldım” demek yerine, Baransu’nun arkasında durdu. Bugün ise, “sübliminal” bir nedenle, kardeşiyle birlikte gözaltında. Belki Baransu da “kandırılmıştı” ya da hepimiz hala kandırılıyoruz, görmemiz istenen resim elimize tutuşturuldu belki, kim bilir…

Her hâlükârda, düşmanı alt etmek için tüm yolları mubah bilerek nice suçsuz canların yandığı ateşe benzin atan bu isimlerin günahı büyük. Bugün pişman olsalar da YETMEZ, AMA onların da desteğiyle meşrulaşan ve yargının yerini alan “yargısız infaz” uygulamasına kurban gitmelerine, gerektiği takdirde nefesimiz yettiğince HAYIR diyeceğiz.

 

 


Kapak tasarımında kullanıman illüstrasyon OMG Art&Design adresinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri