20
Aralık

Sevinç Erbulak & Berrak Yurdakul Söyleşisi

20 Aralık 2015 Yazar: Sevinç Erbulak | Köşe adı: ''
Tüm Yazılar

Canım Berrak'ım ne güzel bir şey seni tanımak, seninle aynı gezegende olmak, dostun olmak ve sana sorulacak sorular bulmak...

Tanıştığımız günden bu yana, senden amma çok şey öğrendim ve sen bunları nasıl da çaktırmadan anlattın aslında...

 

Söyleşi – Sevinç Erbulak

Şimdi söyle bakalım Konuşmayan Tavus kuşu Camio (ki tanışmamızı sağlayan dostumuzdur) nasıl ortaya çıktı? Merak etme "Ev Yapımı Bir Paraşüt" ü konuşacağız ama Camio'yu konuşmadan paraşütle atlayamayız ki !!! Öyle değil mi? Kim bu Camio? Ne iş yapıyor? Şu anda nerede?

Camio’yu kurgularken biz insanların birbirimizi yargılamaya, sınıflandırmaya, kendimizden aşağı veya üstün görmeye ne kadar yatkın olduğumuzu düşünüyordum. Dünyadaki bütün insanların alnında birdenbire bir rakam belirse neler olur, bunu merak ettim. Bir düşün, sabah uyanıyorsun ve herkesin alnının ortasında bir sayı duruyor; kimi küçük, kimi büyük, ama hiçbiri diğeriyle aynı değil. Sanki ilahi bir güç herkesi saymış ve sıraya koymuş gibi… Senin sayın neyi temsil ediyor bilmiyorsun; silsen silinmiyor, dövme gibi kalıcı bir şekilde yapılmış. Kaosa sürüklenmek çok uzun sürmez diye tahmin ediyorum. Çok geçmeden alnındaki sayı düşük olanlar kıymetli kabul edilir, bir numara mesih ilan edilir, büyük sayılılar gözden düşer…

Biz insanların korkularımıza teslim olduğumuz ve dünyaya önyargılarımızın dar penceresinden baktığımız vakit dehşetli bir kolektif aptallığa sürüklendiğimizi görüyorum. Camio’da büyük ölçüde bundan bahsettim.

Berrak'ın en sevdiği yazarlar, evin kapısından sokağa çıkaramayacağı kitapları? Ödünç veremeyeceği yazarları kim? Sor bakalım Berrak'ıma...

Sevdiğim yazarlar o kadar çok ki, nereden başlasam? Balzac, Oscar Wilde, Lewis Carroll, Tolkien, Lawrence Durrell, John Fowles, Borges, Julio Cortazar, Douglas Adams, Yukio Mishima… Son zamanlarda çok beğendiğim romanlardan birkaç tane sayayım: Kate Atkinson (Hayat Sil Baştan), Marcelo Figueras (Kamçatka), Joshua Ferris (Makul Bir Saatte Yeniden Uyansam)

Edebiyat dışında Shunryu Suzuki, Pema Chödron, Krishnamurti ve Gurdjieff. Ama kitaplarımı ödünç vermeye bayılırım, özellikle en sevdiklerimi. Muhakkak arkadaşlarım da okusun, üzerinde konuşalım isterim.

Hangi kitabı "sen" yazmış olmak isterdin?

Otostopçunun Galaksi Rehberi!

“Kişilik bir uydurmaca, bir büyük yalan, bir kurgu… İnsan onun pençesinden kurtulduğu anda özgürleşiyor ve kendini gerçek anlamda sevebilmeye başlıyor.”

Bir dahaki sefere, dünyaya gelişinde her şey senin istediğin, önceden ayarladığın gibi olacak olsa, bu yeni seferde dünyanın neresindesin? Kimsin? Neler yapıyorsun? Aykırı Akademi'cilere bir gününü anlatır mısın?

Doğanın tam ortasında, son derece basit ve sıradan bir hayat süren bir insan olmak isterim. Dünyanın neresinde olduğum hiç fark etmez, ama hayvanlarla, çocuklarla, ağaçlarla ve çiçeklerle çevrelenmiş olmak isterim. Güneş doğarken uyanıp açık havada meditasyon yapmak, yürüyüş yapmak, toprakla uğraşmak, ev işleri yapmak, yemek yapmak, kitap okumak… Bütün ömrümü böyle geçirmek isterim. Bu hayatımın geri kalanını da bu şekilde geçirmeyi hayal ediyorum ve ona göre hazırlıklar yapmaya çalışıyorum.

Nasıl bir dünyaya özlem duyuyorsun? Yoksa ne özlemi canım? Dünyada her şey yolunda mı?

İnsanların zihinsel çatışmalarını nasıl giderebileceklerini daha küçük yaştayken öğrendikleri, kendilerini tanımak için gayret gösterdikleri bir dünyanın hayalini kuruyorum. Daha çok meditasyon yapılan, daha yavaş, daha sakin ve telaşsız bir dünya…

Olmazsa olmazların var mıdır?

Vardı, ama onların da değişken olduğunu gördüm. Artık olmazsa olmazlarım yalnızca kendim için var, başkalarına karşı daha esnek ve hoşgörülü olabilmek için bütün gücümle gayret gösteriyorum. Kendim için uymaya çalıştığım kurallarım var: tembellik etmekten hoşlanmıyorum, düzenli ve disiplinli yaşamaya çalışıyorum. Hayata karşı saygılı olmaya çalışıyorum, canlıları bilerek ve isteyerek incitmemeye çalışıyorum. Kendim dahil bütün canlılara saygı göstermem gerektiğine inandığım için bedenime iyi bakmaya çalışıyorum. İyi beslenmeyi, spor yapmayı önemsiyorum. Her gün muhakkak meditasyon yapmaya özen gösteriyorum. Uyanık kalmaya, kendimi hatırlamaya çalışıyorum. Bunlar olmazsa olmazlarım, ama yoldan çıktığım günler olursa kendime çok kızmam, kendimi incitmemeye özen gösteririm.

Özellikle son birkaç yıldır kesinlikle olmaz dediğim bir şey şu: kendimi korkularla doldurduğum zamanlarda, üzgün, aciz, yenik ve yorgun hissettiğim zamanlarda muhakkak zihin durumumu değiştirecek bir egzersiz yaparım.  Bıkkın, yorgun, sevinçsiz ve neşesiz olmaktan katiyen hoşlanmıyorum.

En sevdiğin özelliğin? Neden?

En sevdiğim özelliğim: gıcık olduğum özelliklerimi çok ciddiye almadan, hafifçe ele alarak yavaş yavaş düzeltmeye çalışıyor olmam.

En gıcık olduğun özelliğin? Neden?

En gıcık olduğum özelliğim: en sevdiğim özelliklerim dahil hiçbir özelliğimi ciddiye almamam gerektiğini sürekli aklımda tutmaya çalışıyor olmam. Bu benim “olmazsa olmaz” listemde var: kendini ciddiye almamak için zihinsel çalışma yapmak. Buradan kendimi sevmediğim veya önemsemediğim anlamı çıkarılmasın; önemsemediğim şey kişiliğim. Kişilik bir uydurmaca, bir büyük yalan, bir kurgu… İnsan onun pençesinden kurtulduğu anda özgürleşiyor ve kendini gerçek anlamda sevebilmeye başlıyor. Kişiliği –yani dışarıya yansıtmak için büyütüp, beslediğim imajı- önemsememeyi biraz becerince kendimle müthiş güzel arkadaşlık etmeye başladım. Herkese tavsiye ederim, muazzam bir his!

“Sistemi yaratan şey insan zihnidir. Zihin değişmedikçe, sistemdeki her değişiklik yalnızca vitrin değişikliği olabilir. Belki biraz daha hoş, makyajlı bir sistem…”

Yaşadığımız ülkede değiştirmek istediğin şeyler var mı? Diyelim böyle bir gücün veya etkin var, neler değişirdi?

Bir insanın kendi zihninden başka hiçbir şeyi değiştiremeyeceğine inanıyorum. Öte yandan, herkes kendi zihninde gerekli değişiklikleri doğru şekilde yaparsa başka hiçbir şeyi değiştirmeye gerek kalmayacağını düşünüyorum.

2 kasım'da nasıl bir sabaha uyanmak istedin? Nasıl bir sabaha uyandın?

Siyaseti bir yere kadar önemsiyorum. Siyaset dünyası temelde içgüdü kademesindedir. Kuşkusuz, bu dünyada gerçekleştirilmesi gereken devasa bir devrim var, fakat bu devrimin insan zihninin yarattığı yapıda -yani herkesin suçlamayı seçtiği sistemde- değil, bizzat insan zihninde başlaması gerekir. Sistemi yaratan şey insan zihnidir. Zihin değişmedikçe, sistemdeki her değişiklik yalnızca vitrin değişikliği olabilir. Belki biraz daha hoş, makyajlı bir sistem…

Ev Yapımı Bir Paraşüt’te yazdığım gibi, kolektif olarak çektiğimiz bütün ıstırapların bireysel bilinçsizliğimizin yan ürünü olduğunu düşünüyorum. Bilinçli kişinin kişisel ıstırapları büyük ölçüde yok olur. Böyle bir insan kendini kolektif şuursuzluktan kurtarır ve dünyanın mevcut acılarına yeni acılar eklemez. Kolektif acıları sona erdirmenin yolu bireylerin zihinlerinin doğru yönde değişmesinden geçer. Zihinlerin muhakkak eğitilmesi, kendi haline bırakılmaması gerekir. Eğer bilinçlerimiz değişirse, toplum yapısı da onu izlemeye mecburdur. Ancak tersi doğru değildir, sistemi değiştirerek bilinçleri değiştiremezsiniz. Tam da bu yüzden, tarih kitapları başarısız olmuş devrimlerle doludur.

Bir sanatçılar sofrası hayal edecek olsan, sen de ev sahibisin, konukların kimler olurdu? Yalnız masada sadece 10 sandalye var. Eğer sen de oturacaksan 9 tane kaldı unutma:)

Sanatçılarla değil de filozoflarla, bilim insanlarıyla ve mistiklerle oturmayı tercih ederdim. Neticede onlar da dünyaya zarafet getiriyorlar.  Socrates’i muhakkak isterdim. Buddha’yı, Krishnamurti’yi ve Lao Tzu’yu isterdim. Masada biraz da dişi enerjisi olmalı, öyle değil mi? Pema Chödron ve Helena Blavatsky aynı sofrada çok ilginç olabilir. Paralel evrenleri ve sicim kuramını konuşmak için Brian Greene ve Michio Kaku’yu davet ederdim. Son olarak ünlü bir Tibet’li bilge olan Milarepa’yı davet ederdim. Milarepa’yı davet etmemin sebebi, sana ve bu röportajı okuyanlara kıymetli bir armağan vermek, çünkü onun ismini duyan ve yüksek sesle söyleyenlerin yedi kere üst üste iyi koşullarla oluşan bir yeniden doğuma kavuşacaklarına inanılır. Hadi yine iyisiniz, sayemde yedi defa çok kıyak hayatlar yaşayacaksınız.

“İnsanın, kendisini bağlayan evrensel yasalara saygı göstermeyi öğrenmesi gerekiyor, aksi takdirde büyük bir bedel ödeyecek.”

Altıncı Irk, yani ikinci bebeğin, onun nasıl bir yolculuğu oldu doğuma dek? Hiç bilmeyenlere, okumamış olanlara nasıl anlatırdın? Benim çok sevdiğim bir kitabın oldu her zaman...

Altıncı Irk, Yunan mitolojisinden yola çıkarak yazdığım bir romandı. Orada, doğaya tahakküm eden ve kendi çıkarları uğruna birçok yaşam biçimini hunharca tahrip eden insanoğlunun “Gereklilik Tanrıçası Ananke” tarafından cezalandırılışını anlattım. Ben, yaşamın insanoğlu tarafından yok edilmeye bu kadar kolay izin vermeyeceğini, direneceğini düşünüyorum. İnsanın, kendisini bağlayan evrensel yasalara saygı göstermeyi öğrenmesi gerekiyor, aksi takdirde büyük bir bedel ödeyecek.

Ev Yapımı Bir Paraşüt… Şahane bir kitap ismi. Evde yapılabildiği için okura öncelikle güven sonra da umut veriyor. Ne kadar zamandır üzerinde çalışıyordun? Ne zaman çıktı? Peki Seslenen Kitaplar projesine nasıl dahil oldu? Kim seslendirdi? Kitaplar neden seslendiriliyormuş? Kitap okunmaz mı canım? Okuyanların yorumları nasıl oluyor? Bu kadar çok soruyu kaç dakikada cevaplayabiliyorsun?

Ev Yapımı Bir Paraşüt’ü oldukça kısa bir sürede yazdım, ama uzun yıllardır üzerinde çalıştığım konuları ele aldığım bir kitap. Seslenen Kitap projesinde bundan evvel “İki Cihanın Bekçisi” romanım yer almıştı, onu ben seslendirmiştim. Seslenen Kitap benim çok sevdiğim, çok önemsediğim bir proje çünkü kitap okumaya vakti olmayan kişileri kitaplarla buluşturuyor. Trafikte sıkılmak yerine bir kitap bitirmek harika bir fikir değil mi? Ben spor yaparken de dinliyorum, bazen ayda 3-4 kitap bitirdiğim oluyor.

Ev Yapımı Bir Paraşüt’ü yazmaya başladığım ilk günden beri senin seslendirmeni hayal ediyordum. Her şeyden evvel bu kitabın ruhunu çok iyi anlıyorsun, henüz yazılırken okudun ve bütün yolculuk boyunca yanımda yer aldın. Bana bir nevi ‘hayalet editör’ gibi destek verdin diyebilirim. Şimdi de kitaba yaşam kattın, içindeki karakterlere nefesini üfledin ve onlara can verdin. Doğrusu, bu kitabı senin sesinden dinleyebileceğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Kendini en özgür hissettiğin zamanlar hangi zamanlar oluyor? En son ne zaman işte bu benim, tam anlamıyla buyum ben dedin?

İçinde bulunduğum durum ne olursa olsun –iyi veya kötü- o durumdan kaçmaya çalışmadığım, onun içinde sakince kalabileceğimi ve onunla başa çıkabileceğimi duyumsadığım zamanlarda büyük bir özgürlük hissediyorum. Kötü taraflarımı ve kusurlarımı yok saymak yerine onları görmek, fark etmek cesareti gösterdiğim zamanlarda özgürlük hissediyorum. Hayatı benim isteklerime göre aksın diye çekiştirip, itiştirmek yerine bütünüyle kabullendiğim zamanlarda özgürlük hissediyorum. Kendimden kaçmadığım, gölgemle ve içsel kaosumla yüzleşecek yürekliliğe sahip olduğum zamanlarda kendimi tam anlamıyla özgür hissediyorum.

“Ev yapımı paraşüt bir kişisel gelişim kitabı değil, yalnızca kişinin kendini keşfetmesi için bir çıkış noktası.”

Affedebilmek de bir tür özgürleşme mi? Ev Yapımı Bir Paraşüt'ü okuyanlar ve okuyacak olanlar bu kelime ile çokça olmasa da karşılaşacak, sen en son kimi affettin? Affedebilmek neden bu kadar önemli?

Affetmemiz gereken şey her kimse veya her neyse onu affetmediğimiz sürece geçmişin yükünü taşımaya devam ediyoruz. Bir başkasına kızgın olabiliriz, kendimize kızgın olabiliriz veya bize istediklerimizi vermedi diye hayata kızgın olabiliriz. Bu çatışmalar zihnimizde büyük engeller yaratır ve özgürleşmemizi olanaksız kılar. Zeki bir insan kendisi son derece haklı bile olsa çatışmayı sonlandırır ve geçmişin zincirlerini kırar. Ev yapımı bir paraşütte ‘akıllıca bencillik’ diye adlandırdığım tavır budur. Affedilmeyi zerre kadar hak etmediğine inandığın bir kişiyi bile affedersin çünkü bunu yapmazsan geçmişte yaşamaya mahkum olduğunu bilirsin. Mutsuz ve kırgın olabilirsin, suçu daima başkasına atabilirsin, suçu hayata ve kadere atabilirsin, ama bu hiçbir sorununu çözmez. Kimi zaman çok yüce gönüllü olduğun için değil yalnızca zihnini tazelemek için, zihninde o aynı meseleye daha fazla yer ve enerji ayırmamak için affedersin.

Yeni kitabının bir kişisel gelişim kitabı olduğunu söyleseler bunu söyleyenlere ne demek isterdin?

Kişisel gelişim çalışmaları geleceğe yönelik bir beklentiye dayanır.  Kendimize zaman içinde değişmemiz gerektiğini ve bunu başarabilirsek, çeşitli eksiklerimizi giderebilirsek daha iyi bir hayat yaşayabileceğimizi söyleyip dururuz. Bu da üzerimizde bir baskı oluşturur ve ekstra bir içsel gerilim yaratır çünkü kişisel gelişim çabası kesin bir kanıya dayanır: Şu anki halimiz kötüdür, eksiktir, katiyen yeterli değildir. ‘Bugün buyum, yarın daha iyi bir şey olacağım ve kederlerim sona erecek’ düşüncesiyle kendimizi yıpratırız. Oysa kederlerimizin sona ermesi için bambaşka bir yaklaşım gereklidir. Her şeyden evvel kendimize bakmamız ve ıstıraplarımızın kaynağını görmemiz gereklidir. Olması gerekeni hayal etmeyi bırakmamız ve olanla yüzleşmemiz gereklidir. Ev yapımı paraşüt bir kişisel gelişim kitabı değil, yalnızca kişinin kendini keşfetmesi için bir çıkış noktası. Kendini keşfetmenin yolu ise zihnini tanımaktan geçiyor. Zihnimizle ilişkimiz bozuk ve çarpık, onu neredeyse hiç tanımıyoruz ve onun çalışma yöntemlerini bilmiyoruz. Ev yapımı bir paraşütte kişinin zihniyle olan ilişkisini nasıl düzeltebileceğini anlatmaya çalıştım. Zihnini doğru şekilde kullanan bir kişinin kendini şu ya da bu şekilde geliştirmek adına bir başka çalışma yapması gerekmediğini düşünüyorum.    

20 sene önceki Berrak, sokağın başından göründü, sana doğru yürüyor, yanından geçip gitmesine izin verebilir ya da onu durdurup içinden geçenleri söyleyebilirsin. Var mı ona söylemek istediğin bir şey? Yoksa ardından mı bakıyorsun geçip gittiğinde?

Hayır, geçip gidemez! Buna müsaade edemem, çünkü ona muhakkak söylemem gereken şeyler var. Büyük bir ihtimalle sözlerimi tam olarak dinlemeyecek, anlamayacak ve gülüp geçecek, ama yine de zihnine bir tohum atmış olacağım.

Ona şunları söylemek istiyorum: Sen zihnin değilsin. Zihninde kaynaşıp duran düşünceler değilsin. Düşüncelerine mahkum değilsin. Sana eziyet eden düşünceleri düşünmek zorunda değilsin. Onların peşinden sürüklenip hırpalanmak mecburiyetinde değilsin. Zihin, senin elindeki araçlardan biri. Onu kullanmayı öğren ve onun tarafından kullanılmaya bir son ver.

 

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri