23
Şubat

“Ben değiştikçe müziğim de değişiyor, her albüm farklı bir dönemin günlüğü gibi oluyor. “

23 Şubat 2016 Yazar: Selnur Aysever | Köşe adı: abcde
Tüm Yazılar

Şirin Soysal, caz müziğinin ülkemizdeki önemli isimlerinden. Yorumculuğunun yanı sıra, söz yazarlığı ve müzisyenliği ile de dikkat çekiyor. Tiyatro eğitimi alan, sinema yüksek lisansı yapan Soysal; caz müziği kararı için “Kilitlediğim ve anahtarını kaybettiğim bir odacıktan çıktı… Anahtarı bulamadım, kapıyı kırdım. Bunu yaptığımdan beri özgürüm. Öncesinde özgürlüğün ne olduğunu bilmiyordum, başka başka yerlerde arıyordum onu” diyor…

Şirin Soysal, 23 Şubat’ta, 6. Kadıköy Caz Günleri kapsamında, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde bir konser verecek. Kendisiyle konser öncesi aykiriakademi.com için söyleştik.

 

Söyleşi – Selnur Aysever

“Bir Şeyler Var” albümünden sonra size “Dişi Tom Waits” dendi. Müzik yazarı Murat Beşer: ''Edith Piaf, Billie Holiday, Marlene Dietrich ve Ute Lemper'in başrollerini paylaştığı bir dramın soundtrack'i gibi'' dedi albümünüz için. Bu tür göndermeler sizde nasıl bir etki bırakıyor?

Murat Beşer’in bu sözlerini okuduğumda kendisine saydığı isimlerin benim idollerim olduğunu, onlarla aynı cümlede geçmenin benim için ne büyük bir onur olduğunu yazmıştım. Hala da hakkımda yazılan en güzel cümle olabilir. Tom Waits benzetmesi de çok hoş tabii. İlk albümü yaparken en büyük ilham kaynağımızdı. İkinci albümde başka yerlere de saptık. Nick Cave, Kate Bush, Peter Gabriel, Lhasa de Sela izleri de bulabilirsiniz. Önümüzdeki ay çıkacak olan üçüncü albüm ‘Mutlu Melankolik’ aynı damarın aydınlık yüzü gibi… Ben değiştikçe müziğim de değişiyor, her albüm farklı bir dönemin günlüğü gibi oluyor.

Müziğin dijital platformlarda dinlenebilmesinden dolayı albüm satışları pek de iç açıcı değil. Hızlı erişim hızlı tüketime de sebep olsa gerek. Caz müziği bu durumdan nasıl etkilendi?

Caz müziği pop kadar etkilenmemiştir. Caz dinleyicisi genellikle albüm, plak almayı seven bir dinleyici olduğu için, bizler için çok da değişen bir durum olduğunu sanmıyorum. Fakat o platformlar hiç sağlıklı platformlar değil. Bir arkadaşım geçenlerde artık müziğin ‘bedava’ olduğunun ismi konsun da hepimiz rahatlayalım dedi. Oralardan para kazanmak için megastar olmak gerekiyor. Sosyal medyayla olan ilişkimiz ise hastalıklı bir ilişki. Kronik şekilde hayatımızın her anını görüntüleme ve paylaşma isteği, bunların ‘like’lanmasına duyduğumuz ihtiyaç, sürekli onaylanma arzumuz… Farkında değiliz ama bayağı hastayız. Sonra kitap, dergi okumak yerine google bakmamız, tweet okumamız, herşeyi hızlı hızlı taramamız, bir kaç cümleden uzun bir metin okumaya, bir kaç saniyeden uzun bir video izlemeye üşenmemiz… Müzik piyasası da tabii bu durumdan etkilendi. Spotify’da insanlar albümdeki ilk şarkının ilk bir kaç saniyesini dinleyip karar veriyorlar, albümün gerisini dinlemeye değer bulup bulmadıklarına. Fakat tabii ki has müzik dinleyicileri hiç bir zaman bu oyunlara gelmez. David Byrne bir söyleşide, insanların er geç, tıpkı eski zamanlardaki gibi, birbirlerinin salonlarında, ortak alanlarda müzik yapmak ve dinlemek için buluşacaklarını söylüyor. Bence çok mantıklı….

Müzisyenliğinizin yanında aynı zamanda “Şampiyon Beşiktaş” isimli kısa metraj filmle ödül almış bir yönetmensiniz. Sizden böyle çalışmalar görmeye devam edecek miyiz?

Sinemayı çok seviyorum. Çok iyi bir izleyiciyim. Ama sinemayı artık bir meslek olarak düşünmüyorum. Sadece çok iyi bir hikaye bulursam senaryosunu yazmak ve filmde oynamak istiyorum. O hikayenin beni bulmasını bekliyorum. Bir film müziği çalışmasında da bulunmak isterim. Albümlerdeki müziklerin sinemasal niteliğine değinen pek çok dinleyici oldu. Doğrudur çünkü ben film müziklerinden de çok etkileniyorum. Hatta şu anda beni en çok heyecanlandıran müziklere  filmlerde ve dizilerde rastladığımı söyleyebilirim.

Caz pek çok açıdan tartışılan bir müzik türü. Kimine göre sokağın müziği, kimine göre elitleşmiş bir müzik… Sizin için “caz” neyi kapsamakta? Biraz anlatabilir misiniz?

Hem sokağın müziği, hem elitleşmiş bir müzik. Çalındığı mekana göre kılık değiştiriyor. Bana göre caz insan ruhunu özgürleştiren ve bu özgür ruhu coşturacak bir alanda, buna hazır olan insanlarla ve insanlar arasında yapılan, diğer türlerle çok güzel birleşebildiği için, özü sınırsız olduğu için, hiç bir zaman ölmeyecek, ilerici bir müzik.

Uzun yıllar çeşitli ülkelerde yaşadınız. Farklı ülkeler farklı insanlar… Müziğinize yansımasından biraz söz eder misiniz bu çeşitliliğin?

Herşeyden önce farklı ülkeler ve insanlar deneyimlemenin bana empati ve gözlem yeteneği kazandırdığını düşünüyorum. Hemen hemen herkesle empati kurabiliyorum. Bazen zorluyor bu beni. Karşımdaki insanı iyi hissettirmek adına kendimden ödün verebiliyorum ve bu büyük bir enerji kaybına ve üzüntüye sebep oluyor. Böyle olunca çok yalnız hissediyorum ve bütünlük, birlik arayışına giriyorum. Sanırım şarkılarım burdan doğuyor…

“Küçüklüğümden beri derdimi anlatmanın yollarını arıyorum.” diyorsunuz ve yazmanın sizin için daha kolay olduğunu söylüyorsunuz. Oysa yazmak daha zor gelir insanlara. Neden yazmak diye sorsam?

Yazmak hep daha kolay gelmiştir bana. Çok çekingendim, gerekmedikçe konuşmazdım küçükken. Bu yüzden yazma ihtiyacı duyardım, günlük tutardım, hikaye, şiir yazardım. Yazmak daha zor gelir insanlara diyorsun ya, bana da konuşmak daha zor geliyor işte. Çok konuşanların yanında fazla duramam, güzel konuşanlara hayranlık duyarım. Güzel konuşmak bir zanaat ve hayatın her alanında çok etkili. Bu arada, yazmak daha kolay geliyor olabilir ama kolay bir şey değil. Zor, hem de çok zor. Güzel konuşmak gibi, bilinçlilik ve özen gerektiriyor.

6.Kadıköy Caz Günleri; sponsoru olmayan, kurumsal firmalardan destek almadan, birkaç mekânın işbirliği ile gerçekleşiyor. Dayanışma kültürünün, Kadıköy’ün ilerici mekânlarıyla anımsanması ve yeniden inşa edilmesi hedefleniyor. Bu projede sizi heyecanlandıran ne oldu?

Tam da bu özelliği beni heyecanlandırıyor. Sponsorsuz iş nasıl yapılır? Saf sevgiyle. Bu festival müziği, müzisyenleri ve dinleyicileri saf bir sevgiyle bir araya getiriyor. Müzik yapabilmemiz için elbette düzgün bütçelere, sponsorlara ihtiyacımız var. Ama bunlar olmasa da kimse bizi durduramaz ki. Müzisyenler olarak mümkünse hep müzik yapmak istiyoruz. Yaşam kaynaklarımızdan biri müzik. Bize tatlı bir sahne verin, güzel kalpli dinleyiciler gelsin,… işte esas kazanç bu.

6.Kadıköy Caz Günleri’nde “Şirin Soysal Kurt Weill Söylüyor” adıyla konser vereceksiniz. Tiyatro yazarı Robert Schild, ''Türkiye'de Zeliha Berksoy'dan bu yana ve kırk yıl sonra, Weill bestelerini Almanca olarak yorumlayan ilk Türk sanatçı'' diyor sizin için. Neden Kurt Weill?   

Ses rengim ve ifade tarzım Kurt Weill’ın müziğine yakışıyor. Bundan da öte, müziği derinlerime iniyor, bir takım varoluşsal soruları cevaplıyor. Ayrıca Weill şüphesiz yirminci yüzyılın en iyi bestecilerinden biri. Dört yıl önce başladık bu projeye. Onun müziğinin Türkiye’deki temsilcisi olmak benim için çok ama çok özel.

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri