15
Temmuz

Neden Hep Fransa?

15 Temmuz 2016 Yazar: Sebla Kutsal | Köşe adı: NÖBETÇİ MEDYA
Tüm Yazılar

Fransa'nın şık sahil şehri Nice'de 14 Temmuz kutlamalarında yaşanan Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) katliamı hepimizin kanını dondurdu.

IŞİD tarafından, 7 Ocak 2015'te düzenlenen Paris saldırıları (Charlie Hebdo), 13 Kasım 2015'te Paris'in Bataclan konser salonu başta olmak üzere birden çok yerinde gerçekleştirilen saldırılar ve ardından yaşanan bu vahşet insana, "Avrupa ülkeleri arasında neden hep Fransa?" diye sordurtuyor.

 

HABER - ANALİZ: Sebla Kutsal

Fransız arkadaşlarımı ve sokaklarını küçük yaştan beri aşkla arşınladığım bu güzel ülkenin içinde bulunduğu çıkmazı görünce içim buruluyor, halk için derin bir üzüntü içerisindeyim; tıpkı dünya üzerinde yaşayan daha pek çok halkın makûs talihine şahit olurken hissettiğim gibi... 

Hep medeniyet ve demokrasi götürdüler…

Öte yandan, Fransa'da İslami terör yaşandıkça şaşırdığımı söylersem yalan olur; halklar ve devletler birbirlerinden ayrı değerlendirilmeli, devlet aygıtının soğuk, duyarsız, acımasız yüzü, halkın kan ve gözyaşıyla kaplı yüzüyle karıştırılmamalı. Almanya yenilince bizim de yenilmiş sayılmamız gibi, Fransa'nın "İslam coğrafyalarına medeniyet götürdüğü" sömürgecilik geçmişi, göz yumduğu, teşvik ettiği, bizzat gerçekleştirdiği cinayetler bugün kendi yoluna döşediği mayınlar olarak karşısına çıkıyor.

Peki devleti yönetenler bundan ders çıkarıp, "Biz bundan böyle kendi işimize bakalım, sadece kendi topraklarımızla ilgilenelim" diyor mu? Söz konusu iktidar, para, iç ve dış siyasette kuyruğu dik tutmak olunca durmak yoktur, hangi yola çıkıldıysa ona devam edilir. Mabat açıkta kalsa da o kuyruk hep diktir! Lafı nereye mi getireceğim?

Kıvrak dış siyaset

Hatırlayın; "Arap Baharı" denen, Tunus'ta başlayan zorlama devrimde (Her devirme eylemi devrim midir? http://www.hurriyet.com.tr/ondan-ogrenilecek-cok-sey-var-19328673 ) Fransa'nın nasıl bir tutum sergilediğini... Ekonomik ve siyasi çıkarlarını muhafaza eden otoriter rejimlere yıllarca her türlü desteği veren, bölgede meydana gelen baskı politikasına göz yuman, insan hakları taleplerini göz ardı eden ülke, Tunus'taki ilk kıvılcımda henüz ne olduğunu idrak edemeden Bin Ali hükümetinin yanında yer aldı, hatta Tunus rejimine protestoları bastırması için polis desteğinde bulunabileceğini açıkladı. İsyan dalgası Mısır’a uzanınca hala sersemliğini üzerinden atamamıştı; ülkede Mübarek’in yönetimi altında kontrollü geçişten yana tavır aldı.

İki ülkede de isyanlar bastırılamayınca ayan Fransız liderler, dümenin başına geçip istikameti değiştirmek zorunda olduklarını anladılar ve imajlarını kurtarmak için Libya'daki protestoları fırsat bildiler. Libya krizinin tüm Batı'nın meselesi haline gelmesinde öncü rol oynayan Fransa'nın hava kuvvetleri Kaddafi'nin yerini ilk olarak tespit eden birlik oldu. Hatırlarsanız, devrik liderin canlı yakalandıktan sonra infazına da göz yumulmuştu. Fransa, "iktidara destek"ten "halka destek"e doğru evrilen bu kıvrak dış siyasetiyle pragmatizmin tarihe geçecek bir örneğini sergilerken, Libya'daki aşiretler birbirine girdi, herkes birbirini öldürür hale geldi. Fransa'nın o günlerde büyük bir zafer diye tanımladığı olay sonrasında bugünkü Libya, "Bahar" öncesine kıyasla çok daha kötü durumda.

Ödüllü soru!

Suriye'de ise, Libya'daki gibi etkin rol oynamaktan çekinen Fransız hükümeti, "ılımlı muhaliflere" el altından silah yardımı yaparak yine arı kovanına çomak sokmaya devam ediyor. Bakınız, Der Spiegel dergisi tarafından ele geçirilen AB Komisyonu raporuna; AB ülkeleri Suudi Arabistan’a silah ihraç eden ülkeler arasında ilk sıralarda. Peki, 2010 yılında Riyad’a toplamda 3,3 milyar dolarlık silah ihracatı yapan AB ülkelerinin başında hangi ülke var sizce? (Bilene dev boy Kaddafi posteri!)

Kıssadan hisse: Yüce Karl Marx! Her savaşın nedeni-sonucu onun öngörülerine bağlanıyor yine... Doğuşunda sınıf mücadelesi bulunan devlet aygıtı "sömürenle sömürülen arasında sürekli çatışma" halinin en kanlı şeklini üretmeye devam ediyor. Sömürülenlerin sömürenlerden intikam aldığını sanarak aslında onların yarattığı düzeni beslediği bu karmaşık denklemde kan akmaya devam ediyor, edecek. İktidar sahipleri, onu korumak pahasına ülkeleri deneme-yanılma tahtasına çevirecek.

Bu kader midir, değişmez mi?

Gariban halkların gariban olmayan "crème de la crème" kesimi elbette bu vahşetten muaf olacak, sömüren hep paçayı sıyıracak. “Bahar” sonrası ibretlik haber: "Dubai'deki emlak fiyatlarının yükselişe geçmesi Mısır, Libya, Suriye ve Tunus gibi istikrarsız ülkelerde yaşayan varlıklı bireylerin paralarını ve bazı durumlarda ailelerini korumak için buraya gelmesine bağlanıyor. Orta Doğu'da yaşananlar Paris ve Londra'daki ev fiyatlarını da yükseltti."

Ezilenler her hâlükârda daha çok eziliyor, her kıpırdanma onların aleyhine oluyor. İbretlik rapor; Thomson Reuters'ın araştırmasına göre Mısır, "devrim"den sonra, kadınlar açısından Arap dünyasında Suudi Arabistan'dan sonraki en kötü yer haline geldi.

Çözüm; Devlet babadan medet ummamak… Devletler üstü sivil inisiyatiflerle, sömürülenlerin gücünü tek yumrukta toplamak. Elbette yazıldığı kadar kolay olmayacak, ama imkânsız da değil!

Not: Bu bir “Oh olsun Fransa’ya” ya da “Batı’nın geri kalanı sütten çıkmış ak kaşık” yazısı değildir.

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri