02
Mayıs

Sonu Olmayan Şiir “Tanrı Belki Esirger Aşkı”

02 Mayıs 2016 Yazar: Aykırı Akademi

 

Yazan: Gülşah Elikbank

Mısra benim haysiyetimdir, diyen şairleri düşünüyorum; elimdeki kitabın sayfaları arasında kendimi kaybederken. Okuduğumuz şiirler de bizim yüreğimizin bu hayata düşmek istediği sabırsız, tarafsız ama onurlu izlerdir belki. Yeni bir şairi; onun dizeleri üzerinden kendi içimizdeki yabani, ürkek ama sahici yanı keşfedince, büyülenmemizin nedeni budur belki de. Dünya, bizim için döndüğü hızda dönmez şairler için, bilirim. Evrene, kainata, kadına ve aşka başka türlü değer bir şairin gözü. Bir romancının yüz sayfaya dokuduğu metni, iyi bir şair iki dizeye sığdırır bazen. O yüzdendir ki, dünyanın milyarlarca yıllık serüveni bir göz kırpış mesafesidir bir şaire. İyi romancıların çoğunun yolunun önce şiire uğraması da bu nedenledir.

Onur Behramoğlu’nun incelikli, yürekli çevirisi sayesinde tanıdığım, tanıdıkça eski zamanların birinde kalbine dokunduğumdan emin olduğum bir şairin kitabıyla baş başayım kaç gecedir. Yehuda Amihay’ın Tekin Yayınevi’nden çıkan “Tanrı Belki Esirger Aşkı” kitabı. Ben hayatı şiirle anlayabilenlerdenim. Bu sebeple, beni anlayan bir şair bulduğumda kendimi evrenin sırlarından birine yaklaşmış gibi kutsanmış hissederim. Bir kitabı elime aldığımda ilk olarak rastgele bir sayfa açarım; ilk bakış ilk aşk gibidir biraz. Ya seversiniz ya da o anda vazgeçersiniz. İlk okuduğum sayfadaki “Kudüs” şiirinin dizeleri neden Amihay’a kendimi yakın bulduğumun yanıtı gibiydi.

“Bir sürü bayrak dikmişiz,

Bir sürü bayrak dikmişler.

Mutlu olduklarını düşünelim diye.

Mutlu olduğumuzu düşünsünler diye.”

Bu mısraları okuduktan sonra, çevirmeni Behramoğlu ile uzun uzun varoluşumuzu, dünyanın kalıpları, kuralları içinde sıkışıp kalmışlığımızı, ebedi yalnızlığımızı, çaresizce kendimize aradığımız çıkış yollarını konuştuk. Dört cümle bizi uzun bir ömrün sorgulanmasına savurmuştu. İşte iyi şiir budur. Felsefedir, hayatın bir cümleyle özümsenmesi, yüzümüze posasının fırlatılmasıdır. Çünkü hayat, şairin dediği gibi; otuz iki defa giysek de hala oturmuyordur üzerimize. Bir başka şairin çığlığında dile getirdiği gibi; dilce susulup bedence konuşulan bir çağda kolay anlaşılmayacak, elbet. Çünkü insanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır. Şairler ise hem duyan, hem ilk çığlığı atan, üstelik ilk nefesi kesilen, ilk kavgaya soyunan… Adı insanlar hizasına yazılan herkesin ortak derdi, başını vurduğu ilk taş; şiir.

Sonrasında okuduğum ikinci şiir ise, gecelerdir aklımda, kulağımın içinde yankılanıp duruyor. Bu dünyadan bu satırları yazan özel bir adam geçti. Ömrüme teğet geçse de, dizeleri benimle; işte ellerimde. Gözlerimin değdiği bu satırlar, yıllardır söylemek isteyip de bir türlü doğru kelimeleri yan yana getiremediğim bir şarkının notaları sanki. “Aşkımız Esnasında Evler İnşa Edildi”

“Ve çılgınca da olsa yaptıklarımız,

Fazlaca yoldan çıkmamışız belli ki,

Fazla kaçırmamışız rahatını dünyanın, uykularını

Kaçırmamışız insanların.

Ama şimdi her şey bitti.

Yakında;

İkimizden geriye kimse kalmayacak

Unutmak için ötekini.”

Çok uzun süredir, aşkı, onu yaşama biçimini, Tanrı’yı ve ölümü bu kadar anlamış, algılamış ve özümsemiş bir kalemle karşılaşmamıştım. “Ben gençken, bütün ülke gençti.” diyecek kadar yaşamın tuhaf kimyasını kavramış bir adamdan söz ediyoruz. “Bilirim ki ölülerin umudu onların geçmişidir ve Tanrı almıştır onu ellerinden.” diyecek kadar ölüme yakın soluk almış, yine de yaşamdan taraf olmuş bir şairin sözlerini duyuyoruz. Yaşadığı coğrafya bakımından, ölümün tüm gerçeklerini, uğruna ölünenleri görmüş fakat daha çok nelerin uğruna yaşanması gerektiğine kafa yormuş farklı bir kalem, Amihay. Bir başka usta şair Altıok’un dediği gibi; şiirin yalnızlığı senin de yalnızlığındır ve bu yalnızlık şiirin değil senin sonun olacaktır. Her çağın şairi Anday’ın bilgeliğiyle şiire dönüşen ve bizi uyaran da bu değil midir? Uyumayacaksın, derken. Memleketin hali, seni seslerle uyandıracak, oturup yazacaksın, diye bizi uyardığı hani.

Kimimizin içinde yaşayıp hiç uğramadığı dünyaya, sahici bir iz bırakır şairler; kendi kabuk tutmayan yaralarıyla. Her şairde başka yan kanar, ama illa kanar. Bir kanatan vardır çünkü. Birhan Keskin’in o çok sevdiğim dizesi gibi; bir anlatana bir anlatılan gerekir. Bunu düşünürken Altıok’un sözü geliyor aklıma; acı gereklidir ama yeterli değildir. Aslolan, bu acıyı bir sıçrama tahtasına dönüştürebilmektir. Başkaldırabilmektir. Amihay’ın şiiri önce ölüme, sonra Tanrı’ya ama en çok insanın kendi açmazına bir başkaldırı bana kalırsa. Yaşamla ödeşmenin şairce bir yolu belki de.

Geç de olsa Yehuda Amihay’ı tanımaktan, gecelerime eşlik etmesinden mutluyum. Çünkü artık bir ayrılık anında şu sihirli etkiyi yapan cümleyi mırıldanabilirim. “Birlikte kalmış olsak, bir sessizlik olabilirdik seninle.”

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri