13
Aralık

Bıyıkları Barut Kokulu Adamlar

13 Aralık 2015 Yazar: Orhan Gökdemir | Köşe adı: LE'BİDERYA
Tüm Yazılar

"Güneş, yürüyen adamın yüzünde sızının izdüşümünü elleriyle yokluyor. O anda yıllanmış acılar kaldırıp başını güneşe bakıyor…"

Bıyıkları barut kokan kardeşim Cengiz Türüdü’ye

Orhan Gökdemir

Bıyıkları barut kokulu bir adam geçiyor sokaktan. Sıkıyönetim az önce geceden gündüze dönmüş, sabah tedirgin, sokak daha atamamış üzerinden uzun geceden kalan kan kokusunu. (Belli ki çocuklar ölmüş yine…) Bıyıkları barut kokulu adamın yüzünde sayısı tutulmamış pusulardan bakiye serseri bir sızının izdüşümü. Ama işte nasıl hayatta kalmışsa kalmış, kaygısız, dimdik yürüyor. Ne barut kokusu şu anda, ne gecenin sakladığı suç, ne parlamaya yemin etmiş namlu... Güneş, yürüyen adamın yüzünde sızının izdüşümünü elleriyle yokluyor. O anda yıllanmış acılar kaldırıp başını güneşe bakıyor…

Bıyıklarına sinmiş o barut kokusu adamın ölüme kefaretidir. Ve şu anda, şimdi, bıyıkları barut kokulu adam için tek gerçek sabaha çıkaracağı hesaplanmış sigara paketinin beklenmedik ihanetidir.

Atlattın diyelim bundan sonraki pusuları da. Ama sana doğrultulmuş namlular değil tek mesele. Sen yürüsen de sanki hiç çocuk öldürülmemiş gibi öyle başın yukarıda, bir gün tarihini düşmanlar yazar. Ve bıyıklarına sinmiş barut kokusunu, ülkene ihanetinin delili sayar.  Başarısız pusulara katar adını, kendini savunmak için çektiğin silahı karanlık örgütlerin dökümünde görürsün.

Bütün namlular sana yönelikti tabii ki biliyoruz. Ama daha hainler de namlunun izdüşümündeydi. Parlayan namlulardan korktular ve çocuklardan bildiler acılarını.

Öle öle ölümü yendi çocuklar tabii ki biliyoruz. Bu uzun karanlıkta beklenmedik sabahlar onların marifeti evet. Ömürlerine saplanmış bıçakları yanarken görmüşlerdir ve elbette yakalarına iliştirdikleri merhameti işkencede kan kusa kusa öğrenmişlerdir. Ama ihanete engel değil bütün bunlar.

Bıyıkları barut kokulu adam düşünüyor. Bu kan kokusu hayra alamet değil. (Belli ki çocuklara saldırmış katiller yine.) Babalar bıçak biliyordur şimdi, analar yastadır kan akıtıldıysa. Yüreğinin sıkışması da hayra alamet değil… Biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı! Hay Allah bu sigara paketi de neden böyle ihanet etti şimdi?

Öyleyse düş yeniden yola, ömrüne saplanmış bıçakları yak. Süz acılarını ve içinde sancıyan şiiri çıkar.

Bıyıkları barut kokulu adama Metin Eloğlu’nun ağıtıdır bu:

 “Süz acını şair

Tülbendiyle şiirin ve sesine sar

Açar belki bir gün biri

Çıkarıp bakar.

 

Yar yüreğini bir çiçekle

Kara bir çiçekle

İçindeki sancıyan

Şiiri çıkar.

 

Çiğnesen baldıranı bile

Şiir sızar ölürken ağzından

Saplasalar bıçağı ömrüne

Bıçak yanar.”

Ölüm hayatı kuşatalı beri kaç mevsim geçti, hatırlar mısın? Kaç çocuk can verdi ölüme direnirken? Öyleyse süz acını tülbendiyle tarihin ve sesine sar. Olanca gücünle haykır bu şanlı direnişini. Evet, belki yine yenilirsin, yine düşersin. Ama bıyıkları barut kokulu adamlar kalır geride. Saklar direnişini, açar belki bir gün biri, çıkarıp bakar.

Madem çocuklar ölüyor, madem Tanrıdan bize hayır yok, esirgemeyen ve bağışlamayan şeytanın adıyla başlamayı deneyelim hayata. Belki o tutar ellerimizden…

“Düşünmez misin, niye boğulur boğulanlar

Işıldasınlar diye yalnızlıklarının dibinde

Bunda elbet bir ibret var

Andolsun, yeniden andolsun karanlığa ki

Seni defnedecek şiir bulunur”

Tanrıyı defnedecek bir şiir de buluruz belki.

Deki, “gözettiklerimizden kıldık seni, kayırdık ve defterine sürgün yazdık. Sen sürgünsün. İyi kullan yabancılığını. Yalnızlığını iyi yürü. Yokuşunu şehvetle çık, ayak sürüyenlerden olma.”

Deki, “değdiriyordun diyelim parmağını hüzne yavaşça, eriyip rengârenk bir uçurtma oluyordu o an hüzün dokunmanla. Diyelim bakıyordun ağlayan bir çocuğa, donup kalıyordu gözyaşları çocuğun akarken yanağında. Bir zamanlar öyleydi şimdi yoksun, mevsim kış, vakit hüzün ve bütün çocuklar ağlıyor.”

Deki, madem vakit hüzün öyleyse Tanrıyı defnedebiliriz. Belki diner çocukların ağlamaları. Hadi, kanı sil, kurtar sevinci.

Budur işte bıyıkları barut kokanların tarihi. Onun için not düşer şiire Erdal Alova: “Ey acımızı yazmak isteyen, bizi çocukların yüzünde ara.”

Demek ki, çocukları öldürseniz bile karşılıksız kalmaz geleceğe yazılan mektuplar. Derlenip toparlanıp düşelim yola; “Yol da öyle güzel ki sanki ucunda ölüm yokmuş gibi…”

Öyleyse düş yeniden yola, ömrüne saplanmış bıçakları yak. Süz acılarını ve içinde sancıyan şiiri çıkar.

Biliyorum, ne çocukları kurtarır şiir, ne Tanrıyı defneder. Ama belki yüzünde kabuk bağlamış sızının acısını hafifletebilir.

Hay Allah bu sigara paketi de neden böyle ihanet etti ki şimdi?

Öyleyse süz acını tülbendiyle tarihin ve sesine sar. Olanca gücünle haykır bu şanlı direnişini. Evet, belki yine yenilirsin, yine düşersin. Ama bıyıkları barut kokulu adamlar kalır geride. Saklar direnişini, açar belki bir gün biri, çıkarıp bakar.

Biz yazarsak belki diner çocukların ağlamaları. Hadi, kanı sil, kurtar sevinci.

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri