27
Haziran

Kelepçeli Kadınlar

27 Haziran 2016 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

Sevmek, evlenmek, bir erkeğe kendini güvenle teslim etmek; bu ülkede hepsi bir zincire hatta prangaya dönüşüyor bir süre sonra. Yakın zamanda tanık olduğumuz Çilem Doğan olayı bizleri, vicdanlarımızı sarstı. Bir suçun cezası verilirken, o suça kişiyi sürükleyen nedenler görmezden gelinemezdi. Bir kravat ceza indirimine yol açarken, nefsi müdafaa sayılacak bir eylem, 15 yılla karşılaşmamalıydı.

 

Yazan: Gülşah Elikbank

Duygu Asena’nın kalemi ile ilk kez tanıştığımda lise sıralarındaydım. “Kadının Adı Yok” diyordu ve ben babasız büyüyen bir genç kız olarak bunu çok iyi biliyordum. Simone de Beauvoir’ı keşfetmem de Asena ile aynı yıllara denk düşer. O yıllar, insan kendini anlayan bir başka yüreğin, kalemin izini sürer çünkü. Bugün her birimiz bu kadar cesur oynatabiliyorsak kalemlerimizi bunu ustalarımıza, bunun bedelini ödeyenlere borçluyuz. Sümen altı yapılan, yasaklı konular yazıldıkça, konuşuldukça, meşale bizden ileri taşınacak şüphesiz. Belki derin acılar dilsizdir ama onların sesi olacak cesur kalemler her zaman olacaktır. İşte elimdeki kitap, Canan Tan’dan “Kelepçe” bana bunları düşündürdü. Kadın mahkumların öyküsünü irdeleyen, onların iç dünyasını, suça bir şekilde bulaşmış kalplerini bize anlatan bu roman çok hoşuma gitti.

“Kelepçe” romanının ilk tohumu Tan’ın “Çikolata Kaplı Hüzünler” adlı kitabındaki baş kahraman olan Yeter’in cezaevine düşüşünün hikayesiyle atılmış aslında. Onun hikayesi diğer kadınlarınkini de beraberinde getirmiş. Orada Yeter’in öyküsüne adını veren “Zincir” tüm roman boyunca bizi farklı düşüncelere sevk eden bir metafor görevi görüyor. Sadece Yeter’in değil, bu ülkede yaşayan tüm kadınların benzer zincirleri var ne de olsa. Sevmek, evlenmek, bir erkeğe kendini güvenle teslim etmek; bu ülkede hepsi bir zincire hatta prangaya dönüşüyor bir süre sonra. Yakın zamanda tanık olduğumuz Çilem Doğan olayı bizleri, vicdanlarımızı sarstı. Bir suçun cezası verilirken, o suça kişiyi sürükleyen nedenler görmezden gelinemezdi çünkü. Bir kravat ceza indirimine yol açarken, nefsi müdafaa sayılacak bir eylem, 15 yılla karşılaşmamalıydı. Nitekim adalete olan inancımızı tazeleyen bir karar geldi. Çilem artık özgür. Kelepçelerden biri açıldı. İşte böyle romanların en sevdiğim yönü, insana konu hakkında bir çıkış noktası sağlaması, farklı öykülere, gerçeğe doğru sürüklemesidir. Bilirsiniz ki, hayat her zaman kurguyu aşar. İnsan o nedenle düşer bir hikayenin perde arkasında yatanların peşine, söylenemeyen sözlerin ardına bu nedenle takılır. Paul Klee’nin söylediği gibi, sanat göze görüneni yansıtmaz, görünür kılar. İşte romanlar da görmezden geldiğimiz ülke gerçeklerini, kadının üzerindeki kara bulutları böyle görünür kılıyor.

Yahya Kemal, insanın ufku insandır, derken ne kadar da haklıydı. Kelepçe’de anlatılan kadın tutukluların hikayelerini okudukça insan bunu da çok idrak ediyor. Canan Tan’ı da en çok şaşırtan, kadınların da her türlü suça bulaşabildiğini görmek olmuş bu romanın araştırmasını yaparken. Çünkü her şey insan için. Suçla, cinayetle aramızda o kadar da keskin çizgiler yok. Hele bizimki gibi bir ülkede; asla.

Friedrich Dürrenmatt, sadece aşkta ve cinayette samimi oluruz, derken haklı mıydı acaba? Türkiye’de en fazla mahkum hırsızlık, uyuşturucu ve adam öldürmeden yatıyor oysa cezaevinde. Çoğu ilkokul mezunu bu suçluların. Yine de Türkiye’de kadın suçluluk oranı çok düşük. Yalnızca yüzde 3. Ülkemizdeki cinayet faillerinin yüzde 95’i erkek, sadece yüzde 5’i kadın. Canan Tan’ın romanda da altını çizdiği gibi, kadınlar mecbur kalmadan öldürmüyor. Planlı hareket etmiyor. Oysa erkekler için bunlar planlı, tasarımlı eylemler. Erkekler en çok aldatma şüphesi, barışma isteğinin reddi, kadının ayrılma isteği ve sözde namus cinayeti işliyor. Türkiye’de öldürülen her iki kadından birinin katili, kocası.

Canan Tan’ın anlattığı farklı kadın hikayelerinde beni en çok çocuğunu cezaevinde büyüten annenin öyküsü etkiledi. Çocuğu 6 yaşına gelince ondan alınacak ya bir yakınına verilecek ya da devlet korumasına alınacak. Kanunlar böyle ülkede. Devlet korumasının ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz artık. Bu daha çok bir ceza gibi çocuklara, hele anne içim tam bir işkence.

Romanda da gördüğümüz gibi, suça bulaşan kadınların çoğu, erkek bir yakını sayesinde o suçun ortağı olmuş. Elbette herkes de mağdur değil. Suç işlediğinin oldukça bilincinde olan, bunu da hayattan intikam almanın bir yolu gören kadınlar da var. Kelepçe, içinde yer alan öykülerle konuyu işaret eden ama sert gerçeklerin irdelenmesini bize bırakan bir roman. Tan’ın yazmak için epey araştırma yaptığını, İzmir’de cezaevi ziyaretlerinde bulunduğunu biliyorum bu roman için. O nedenle ayrıca kıymetli bir çalışma. Lise yıllarımdan bu yana, ülkede kadına dair hiçbir ilerleme kaydedemediğimizin de acı bir yüzleşmesi aslında Kelepçe.

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri