30
Nisan

1 Mayıs Üzerine Görüşler-2: Aydemir Güler

30 Nisan 2016 Yazar: Aykırı Akademi

“Sendikal hareket politik ve ideolojik olarak yanlış konumlandı. Kendini tüketmesinin biricik nedeni bu değildir; ama emekçi sınıfların bugünkü gerileyişinin, dağılmasının faktörlerinden birine dönüşmesinin nedeni basbayağı budur.”

Aydemir Güler, Komünist Parti Merkez Komite Üyesi

 

Aykırı Akademi: 1 Mayıs'ta Taksim'in tarihsel anlamını, önemini biliyoruz. Ancak bu yıl kutlamaların Bakırköy'de yapılması yönünde karar alındı. Taksim'in tarihsel önemi hem de Bakırköy kararı üzerinden değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Aydemir Güler: Taksim’in önemi 1977’yle açıklanıyor genellikle. Doğru değil. Örneğin; 1961 sonundaki Saraçhane mitingi için valilik, İstanbul İşçi Sendikaları Birliği’yle bayağı didişir Taksim’de yapmasınlar diye. Çünkü Taksim daha o zamanlar kentin en önemli merkezi olmuştur ve siyaset elbette yüzü merkeze dönük olarak yapılır. Bu sosyal açıdan, işçi sınıfı için çok daha önemli. Burjuvazi, emekçileri kent merkezinden sürmeyi her zaman gözetti. Günümüzün şu finans ve turizm üssü kentlerinde işçi sınıfına hakikaten yer yok. Gelecekler, servis yapıp dönecekler! Ama elbette bir de 1977 katliamı var. Solun ve işçi sınıfı hareketini çıktığı zirveden indirme ve en ağır darbeyi vurma planının açılışı yapıldı orada. Üç buçuk yılda darbe! Senaryo itinayla hazırlanmıştı emperyalizm ve büyük sermaye tarafından. Kontrgerilla, faşist hareket ve ordu sahneledi. Diğerleri de yardımcı oyunculukları üstlendiler veya sineye çektiler. Bitmedi, biz orada Mehmet Akif Dalcı’yı verdik. Yıllar öncesinde de Kanlı Pazar! Taksim’in adını emekçiler 1970’lerde “1 Mayıs Alanı” olarak değiştirmişlerdi bile. Elbette ısrar edeceğiz, elbette tarihsel ve toplumsal anlamı izleyeceğiz. Bizim geleneğimiz Taksim konusunda yıllarca “tek ve birleşik 1 Mayıs” önerisini sendikaların ve diğer kesimlerin önüne koymuştur.

Ama! Taksim ısrarı bu değildi.

Bir: çözülen, hatta dökülen bir sendikal hareket, Avrupa Birlikçilik, Demirelcilik, liberallik, sade suya demokratlık yapmakta herhangi bir sakınca görmeyen bir sendikal hareketin ayıbını örtmek tarihe sahip çıkmak değildir.

İki: Taksim’i geri almak önemlidir, ama bu uğurda 1 Mayıs kutlamaktan da vazgeçebiliyorsanız durum absürd olmuş demektir! Nerede söyleyeceğin hangi sözü söyleyeceğinden daha önemli olmuş! Ha, demek ki sözün değeri hakikaten az!

Üç: Bu bir tuzak. AKP 1 Mayıs’ı kriminalize ediyor ve bu tuzağa atlıyorsunuz.

Dört: Bu solu ve emekçi hareketini daraltır. Neden gelsinler? Nitekim AKP’nin alan merkezli saldırısı bir tuzak olduğu ve sözü olmayan sendikalar onun içine düştüğü süre içinde 1 Mayıs katılımları gerilemiştir.

Ve bugün Bakırköy. Destekliyoruz. Zaten geçen yıl “mesele alana çıkmaksa çıkılır” denmiş ve gösterilmiş olundu. Ama dikkat, biz alana çıkmış olmak için çıkmadık. Biz AKP’nin baskılama politikasının sonuçsuz, aptalca olduğunu gösterdik. Bu hayli güçlü bir sözdür. Sendikalar ve düzen içi muhalefetin tamamen bu nedenle “kitlesel 1   Mayıs” seçeneğine yöneldiklerini söylemiyorum. Elbette nedenler arasında AKP’nin karşısına geniş kitlelerin çıkmasının değeri de vardır. Söylediğim tersinden, içi boş Taksim ısrarının 2015 itibariyle boşa düştüğüdür.

Destekliyoruz, çünkü gerici diktatörlüğün karşısında sokakların alanların emekçilerle dolması mümkün ve gereklidir. Erdoğan gidecek mi kalacak mı tartışması, ne diplomasinin ne de egemen güçler arası pazarlıkların konusudur. Bu halkın davasıdır. Bizim politikamızın özü ve özeti bu sonuncu noktadır. 1 Mayıs işçi sınıfının Erdoğan’la, gericilikle, laiklik düşmanlarıyla, sömürücülerle hesaplaşma günüdür.

 

Aykırı Akademi: İşçi sınıfının muhafazakârlaşması, 1 Mayıs'ın kitleselleşmesinin önünde bir sorun olarak duruyor. İlerici sendikal yapının ortadan kalkması 1 Mayıs'ın gereğince kavranmasına engel oluyor. Bu ciddi bir sorunsal değil mi? Buna dair günübirlik olmaktan öte ne tur çalışmalar yapmak gerekli?

Aydemir Güler: Bütün toplum muhafazakârlaştırıldı. Tepeden bir operasyon ve toplumsal dokularla oynayan bir mühendislik. Aynı anlama gelmek üzere, sınıf mücadelesinde kaybeden taraf olarak işçi sınıfı ve onun kaybeden temsilcisi olarak sol harekete kesilmiş bir ceza da diyebiliriz.

Solda bir dizi kesim bu cezayı ödememek, yani hesaplaşmamak için lafı dolandırmaya kalktı. Muhafazakârlaşmaya ve onunla bir ve aynı şey olmayan dinselleşmeye, bu arada laiklik dahil olmak üzere ülkemizin tarihsel cumhuriyet kazanımlarının tasfiyesine kayıtsızlık ilan etti sol. Bu tutum dünyayla uyumluydu. Genel olarak “eski sol” kendini yenilemek adına benzeri şeyleri çok yaptı. Zaten reel sosyalizm, Sovyet sosyalizmi çok hatalıydı. (Biraz burjuva demokrasisi!) Zaten merkezi planlama verimli değildi. (Biraz piyasacılık!) Emperyalizm öcüleştirilmemeliydi, Avrupa uygarlığın beşiği değil miydi? Emperyalistler gerçekten demokrasi ihraç ediyor olabilirler miydi? (Biraz işbirlikçilik!)

Bizde de laisizm tepeden inmeci ilan edildi. Bakın hâlâ, eli kanlı şeriatçılar her tarafa ve çocuklarımıza saldırırken, aklı fikri oralarda kalan birileri “özgürlükçü laiklik”ten söz ediyor. Laikliğin kötü ilan edilen versiyonunu yok edenlerle aynı safta olmaktan gocunmuyorlar. Oysa laikliğin tasfiyesi emeğe saldırıdır en başta. Laik cumhuriyet yoksa yurttaş yoktur, tebaa vardır. Sosyal devlet yoksa yerine zekât konmuştur.

Sendikal hareket politik ve ideolojik olarak yanlış konumlandı. Kendini tüketmesinin biricik nedeni bu değildir; ama emekçi sınıfların bugünkü gerileyişinin, dağılmasının faktörlerinden birine dönüşmesinin nedeni basbayağı budur.

Yerimiz daha fazlasına izin vermez herhalde. O yüzden sorunun son parçasına özet bir yanıt vereyim: Örgütleneceğiz. İşçi sınıfı mevcut sendikalarda, vasata değil, devrimci siyasete örgütlenecek. Başka bir çıkış yok.

 

Aykırı Akademi: Gezi süreci bize farklı toplum kesimlerinin de yaşam biçimi üzerinden itirazları olduğunu gösterdi. Öte taraftan beyaz yakalıların hızla işçileşmiş olması başka türden bir kitlenin de uzunca bir süredir sınıf kavgasına katılması gerekliliğini ortaya koyuyor. Bu yeni bir örgütlenme biçimi ve dili gerektirmez mi? Bu 1 Mayıs vesilesi ile bunu tartışmak uygun olmaz mı?

Aydemir Güler: İşçi sınıfı bitti diyenler, olsa olsa sınıfın politik örgütlülüğünün çok daraldığını kast ediyor olabilirler. Türkiye’de Kocaeli’siyle, Adapazarı’yla, Bursa’sıyla, Trakya’sıyla, Çukurova’sıyla, Ege’siyle bir dizi dev sanayi yoğunlaşmaları var. Buralarda elbette sınıf var. Bildiğiniz mavi yakalı. Ama klasik modelde mavi yakalının yanında beyaz yakalı olmazsa olmaz ki. Beyaz yakalılar, işçi sınıfının parçasıdır. Hep parçasıydılar. Bu işçileşme yeni bir olgu değil.

Son dönem gelişmesinin bir yüzünü az önce konuştuğumuz Taksim bağlantılı yerden söyleyeyim. Hani dedim ya, işçi sınıfı finans ve turizm merkezi olarak yapılandırılan kentten kovuluyor diye. Bu sürgün kararını alanlar, geleneksel sanayi işçisini dışarı itelediler, doğru. Kentsel dönüşüm diye yaşam alanlarına el koymaya devam ediyorlar. Rant yükseliyor ve kentin geleneksel emekçi sakinleri buna direnemiyor. Tamam, da, aynı kent merkezlerinin plazalarına binlerle, on binlerle, yüz binlerle eğitimli bir başka emekçi nüfusunu çekiyorlar. Mademki kent “hizmet” merkezi olacak, hizmeti kim verecek ki?

Kapitalizmin yeni modeli de kendi mezar kazıcılarını üretmeden edemiyor. Şimdi meselemiz, sınıfın farklı kesimleri arasında köprüler inşa etmektir. Bu köprüler politik olmak zorundadır. 1 Mayıs’ta “işçi sınıfı vardır” derken bu doğrultuda bir adım atıyoruz aslında.

Madem kapatıyoruz, bir kez daha halkımızın 1 Mayıs bayramını kutlayalım. Kimse AKP’nin ülkeyi teröre yaslanarak yönetmesini hoş görmemeli ve yarın alanlar dopdolu olmalı…

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri