17
Nisan

Şiir bir katılaşma aracıdır, yumuşatamaz

17 Nisan 2016 Yazar: Neslihan Yalman | Köşe adı: ÇİVİLEME
Tüm Yazılar

 

Neslihan Yalman

 

Yarasını dişleyerek yalayan kız kardeş, hiçbir kan bağını tanımayan çelik kabuk;

Nilgün, asi ve üzgün, solgusu hoyrat mora bulanmış aitsiz kraliçe;

Şimdi kafana sıkıştırılan dikenli hareyi yere çalıyorum. Çünkü, bedeli od yutmuşlukla ağır... Tülünü indiriyorum, hayalet bahçende dolaşmak için.

Bir parça soluk al!..

Bana çıplak sözcükler ver; ardından, ölümün suyuyla paslandırayım onları.

Dinle!.. Kulağına Charles Baudelaire’in ‘‘Lanetlenmiş Kadınlar’’ şiirinden bir bölüm üflüyorum:

‘‘Şu an tüm varlığımda, benliğimde derin bir/ Uçurum açılıyor, kalbimdir bu uçurum!’’

Beni uçurumuma bakmaya çağıran ritmin, kırık dallarla notalanıyor saçlarıma. Acına dokunuyorum. Acına dokunamıyorum. İnce, çizik bir cam benimle dizelerin arasında buğulanıyor:

‘‘Bu an; bu baskıcı bu tiksinç bu anlamsız’’

Yeryüzünün başlangıç düğmesine bastığım yerden kopuyorum. İç patlama... Bommmmm… Ayaksızım... Yürüyemiyorum yönsüzlüğüne doğru. Yönü de reddediyorum.

Öylece don!.. Genç ve yabancılaşmış katı bir cisim gibi, prizmatik bir ifade ... Öylece, bekle beni araf denilen asıl cehennemde. Charles’la kol kola üstüme yığıl, obur zihnimin uyumsuzluğuna. Mikrop büyüt, öfke sıçrat, dön lanetine!..

Charles:

‘‘Kopalım bu dünyadan, perdeleri çekelim’’

Nilgün:

‘‘Diledim mi yanında tümden varolmayı an için/ ve birkaç sonrasında hiç yokmuşçasına/ beklemeyi birşey çevremdekilerin uyumundan başka?’’

Sana yazmakta zorlanıyorum. Kapalı bir kutu gibi yarı-aydınlık odamda, beni benliğime sürükleyen dizelerini düşünüyorum. Karanlığının üstüne ekliyorum karanlığımı. Sırtlanılamayacak kadar yabansı bir gebeliği bünyende sanatla büyütmen, taş bebeklerimin müsveddelerini savruluşuna yakın kılıyor. Şiir, beni tiran yapmıyor, ama dünya dilinde de zerre işe yaramıyor!.. Ondan vazgeçmek isterken, delirmiş tohumum dilini çoktan döllemiş oluyor. Şiir, ‘‘yabancıların en yakını’’; o tarifsiz en sennnnn!..  

Nilgün, soğuk ve girdaplı, nefesi kara yangınlar çıkaran dokusuz yalnızlık;

‘‘Bu deniz, bu gök.../ Bize çok, zor yine buluşmak!’’

Beklemeye katlanmanın geçmeyen saatleri, hakikatin soytarılığıyla pek örtüşmeyecek. Üstelik, daha yolum var, yazık ki daha, hissede’biliyorum. Yaşayan bir ölüyle, ölen bir yaşayanın kesiştiği kimsesiz parantezde, ikimizin etini aynı kazanda kaynatıyorum.

Neslihan:

‘‘kefenini yüzün derisini uyuşturmadan’’

Nilgün:

‘‘Sonra çığlık! Büyük katmerli içkinliği/ aşkınlaştıran ses’’

Duyuyorum seni. Dış bir soluğun talihsiz haykırışı gibi… Giremiyorum derinliğine. Yüzeyinin çürütülemezliği, taze kılıyor cenazeni. Her tazelikte canın yanıyor, biliyorum. Yazık ki daha, hissede’biliyorum.

Nilgün, zamanla uzama yayılan pıhtılaşmış zehir;

İyileşmenin şehvetli ölümseyişi… Çilesini gerildiği çarmıhla sağa sola çarpa çarpa büyüten doyumsuz coşku… Tüm kirli Meryem’leri gergin Tanrı’nın ve tüm okyanusları katransı taşkınlıkların… Kimsenin omuzlayamadığı buzdan tabut…

Fotoğrafına baktım dün. Eriyordun.

Kurban olmak sürekliliktir.

 

*Bu şiir-mektup, İzmir Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde 23.03.2016 tarihinde düzenlenen etkinlik dahilinde, Neslihan Yalman tarafından Nilgün Marmara için yazılmıştır.

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri