25
Şubat

Ben, yaşam koşullarının, sanat eserlerini şekillendirdiğine inanıyorum..

25 Şubat 2016 Yazar: Selnur Aysever | Köşe adı: abcde
Tüm Yazılar

Kadıköy Caz günleri söyleşilerimiz devam ediyor.

Dolunay Obruk, profesyonel grafik tasarımcı, söz yazarı, besteci ve caz yorumcusu. Tasarımcılığını caz müziği ile birleştirdiği özgün işlere imzasını bir sanatçı. 6. Kadıköy Caz Günleri kapsamında vereceği konser öncesi kendisiyle caz müziği üzerine söyleştik.

 

Söyleşi – Selnur Aysever

Cazı başkaldırının müziği olarak görenler gibi elitleşmiş müzik olarak görenler de var. Caz müziğinin tartışmalı olan yönünden hareketle sormak isterim: Dolunay Obruk için “caz” neyi ifade etmektedir?

Özgürlük! Ve hatta, dil, din, ırk gözetmeksizin, birbirinden farklı yorumcuların, ortak bir sahnede bir araya gelerek, büyük bir saygı ve tolerans eşliğinde, özgün yaklaşımlarını, özgürce dile getirdiği bir platform bence caz. Kalıpların içine hapsedilmiş bir müzik türü değil. Hiç kimseye ait değil. Böyle olur, şöyle olmaz denebilecek bir sanat değil. Dönemine göre bir isyanı dile getirir, yeri gelir bir “salon”u tanımlar, ben tutarım ilan-ı aşk ederim, ya da müziğin içinde kendimle kavga ederim...

Özgürlük! Öyle bir özgürlük ki bu; bir müzik eserini sonsuz versiyonla çalabilir, söyleyebilir insan. Kendine her seferinde başka açıdan bakabilir.

Sizin profesyonel grafik tasarımcı olduğunuzu biliyoruz. Müziğe tasarımcı gözüyle bakmayı anlatabilir misiniz?

Ben farklı disiplinlerin, birbirini beslediğine inanırım. Görsel bir yaklaşım olan grafik tasarım, müzik gibi kulakları işin içine katan bir alanla birleştiğinde, algı açısından yepyeni kapılar açabilir. Tıpkı sinema gibi... Kaldı ki, her iki disiplinin de temelinde konsept, kompozisyon gibi ortak faktörler var. Neden bir müzik eserini renklerle tanımlamayalım, ya da; neden bir tasarım ürününü seslendirmeyelim ki? Hayat bir bütün. Renkler ve sesler birbirinden bağımsız değil; hepsi insan için, bizim için.

Türkülerle caz müziğini neden birleştirmek istediniz?

Eğer caz müziğinin tarihine bakarsak, bu müziğin halka ait olduğunu görürüz. Hatta ne yazık ki halkın acıları ve isyanları, eşit olmayan yaşam koşulları gibi temalar çok yer kaplar. Caza yön veren Blues ile bizim Anadolu’da olmazsa olmaz bozlaklarımız arasında kavramsal olarak hiç fark yok. Yani aslında bu müzik türlerini ben birleştirmedim; sadece onları yan yana gördüm, göstermeye çalıştım.

Türkiye’deki cazla, dünyadaki caz müziği arasında bir karşılaştırma yapsanız neler söylersiniz?

Ülkemizde çok değerli müzisyenler var. Hatta içinde bulunduğumuz koşulları, yaşadığımız bu dönemi, ekonomik ve sosyolojik açıdan ele alırsak; her şeye rağmen müzik yapmayı sürdüren, kendini geliştirmeye çalışan, kendiyle yarışan çok müzisyen var. Sadece caz alanında değil; her tür müzik alanında bu böyle. Ben, yaşam koşullarının, sanat eserlerini şekillendirdiğine inanıyorum. Yaşayan insanın, anlatacak bir şeyi vardır. Hem bu anlamda, hem de çok farklı yaşam ve müzik türlerini topraklarında barındıran bir kültüre sahip olmamız sonucunda, çok zengin olduğumuza inanıyorum. Dünya müziğine katabileceğimiz çok şey var. Keşke bunu arada sırada unutmasak da, taklit etmeye hiç ihtiyacımız olmadığını görebilsek.

Müzik kariyerinizde “İstanbul Kafası” nasıl bir yerde duruyor?

“İstanbul Kafası” şarkım, sözünü ve müziğini yazıp, seslendirdiğim ve hiç tanımadığım, bilmediğim insanlara sunduğum ilk şarkım. Ben yazdığım için tabii ki bana çok şey ifade eden bir parça ve onun başka hayatlara dokunabildiğini görmek, kesinlikle çok özel bir farkındalık. O zaman müziğin gücünü bir kez daha anladım. Biz aslında müzik aracılığıyla da birbirimizle iletişim kuruyoruz. Birbirini hiç tanımayan insanlar, bir şekilde böyle bağlanıyoruz.

6.Kadıköy Caz Günleri, geçmişte kalan dayanışma kültürünün, Kadıköy’ün ilerici mekânlarıyla anımsanacağını umuyor. Bildiğiniz üzere sponsoru olmayan ve hiçbir finansal destek alınmayan bir “festival” diyebiliriz. Sizi bu projede heyecanlandıran neler oldu?

Öncelikle festivalin çıkış noktası ile caz, birbiri ile çok uyumlu. Dünyanın herhangi bir yerinde ve birbirini tanımayan caz müzisyenlerini, sahne üzerinde bir araya getirseniz, orada bir anda müzik çıkar. Cazın doğasında doğaçlama olduğundan; diller, türler, cinsiyetler yani insanları birbirinden ayıran tüm özellikler ortadan kalkar, sahnede herkesin bir diğerini can kulağıyla dinlediği, karşılıklı, müzikal bir sohbet başlar. İşte “dayanışma”.

Günümüz koşullarında sponsorsuz bir organizasyonun yaşam savaşı çok daha riskli olmakla beraber, dinleyicinin, katılımcının katkılarıyla yaşamını sürdüren bir festival de bir o kadar gerçektir. Buna ihtiyacımız var.

Ölümün, hüznün, çaresizliğin, ayrılığın, isyanın çok sık yaşandığı zamanlar geçiriyoruz; bu gerçek. Bizi hayata bağlayan, iyileştiren, yaralarımızı saran önemli şifalardan biridir müzik. Asla susmasın. En zor zamanımızda müziğe sarılalım, bize dokunmasına izin verelim isterim. Bu festivalleri yeniden canlandıran herkese teşekkür ediyorum. Bir parçası olmak büyük mutluluk.

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri