13
Mayıs

“Berkin’i niye herkes tanıyor baba?”

13 Mayıs 2016 Yazar: Aykırı Akademi

Enver Aysever, televizyon programıyla aynı adlı bir kitap yazdı:AYKIRI SORULAR. Aysever ile ‘özgürleştiren’ sorularını konuştuk.

 

Söyleşi - Hürriyet/ İpek İZCİ- Fotoğraflar: Selçuk ŞAMİLOĞLU

Bu kitap,'Aykırı Sorular' programınızın bant çözümü değil. Neden aynı ismi tercih ettiniz?

İçeriği farklı olduğu halde kitabın adını ‘Aykırı Sorular’ koydum çünkü bu ad yaşasın, alışkanlık olsun istiyorum. Yeni bir dil lezzeti yaratmak, düşünme biçimi geliştirmek için çabalıyorum. Bilgiye ulaşmak kolay. Ama oradan yola koyulup, yaşama anlam katmak o denli kolay değil. Rüzgâra kapılmadan, hatta gerektiğinde karşına alarak yürüme cesaretidir sormak, sorgulamak.

Ve bu kitaba da kendinize soru sorarak başladınız...

E tabii. Sen de sonuç itibariyle Türkiye'yi  gören, dünyayı anlayan bir insan olarak farkında olmadan ruhunun ya da düşüncenin derinliklerinde soruyla dolaşırsın. Biraz mesleki bir şey bu. Sadece bu meslekte olanlar değil, akademisyenin de bu merakının olması gerekir, felsefecinin, sanatçının filan; bunu çoğaltabiliriz. Biraz kaygı güden herkesin sorularının olması gerekir. O halde zaten bu sorular bizim içimizde vardı. Ha Türkiye’de bu soruların olması gerekir diyorum, orada başka bir parantez açmamız lazım. Türkiye’nin sahici soruları var mı? Yok. Ezberletilmiş soruları var. Özgün soru sormak çok zordur.

Ezberletilmiş sorular nedir?

Esas soruları gizleyen ve esasen düşüncenin önünü kapatan sorular. Kişisel gelişim kitaplarında konu edinilen, kariyer planlaması için uydurulan sorular. Edebiyat, felsefe olmaksızın soru sorulamaz. Hap bilgilerle de olmaz. Sadece bir kandırmaca yaratılır ve o zemin üzerine oyalanır kişi. Yaşamın sesini işitmek için derinlemesine bakmak gerek. Düşünmenin kendi zamanını bulmak, ritmine uymak gerekir. Özgün bir soru için, belki bir ömür yetmez bile!


Kitaptaki en zor soru da şu mu: Berkin’i niye herkes tanıyor?

Bu, kızım Nisan’ın bana sorduğu bir soru. Hakikaten güç bir soru, çünkü hepimiz küçücük bir çocuğun, Berkin’in hayatta kalması için farklı nedenlerden dolayı acı çekerken, kimimiz bir çocuğun vurulma biçimini çok kederli bir şekilde görüp üzülürken kimimiz o vurulmanın hepimizin vurulması olduğunu gördü. Kimimiz “Artık Türkiye’nin bu karanlığında geri dönüş olabilir, bir çocuk  uyanır ve dünyaya gözlerini açabilirse” dedik. Olmadı. Fakat küçücük bir çocuğu herkes tanıdı. Ve o çocuk da tanındığını bilmiyor bu arada. Evet, onunla aynı konumda, çocuk Nisan. Bir gün “Berkin’i niçin herkes tanıyor baba ” dediğinde cevabı çok dramatik. Acılı ve çok Türkiye’yi tarif eden bir neden.

Yanıtladınız mı?

Evet zor bir soruydu, yanıtladım mı onu da bilmiyorum. Çünkü bazen sorunun soru olma anlamı ve değeri, başlı başına bir olgudur. Yani bir cevaba ihtiyaç duymaz.

Sorguladığınız konulardan biri de şu: “Bir insan dünyayı değiştirmeye olan inancını yitirmişse, niçin yaşar?” Sizin böyle bir inancınız var mı?

Tabii var. Ama tekrar ediyorum. Bu inanç “Bunu mutlaka başaracağım” duygusuyla oluşmadı, bunun sonunu mutlaka göreceğim. O kadar aptal değilim. Ama şöyle bir duygu var: Burada bir yerden çekiyorum, dürtüklüyorum; eksiğim fazlamla... Bir başka yerde de birisi çekiştiriyor, biri film, biri tiyatro, biri buluş yapıyor filan. Peki, neden yapıyoruz bütün bunları? Hepimiz farkında olmaksızın belki de aynı dürtüyle yaşamdaki varlığımıza bir anlam katmaya çalışıyoruz. Bunun farkındayız çünkü bunun gibi insanlar var tarihte, öğreniyoruz. Bir yandan da kötülüğün daha kolay olması durumu var. Nasıl ki soru sormak güçse, soru sormadan yaşamak da kolaylık. Dolayısıyla kötü kalmak daha basit. Yanınızda bir kedi öldüğünde, kafanızı çevirip gidiyorsanız o da kötü olmaktır. Kolaydır bu. O halde şuna olan inancım tam: Birileri dürtükleyecek, mücadele edecek ve birileri de o vasatta mutabakatını sürdürecek. 


“Çocuklar geleceğimizdir” cümlesinden neden hoşlanmıyorsunuz?

Bencilce ve ben bunun haksızlık olduğunu düşünüyorum. Çocuğa biz sevgiyi, saygıyı, şu rüşvet için mi gösteriyoruz: Yarın ben yaşlanacağım, eline düşeceğim, beni iyi hatırla ve beni koru. Hayır. Biz bir çocuğun çocuk olarak değerini ve çocuk olarak hak ettiği saygıyı, sevgiyi, ilgiyi, bir birey olarak varlığını anlamlı bulabilmeye tahammül edemiyoruz. Hiç kendimizle ilgilisi olmadan, sadece ona ait bir saygıyı göstermeden, “Çocuklar geleceğimiz” diyoruz. Peki, bugünümüzdeki çocuk olma hali üzerine neden kafa yormuyoruz? Çocuğa her türlü zulmü yapıyorsun, kötü meyve yediriyorsun, kötü sebze, çünkü doğa kötü, bahçeye çıkamıyor. Sen bir kere geleceğine iyi davranmıyorsun. Ama daha önemlisi, neden böyle yararcı bir ilişkiye giriyoruz ki?

(Söyleşi 13 Mayıs 2016 tarihinde Hürriyet Gazetesi Eki'nde yayınlanmıştır)

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri