07
Haziran

Tam üç yıl oldu… Zihnimde çıkamadım o evden hâlâ…

07 Haziran 2016 Yazar: Eren Aysan | Köşe adı: ::::
Tüm Yazılar

“O kadar kalabalığız ki…” diyorum. “Hangi birinden konuşalım da yeniden yanalım? Zeki Tekiner’in tetikçisinin salıverilmesinden mi, Yusuf Ekinci cinayetinin aydınlatılamamasından mı, Abdi İpekçi’nin katilinin reklam malzemesine dönüştürülmesinden mi, Sivas’ın zamanaşımına kurban gitmesinden mi, Kemal Türkler’in kızının, ‘Ben babamın katilini gördüm’ demesine rağmen çığlığının duyulmak istenmemesinden mi, Cavit Orhan Tütengil’in katilinin Meclis’e girip bir de İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olmasından mı?” 

O an hepimiz Nazım’ın dizeleri gibiyiz, “geberiyoruz kederden…”

 

Yazan: Eren Aysan

Sımsıcak bir Temmuz… Ankara… Atkestaneleri yeşillenmiş ama kalbimiz ateş hattında. “Esmiyor… hiç…” diyorum yolda. Susuyoruz. Arabayı Özge kullanıyor, Alaz, Gül Teyze, Sertaç ve Bülent… Yolda duruyoruz bir şeyler almak için… Dükkan sahibi yüzümüze bakıyor: “Abla, taziyeye mi gidiyorsunuz?” Bir iki içecek iliştiriyor torbaya. “Bu da bizden olsun!” 

Kapının önünü kaplayan ayakkabıların yanında çıkartıyoruz ayakkabılarımızı. İçimden “Ethem’in ayakkabısı yok” diyorum. Belki de ayakkabılıktadır, sahibini bekliyordur öylece. Bir daha Ethem giyemeyecek onu… Şişmiş gözlerimizle acılı gülümseyişlerin karşısına oturuyoruz. Bir süre bakışıyoruz öylece…  

Sözü Gül reçelimiz alıyor… Gül Teyze 7 Kasım 1980 günü gözaltına alındıktan sonra öldürülen Onur – Sol yayınlarının sahibi İlhan Erdost’un eşi… Önce, Toplumsal Bellek Platformu’ndan söz açıyor:

“Bizler, bu ülkede payımıza düşen acıları ta can evimizde yaşamak zorunda kaldık. Sevdiklerimizi siyasi cinayetlerde yitirdik. Bizi acılarda akraba ettiler. Düşüncelerimiz, yaşama bakışımız farklı olsa da; evimizin, yüreğimizin içine düşen korla, ortak paydamız olan acımızla birleştik. Bizim yerimize adalet konuşmalıydı. Biz konuşuyorsak adalet yoktur.”

Ethem’in kardeşi Mustafa masanın yanında bir sandalyeye oturmuş: “Ben hepinizi tanıyorum” diyor. Yeniden susuyoruz.   

 

Tam üç yıl oldu…. Zihnimde çıkamadım o evden hâlâ…

Batıkent’teyiz, buram buram emek kokuyor her yan. Kapalı balkona bakan perde uçuşuyor. Kalbim gibi… Bir genç kız çay ikram ediyor.

Alaz sözü alıyor. Alaz İlhan Erdost’un kızı…

“Bizim de başımıza geldi. Babamın kalp krizi geçirdiğini iddia ettiler örneğin, Özge’nin babasının otopsi raporunu mavi gözlü olarak çıkardılar, Eren’in babasının aranan katillerine ehliyet verdiler... Yalan söyleyecekler. Hazırlıklı olun. Başladılar da zaten yalanlarına.”

O sırada feryad ediyor Ethem’in annesi:

“Beş çocuğum vardı, birini katil aldı.”

 

Tam üç yıl oldu. Zihnimde çıkamadım o evden hâlâ…

Yemenisi omzuna bağlayan bir anne var karşımda. Bütün acılı anneler gibi kıpırtısız, bir anıt gibi duruyor öylece. Arada “ah” ediyor. Çayı yudumlamaya çalışıyoruz. Boğazımız düğüm düğüm.

Bülent sözü almak istiyor. Kalakalıyor öylece. Bülent 17 Haziran 1980’de öldürülen Nevşehir eski milletvekili Zeki Tekiner’in oğlu… Yalnızca “yanınızdayız” sözü dökülüyor dudaklarından.  

Mutfak kalabalık. Çay bardaklarını kaldıralım diyoruz, hemen elimize yapışıyor bir kadın. Sonra bana diyor, “Sizi tanıyorum ben… Behçet Aysan’ın kızı Eren’siniz” Başımı sallıyorum çaresizce. O an hepimiz Nazım’ın dizeleri gibiyiz, “geberiyoruz kederden…”

Kız konuşmaya devam ediyor: “Biz de bu akşam yola çıkıyoruz, yarın Sıvas’ın yıldönümü… Anmaya gidiyoruz.”

Sertaç dayanamıyor. İlk defa onun gözlerinin buğulandığını görüyorum. Kaçıp gitmek istiyor, elini tutuyorum, izin vermiyorum. Sertaç 90’lı yıllarda öldürülen Kürt avukat Yusuf Ekinci’nin oğlu… Konuşamıyor.

Alıyorum sözü. “O kadar kalabalığız ki…” diyorum. “Hangi birinden konuşalım da yeniden yanalım? Zeki Tekiner’in tetikçisinin salıverilmesinden mi, Yusuf Ekinci cinayetinin aydınlatılamamasından mı, Abdi İpekçi’nin katilinin reklam malzemesine dönüştürülmesinden mi, Sivas’ın zamanaşımına kurban gitmesinden mi, Kemal Türkler’in kızının, ‘Ben babamın katilini gördüm’ demesine rağmen çığlığının duyulmak istenmemesinden mi, Cavit Orhan Tütengil’in katilinin Meclis’e girip bir de İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olmasından mı?” 

Ethem’in kardeşi Mustafa boynunu büküyor: “Biz hazırlıklıyız. Biliyoruz zamanla yalnızlaşacağız” diyor. Haklılığı metanetiyle birleşiyor öylece…

Sözü Özge alıyor. Özge 24 Ocak 1993 yılında öldürülen araştırmacı gazeteci – yazar Uğur Mumcu’nun  kızı:

“Ailemiz büyümesin istemiştik, 2009 yılında bir araya gelirken. Gözlerimizin önünde bir cinayet daha işlendi. Bebekten katil yaratan el yeniden harekete geçti. Bu süre boyunca platform ailemiz, cezasızlık (impunity) kavramına vurgu yaptı sürekli! Cezasızlık en korkuncu… “

Mustafa başını sallıyor: “Adaleti sağlamak adına derin bir mücadeleye gireceğimizin farkındayız!”


 

Bilirkişi gibiyiz. Hepsini yaşamışız. Söylenecekler var, söylenemeyecekler de. Biz bir yeri, hep başka bir acı için terk etmeye hazırlanıyoruz. Sarılıyoruz birbirimize. Öyle kalsak diner mi sızı? Hayır. Çünkü biliyoruz; hep acır. Hep kanar. Hep yanar!

 

Tam üç yıl oldu. Zihnimde çıkamadım o evden hâlâ…

Dışarıya kendimizi atıyoruz. Bir süre işçi bloklarının olduğu yerde sigara içiyoruz.

Alaz alıyor sözü:

“Kokusu bu evde kalamayacak, bir gün kaybolacak’ diyemedik. ‘Bu kalabalık dağılacak, bir başınıza kalacaksınız, ağlamaktan usanmayacaksınız’ diyemedik... ‘Geçecek ama meraklanmayın... Yanmayacak anneciğim için bu kadar, eskisi gibi güleceksin kahkahayla’ diyemedik... Yalan söyleyemedik...”

 

Gidip bir şeyler içelim diyoruz. Bir masanın etrafında oturuyoruz sonra… Hepimizin aklı o evde… Biliyoruz. Çıkamayacağımız bir âna hapsolmuşuz. Öylece bekliyoruz. Avlanmayı bekleyen birer ceylan gibi..

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri