02
Mart

“Deniz nerede özgürce kıyıya vuruyorsa orada mutlaka bir direniş olmuştur”

02 Mart 2016 Yazar: Orhan Gökdemir | Köşe adı: LE'BİDERYA
Tüm Yazılar

Düşünün, bir sahil kasabasının denizle bağı otoban geçirilerek kesilmiş. Oysa denize uzanan bir iskeledir benim için Bulancak. O iskelede fırtınalı havalarda atılmış voltalardır. Denizin kıyıyı hiddetle dövdüğü dalgalardır. Bugün hiçbiri yok. Yani aslında Bulancak yok...

 

Orhan Gökdemir (*)

Karadeniz’in 12 Eylül’e başlayan karanlık bir tarihi var. 12 Eylül’de Karadeniz’deki ilerici birikimin kaynakları bıçakla kesilir gibi kesildi. Gençleri toplanıp hapislere tıkıldı. Bu kıyımdan kurtulanlar Karadeniz illerini terk etmek zorunda kaldı. Issızlaştı Karadeniz, karardı. Önce sağa savruldu, sonra tarikatlar, imam okulları ile dincileşti, gericileşti.

Bunun devlet eliyle yapıldığını gösteren yeterince delilimiz var. Fatsa’nın geriye itilmesi girişiminin tarihi 12 Eylül’den önce başlar. Bu ilçenin kendine has yerel demokrasi girişimi komandolarla, faşist milislerle, polisle ilçe resmen basılarak kesintiye uğratıldı. Sonra bu girişimin başkahramanı Terzi Fikri ömrünü cezaevinde tamamladı. Yalnızca Fatsa değil, doğuya doğru Bulancak, en uçta Şavşat… Buralar Karadeniz’de bambaşka bir hayat kurulabileceğinin önemli delilleriydi. 12 Eylül geldi üzerlerini örttü.

Bugünkü Karadeniz işte bu “kültürel arındırma”nın ürünüdür. Köyleri İstanbul’un varoşlarında konaklayan yeni köylüler tarafından yağmalanmaktadır. Dağ başlarında çok katlı “apartmanlar” yükselmektedir. Büyük şehirlerin gecekondu semtlerinde öğrenilen kutsal inşaat ibadeti, bölgenin bütün mimari birikimini yerle bir ederek ilerlemektedir.

Karadeniz sahil yolu dedikleri şey bir ucube anıtıdır adeta. Karadeniz’in denize dokunan bütün kıyılarını paramparça ederek ilerledi. Dünyanın en müthiş koylarının yerinde şimdi beton-asfalt karışımı bir utanç var.

Bunun iki sonucu oldu. Birincisi Karadenizlinin bir kısmı bu yolun kişisel fayda sağlayacağını düşünerek alkışladı. İkincisi daha az sayıda Karadenizli yola direndi. Direnen bölgeleri yol boyunca fark edebilirsiniz zaten. Deniz nerede özgürce kıyıya vuruyorsa orada mutlaka bir direniş olmuştur. Direnişin olmadığı bölgeler ise tanınmayacak halde. Yeni yapıldığı zamanlarda doğduğum ilçeden geçmiş ve tanıyamamıştım. Bulancak başka pek çok ilçe gibi tanınmayacak halde. Düşünün, bir sahil kasabasının denizle bağı otoban geçirilerek kesilmiş. Oysa denize uzanan bir iskeledir benim için Bulancak. O iskelede fırtınalı havalarda atılmış voltalardır. Denizin kıyıyı hiddetle dövdüğü dalgalardır. Bugün hiçbiri yok. Yani aslında Bulancak yok.

Bu yol ile sahilleri bitirdiler. Sonra gözlerini dağlara, yaylalara diktiler. Daha yakında yaylaları birbirine bağlayacak yol yapmaya kalktılar. Hiçbir anlamı yoktur, eğer yaylaları yağmalamayı planlamıyorsan. Cerattepe de bu. Doğadan, denizden, sevgiden nasibini almamış kasaba politikacılarının marifetleri bunlar. 

Karadeniz’deki yağmanın boyutunu görmeniz için Karadenizli olmanız da yetmez. 50 yıl önceki, 100 yıl önceki fotoğraflara bakmalısınız. Şehirlerdeki yıkım muazzam denebilir. Beton girdiği her yerde tarihi dokuyu yerle bir etmiş.

Bir de sınırın öte yanına geçmelisiniz. Sarp sınır kapısından yarım saat mesafede Batum. Modern bir şehir, yüksek binalar var. Farkı hepsi bir mimarın elinden çıkmış. Eski şehir de olduğu gibi duruyor. 1870’lerde yapılan şehir planına harfiyen uymuşlar, bir santim ihlal yok. Tiflis eşsiz bir kent. Bence dünyanın en güzel kentlerinden biri. Tarihsel dokusu dimdik ayakta. Sanat var sokaklarında, kültür var, tiyatro var, konser var. Tiflis’i gezin ve dönüp gelin Trabzon’a, Samsun’a, ağlarsınız.

Türkiye son 50 yılda çok radikal dönüşümler yaşadı. Köyünde yol olmayan insanlar bir kuşak içinde büyük şehirli oldular. Yol yapmanın, betonun, inşaatın, yüksek katlı binaların sihrine kapılmaları doğal. Doğa onlar için içinden kaçıp kurtuldukları çaresizlikleri. Karadeniz’de asırlık ağaçları kesip satarak mezarlığına beton duvar ördüren köyler var. Çünkü artık ağaca saygısı yok. Ağaçla, taşla, börtü böcekle bağı kesilmiş zaten. Üretici de değil çünkü. Devlet yardımlarıyla geçiniyor, emekli maaşı alıyor. Hayvan beslemiyor o yüzden. Çünkü kış aylarında terk ediyor köyünü, büyük şehirlerin kenar mahallelerine taşınıyor. Hayvan beslemek, bağlanmak demek.

Nasıl ses çıkaracak bu insan. Köyüne hiç ihtiyacı yokken beş katlı bina yapan kişinin kime neye itirazı olacak? Haliyle kolay yağmalanan bir bölge durumuna geliyor Karadeniz. Direnenler az. Onun için Karadeniz’deki her direniş kutsal benim için. Artvin’deki de öyle.

Evet, kötü şehirler kurduk ve kötü şehirlerde iyi insanları çok sayıda yeşertemezsiniz. Ama insan tükenmez. Artvin bunun kanıtı. Umudumuzu köreltemeyiz. Var olan direnişi büyütmekten başka çıkar yol yok...

 

(*) Yazı Orhan Gökdemir'in www.abcgazetesi.com'a verdiği söyleşiden alıntılanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri