05
Şubat

Mario Levi & Gülşah Elikbank Söyleşisi

05 Şubat 2016 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

Edebiyatın farklı ve usta kalemlerinden Mario Levi’nin Everest Yayınları’ndan çıkan son romanı “Bu Oyunda Gitmek Vardı” yı okudum geçen ay. Okur okumaz, aklımdaki soruları sıralamak için Sevgili Levi’yi aradım. Meraklı sorularımı her zamanki nezaketi ile yanıtladı. Ortaya bu keyifli, öğretici, insanı bir adım ileri götüren, düşündüren röportaj çıktı. Henüz romanı okumadıysanız, sanırım bu söyleşi sonrası soluğu kitapçıda alacaksınız. O zaman keyifli okumalar.

 

Söyleşi - Gülşah Elikbank

Romanın giriş bölümünde editörlere, eleştirmenlere selam eden bir yan var. Bir yazar olarak, editörün bir romana katkısı veya müdahalesi konusunda siz ne düşünüyorsunuz?

Bugüne kadar bana sorun çıkarmayan, iyi editörlerle çalıştım. Karşılarına, çok uzun bir hazırlık döneminden geçtiğimden, artık sorunsuz gördükleri metinlerle çıktığıma kanaat getirdiklerinden mi, iyi niyetlerinden mi, bilemiyorum artık. Bazı yorumlarsa gerçekten çok yararlı ve öğretici oldu. İyi bir editörün bir kitaba çok iyi bir yön verebileceğine inanıyorum. Ama bu ülkede kaç iyi, gerçekten iyi editör var, emin değilim. Ben, etraftan duyduklarımdan hareket ederek söylüyorum, editörüm diye ortalıkta dolaşanların birçoğunun önlerine gelen metinleri klişeler ve hazır reçetelerle değerlendiklerini, hatta bazen derinlikleri anlamaktan yoksun olduklarını düşünüyorum. Bir de son yıllarda ortaya çıkan yeni bir “moda” var. Bir yazar adayı bir kitap ya da kitap olduğuna inandığı bir metin yazıyor ve bir yayınevine vermeden önce bir “editör”e, tabii belli bir ücret karşılığında okutuyor. Hatta bu yazar adayları, işi ben bir kitap yazayım, sonra bir editör hatalarımı nasıl olsa düzeltir demeye kadar vardırıyor. Şimdi bir de söyle bir ihtiyaca cevap verecek insanlar türedi. Bana sorarsanız tam bir felaket! O kadar “profesyonel”leştik yani! Yahu yazarlığa soyunmuşsan, başkalarının hatanı düzeltmesinden neden medet umuyorsun? Dönem ödevi mi bu? Romandaki editör biraz da böyle bir karikatür işte...

 

"Hangi Eleştiriden Söz Ediyoruz?"

Bir de işin eleştirmenler boyutu var. Sahici bir eleştiri mümkün mü bizim edebiyatımızda?

Zor sorular sormaya başladınız! Şöyle söylesem… Çok şaşıracaksınız ama ben bir kitabı baştan sona okuyan bir iki eleştirmen tanıdım! Bana sorarsanız bu ülkede yıllardır berbat bir oyun oynanıyor. Körler sağırları sık sık ağırlıyor ve gerçekten beş para etmez birçok insanın adı eleştirmene çıkıyor. Üstelik bazıları dergilerde ve kitap eklerinde kendilerine sürekli yer bile bulabiliyorlar. Birkaç parlak cümle, kitaptan alıntılar, konuyu özetleme derken, yazı çıkıyor. Bakın iddia ediyorum, çoğu kitabı baştan sona okumuyor! Zaten bunu yapabilmeleri imkânsız… O kadar çok yazı yazıyorlar ki… Neden mi bu kadar iddiayı taşıyorum. Bugüne kadar ben eleştirmenim diyenlerin hakkımda yazdıklarını okudum da ondan! Çoğu, bakın hepsi demiyorum, çoğu benim öğrencilerimin gördüğü ayrıntıları bile göremedi. Siz hangi eleştiriden söz ediyorsunuz?

 

"Kalmak da Cesaret İstiyor "

Gidenler ve kalanlar, temel meselemiz ve çıkmaz sokak burada sanki. Bir de hep geride kalanlar var. Giderken neleri götürür insan bir diğerinden?

Acıklı bir soru bu. Tam bir yazar sorusu. Ayrıca bu romanın ruhuyla çok yakından ilintili… Ne düşünüyorum biliyor musunuz? Gitmek, sahiden gidebilmek bir cesaret istiyor, bu kesin de, galiba bazı durumlarda kalmak da bir cesaret istiyor. Bazen kalmak başka bir savaşı gerektiriyor. Hem de bazen ne savaş. Leyla ile Mecnun’u hatırlasanıza. Bu ilişkide asıl acıyı yüklenen kim? Elbette Leyla. Bir yerde mealen şunu söyler. Kays (Mecnun) uzaklara gitti ve aşkını herkese anlattı, ben burada kendi acımla baş başa kaldım…Ne diyorsunuz?.. Ama her iki halde de, yani giderken de kalırken de, adı ne olursa olsun, bir şeyi yaşayamamanın doğurduğu bir eksiklik varsa, kötü. Asıl yaralayıcı, örseleyici olan bu galiba. Bir de yaşayamamanın canlı kıldığı o ihtimal var. O ihtimal… Nereye giderseniz gidin götürdüğünüz, taşıdığınız…

"Her Aşk İlk Aşktır"

Romanınız beni ilk ve son aşklar konusunda da düşündürdü. Siz de evlilik deneyimleri olan biri olarak, ilk ve son aşkın bir erkeğin hayatındaki yeri için ne söylemek istersiniz?

Yıllar önce bir dergide, böyle ilk aşkla ilgili bir soruşturmaya, Turgut Uyar’ın verdiği cevabı hayal meyal hatırlıyorum. Birinci, ikinci, üçünü aşk da ilk aşktır… Her aşk ilk aşktır demeye getiriyordu üstat. Yirmili yaşlarımın başlarındaydım. Ne demek istediğini tam anlayamamıştım. Şimdi anlıyor ve kendisine hak veriyorum. O kadar ki bu cümleyi ben de yazmak isterdim. Yine şimdi fark ediyorum ki ben tüm aşklarımı öyle yaşamışım. Bu durumda da son aşk yoktur diyebilir miyiz? Şimdilik sadece sormakla yetiniyorum. Tek bildiğim yazmaya ve okumaya aşkımın hiçbir zaman bitmeyeceği…

Bir kafa tutuş hali sezilse de hayatın hesabı pek farklı oluyor sanki, ne dersiniz? Romanı okurken sıkça bunu düşündüm. İnsan yaşayacaklarının ne kadarına kendi kararı ile müdahil sizce?

Çok kolay değil. Hatta hiç kolay değil. Asıl önemlisi yaşadıklarına bu hayatın içinde bir anlam bulmak galiba. Camus’nün Sisyphos için düşündüklerini hatırlayalım… Sisyphos beni en çok o tepeden aşağı inerken ilgilendiriyor… Ben yazıyorum. Daha doğrusu yazmaya çalışıyorum. Benim yazım bir çığlıktır. Siz öyle sakin durduğuma bakmayın. Kahramanlarım da arıyor. Ben de onlarla arıyorum. Bu yüzden onlarla heyecanlanıyor, mutlu oluyor, gerektiğinde de ağlıyorum. Bu bir kader... Yazı ile alınyazısı arasındaki bağı da bu yüzden seviyorum. Yazmayı seçmekle bana vaktinde dayatılanlara zaten karşı çıktım. Şimdi bu karşı çıkışın sonuçlarını taşımayı bilmek gerekiyor. Çilesini de, cefasını da, ödülünü de…

Sizin için en özel romanınız hangisi desem, nedeni ile birlikte?

“İstanbul Bir Masaldı” tabiri caizse klasiğim oldu. Roman değildir ama tüm hatalarına rağmen “Bir Şehre Gidememek” ilk göz ağrımdır ve bende çok özel bir yeri vardır. En çok sinemaya uyarlanmasını istediğim kitabım “Karanlık Çökerken Neredeydiniz”dir. Ama sohbetimize vesile olan “Bu Oyunda Gitmek Vardı” yazarlık hayatımın en önemli dönemeci bence. Çünkü asıl ulaşmak istediğim dile en çok bu romanla yaklaştığımı hissediyorum. Buradan aldığım güçle başka anlatım olanaklarını zorlayabileceğimi de hissediyorum. Bakalım artık.

Hangi dillerde okuyorlar artık sizi? Sizin hayalinizde hangi ülke var, hangi kitabınızla?

Eğer hafızam bana oyun oynamıyorsa bugüne kadar yirmi altı dile tercüme edildim. “İstanbul Bir Masaldı”nın Hırvatça baskısı da birkaç güne kadar çıkacak. Benim için Fransızcaya ve İspanyolcaya tercüme edilmek bir hayaldi, bu hayalimin gerçekleştiğini, şükürler olsun gördüm. Hala Rusça, İbranice ve Farsçaya tercüme edilmediğim için üzülürüm. Son romanımın başka dillerde de hayat bulmasını çok isterim. 

Bu arada bir de yayınevi değiştirdiniz. Bunun nedeni neydi? Gençlerin en zorlandığı kısım yayınevi seçmek veya bulmak biliyorsunuz, belki onlara da buradan bir iki cümle söylersiniz.

Doğan Kitap ile beraberliğim on yıl sürdü. Çok güzel bir beraberlikti. Hiçbir sorunum yoktu. Son romanıma kadar tüm kitaplarım orada yayınlandı. Kendi adıma söyleyeyim, bu yayınevinde edindiğim arkadaşlıklar benim için hâlâ çok değerlidir. Everest Yayınları bana kayıtsız kalamayacağım bir teklifte bulundu. Doğru bir karar verdiğime inanıyorum. Bakalım gelecek neler gösterecek. Bir yayınevi bulmanın, adınızı duyurmamışsanız eğer, çok zor olduğunu biliyorum. Yolun başında olan yazarlara tek söyleyebileceğim mücadeleden vazgeçmemeleri. Yayın dünyası kitapları birçok yayınevi tarafından geri çevrildikten sonra şöhrete ulaşan yazar hikâyeleriyle doludur. Ben ilk kitabımın yayınlanması için, ilk öykümü yazdığım tarihi dikkate aldığımda, on yıl sabretmek zorunda kaldım.

Bir de yeni televizyon programı söz konusu. Ahmet Ümit ve İskender Pala ile. İçeriğinden biraz bahseder misiniz?

Bu program hayatımda yeni bir sayfa açtı. Adı “Önce Söz Vardı”… Her Cumartesi akşamı 23.10’da yayına giriyor… Üç farklı gelenekten gelen üç yazar haftada bir kez bir masanın etrafına oturup edebiyatı konuşuyoruz. Hem de yaklaşık bir buçuk saat süresince. Çok seyirciye ulaşabilen bir ulusal kanalda… NTV’ye bize bu imkânı tanıdığı için müteşekkirim. Kültür ve sanat programlarına bu kadar az yerin verildiği bir ortamda böyle bir programı yapabiliyor olmak bence büyük nimet. Ayrıca şaşırtıcı derecede fazla ilgi görüyoruz. Her hafta bir temayı merkeze alıyoruz. Daha ne kadar devam ederiz bilmiyorum. Ama ben böyle bir imkân tanındığı sürece devam etmeyi düşünüyorum.

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri